Platonun ünlü mağara alegorisi


Bir mağaranın içinde, dışarıdan gelen ışığa arkalarına dönük olarak ömürlerini geçirmiş olan insanların tek gördükleri önlerine vuran hayvan, insan ve nesne gölgeleridir.

Gerçek formunu hiç görmemiş bu insanlar için tek gerçeklik bu gölgelerdir. Hapis olan kişilerden biri bir gün aniden serbest kalır.

Mağaranın dışındaki dünya ile karşılaşır. Tamamen ışık ile yani gerçek ile tanışan bu kişinin gözleri neredeyse körlük yaşar.

Zamanla şimdiye kadar gerçek sandığı gölgelerin aslında gerçek olmadığını ve gerçeklerin birer karanlık yansıması olduğunu anlamaya başlar.. Hayatın gerçeğini anlayan bu kişi mağaraya dönüp diğer insanlara gölgelerin sahte olduğunu ve asıl gerçeğin dışarıda olduğunu anlatmaya çalışır. Ancak dışarıyı hiç görmeyen bu insanlar anlatılanı idrak edemezler ve kızgınlıkla karşı çıkarlar… Platon, mağara alegorisi yani benzetmesinde bir şeyleri anlamaya başlamış olan filozofların bunu halka anlatamayışını örneklemek istemiştir.

Bu metafor günümüz dünyası ve düzeni içinde hala geçerlidir. Çünkü insanlar anlayabildikleri kadarını kabul edip kendi anlayışlarının ötesinde anlatılanları kabul etmezler. Bu yüzden gerçekleri anlatanlar bir şekilde toplum içinde baskı altına alınır.

Işığı-gerçeği görmek doğruyu duymak rahatsız edicidir. Bu yüzden zihin karanlığı ve esareti seçer. Cahillik mutluluktur..Gerçek ile yüzleşmek ve özgür olmak cesaret ister.

Herkesin bir gün mağaradan çıkabilecek kadar cesur olması dileğiyle.

Hayata dokunmak 


Bir insanın hayatını avuçlarının arasına almak nasıl bir duygu, nasıl bir sorumluluk tahmin edebilir misiniz? Ya bunu tüm yaşamı boyunca yapanlar, yapacak olanlar neler hisseder, yaşar? Siz kendinizde bir rahatsızlık farkettiğinizde bunun adının konması ve bir an önce sağlığınıza kavuşmak için çalabileceğiniz kapı neresi? Siz hiçbir şey farketmeseniz de olabilecek hastalıkları önceden düşünüp tarama, koruma programları planlayan kim düşündünüz mü? 

O herhangi bir tedaviden önce sizi bilgilendirmek için anlatılan ve imzalatılan formlar var ya, sizi herhangi bir tehlikeden korumuyor. Koruyacak ve sizinle yanınızda savaşacak olan doktorunuz. Kabul etmemeniz sadece sizi sorumlu kılar, etmeniz ise doktorunuzu büyük bir yükün altına sokar. Sizin canınızı koruma yükü. Bunu bir insan neden yapsın ki sizin için, hiç düşündünüz mü? 

Doktorlar kavga etmeyi bilmez. Bu onlara öğretilmez çünkü uzun eğitim süreleri boyunca. Onlara sadece çok büyük bir yükü nasıl omuzlayacakları ve duygularını belli etmeden nasıl katı olabilecekleri öğretilir. Ama şunu anlamalısınız ki bizler iki kişilik üzülürüz ve yine iki kişilik seviniriz sizinle birlikte. Katı olmak zorundayız çünkü sizin için çözüme kavuşup biten bir sağlık sorunu, bir başka hastada bizim için yeniden başlamaktadır. 

