Olmadı


Bir çırpıda ayırmıştım seni herkesten, topluca çekilen eski bir fotoğraftan kendimi bulup işaretler gibi. İşte bu benim demiştim, işte ben oyum, işte biz birbirimiziz, işte biz tekiz.

Biliyorum, herkesi sevebilmenin tek yolu, hiçkimseyle tanışmamaktır.

İnsanlarla kötü tecrübelerin aynı olduğunu söylerler. Birinin başına gelmesi, herkesi kapsayan ortak bir kanı demekmiş. Çok öncelerden öğrendiğim ama hiçkimseye öğretemediğim bir gerçek bu.

Biz seninle her akşam eve dönmenin daha kısa yollarını keşfetmeli, sinemada bize ait olmayan ve beyaz perdeyi daha iyi gören koltuklara gizliden oturmanın yollarını aramalı, en kısa zamanda yapılabilecek basit ama lezzetli yemek tarifleri öğrenmeli, o giyeceğim pantolunun üstüne hangi gömleğin daha iyi duracağını düşünmeli ve etek boyun için santimi santimine kavga etmeliydik.

Yaptık ta…

Olmadı…

Üzülmeyi bile benimseyebilirdim inan seninleyken. Olgulardan değil, sebeplerden bahis açsaydın eğer. Düşün bir bina inşa edilene kadar ne çok alt yapı çalışması yapılıyor. Ve bir binanın yıkılması için ne kadar küçük bir teknik aksaklık bile yeterli olabiliyor. Ben her enkazın üstüne yeni bir yapı kurabilirdim, benimle yapımı veya yıkımı değil, nedeni tartışsaydın eğer. Evet kötü zamanları bile bir solukta aşabilirdim inan seninleyken. Akreple yelkovanın konumunu değil, gösterdiği zamanı baz alsaydın eğer.

Yapamadın…

Olmadı…

Yürümeliydik, ölene kadar yolumuz vardı, olmuyor dememeliydin. Ölüm herkes için ortak bir son, her şekilde ulaşılacak bir bitiş çizgisi. Onun öncesinde bitti sandığımız şeyler hayatımız boyunca her gece gördüğümüz ama kalktığımız her sabah bitti dediğimiz rüyalar gibi. Yaşanılası şeyler vaat ediyordum sana, finaldeki ölümü hiç hesaba katmadan. Nihayet için bir sebep değildim ama mevcudiyet için bir neden olabilirdim.

İstemedin…

Olmadı…

Ben eşyalara dokunmayı senden öğrendim. İnsanlara dokunduğumdan daha merhametlice hem de. Sabit olan her şeye karşı çekincelerimi seninle giderdim, hareket edenlere karşı hala devam ediyor. Düşünsene; hiçbir gül dalındayken kimsenin parmağına dikeniyle nüfuz etmiyor, o ancak kopartılınca canileşiyor. Veya hiçbir otomobil park halindeyken kimseye çarpmıyor, o yalnız hareket ederken tehlikeli oluyor. Seninle hareket eden şeyleri de sevebilirdim, yemin ederim. Göğüs gererdim dönüp duran ne varsa, üstüne yürürdüm yürüyenlerin. Artık devam etmeyelim, duralım demeseydin.

Sen durdun…

Olmadı…

En az annen ve kardeşlerin kadar sevdim seni, annen ve kardeşin olmayan herkesten çok daha fazla. İnsan düşünerek her şeyi ölçebiliyormuş meğer zihnen. Kalan ömrünün ne kadar vefa edeceğini, şehrin kalabalığının yalnızlığına oranını, bir kitabın kaç saatte biteceğini ve bir şarkı boyunca kaç nefes alınabileceğini. Hesapsız yaşamak istediğim şeyler de oldu tabii. Senin gibi.

Anlamadın ki…

Olmadı…

Sustuğun her şeyin bir gün kendi kendini anlatacağı zamanlar var, gizlediğin yaraların ortaya çıkacağı zamanlar. Her yalanın olduğu gibi, her doğrunun da afişe olacağı kaygılar. Anlatmayı beceremediğim şeyler var, beni anlatan şeyler. Bana iklim kazandıran tabiatlar, beni tarif eden coğrafyalar. Ve benim içimde küflenen dualar var, dilimden sana ulaşanlar.

Olsa da, olmasa da;

Tedavi ettirmeyecek kadar seveceğin, ağır ağrılar diliyorum sana..

Kazım