Sağlık için savaşanların kendilerini korumak için de savaşmayı öğrenmeleri ne kadar sıkıntılı bir durum farkında mısınız? Siz mecbursunuz bunu anlayın artık, onlar sizi mutlaka kurtaracak ve iyileştirmeye mecbur kişiler değil. Sadece insan onlar, eğitim görmüş ve yardımcı olmak için ellerinden geleni yapmaya ve sır tutmaya yemin etmiş insanlar. Ya onlarla iyi geçinecek sağlığınıza kavuşmak için birlikte savaşacaksınız, ya da sadece vakit kaybedeceksiniz 

Bugün, hiç olmazsa bir gün bunları düşünün. Yoruluyoruz gerçekten. Ruhumuz, bedenimiz, beynimiz yoruluyor. Yarın yine sağlığınıza kavuşmak için buyrun  gelin. Sabah hergün olduğu gibi iyi başlayacağız biz. Yormayın bizi. 

Hem bekarlara, hem evlilere


1656337_570664743030228_1658019843_nPırıl pırıl ütülü giysili, misler gibi parfüm kokulu, saçları taralı, dişleri fırçalanmış adamı / kadını sevmek kolaydır. Aslında aşk, aynı insanı, sabahın körü uykudan uyandırdığındaki en sinirli hali ile de kabul edebilmek, aynı tuvaleti bir dakika arayla
kullanabilmek, diz yapmış pijamalarla kanepede yastıklara sarılıp sızmışken bile şefkatle okşayabilmektir. Buna katlanamayanlar zaten âşık değillerdir. Bu durumda evlilik hoşlandığın insana karşı olan duygularını öldürüyor diyebiliriz. Zira âşıksan, aynı havayı solumak bile zevk verir. Hep beraber olmak istersin. Banyodan gelen su sesi bile onun evde olduğunun işaretidir ve huzur verir. Ütülediğin gömleğin ona ne kadar çok yakışacağını düşünürsün. Pişirdiğin yemeği ne çok seveceğini hayal edersin. Bin tane ayakkabısı varken bin birinciye sahip olmaktan mutlu olacak diye, istediğin gömleği satın almaktan vazgeçersin.

Zamanla almaktan çok, bir şeyler vermekten mutluluk duyduğunu keşfedersin. Eğer kadın evlilikte ikinize yemek pişirecek, dolabı düzenleyip ütüyü yapacak bir anne olacak görülüyorsa, o kadının saçlarının hiç yağlanmadığı ve adamın geceleri terlemediği düşünülüyorsa, asla kavga edilmeyecek ve lavabo tamir edilirken dahi gülüşüp öpüşülecek zannediliyorsa zaten beklenti bir evlilik değil, bir amerikan filmini yaşamaktır. Bu hayallerle yola çıkıldığında, damat ilk gece gelinin saçlarından onbin firkete sökmeye çalıştığında, gelin ise damat firketeleri çıkaramayıp “s….m böyle kuaförü” diye söylendiğinde zaten evlilik sandıkları şey çatırdamaya başlayacaktır. Evlilik; sadece aşk değildir. Evlilik; ev arkadaşlığı, kankalık, sırdaşlık, ortak hesaba sahip mudilik, ayrı kökenlerin birleşmesi, başı hatırlanmayan bir akrabalık ilişkisidir. Aşk bu ilişkide tutkuyu sağlar ama zaten tek başına ayakta tutamaz.

Âşıksanız ateşli sevişmeler yaşarsınız ama kış akşamları evde konyak içip geyik yapamayabilirsiniz. Hala canınız sıkıldığında onu değil de annenizi arıyorsanız, yalan olmuştur o evlilik. Aşk evlilikte gider gelir. Halıya kola döktüğünde aşk biter, ama o, halıyı temizleyebilirse gene aşık olunur. O aradaki sinir evresini aşabilenler ellinci yıla kadeh kaldıranlardır.Tahammül edemeyenler ise ikinci evlilikten sonra artık evliliğin yalan olduğuna inanacaklardır. Zafer, direnenlerin olur.

C.Dündar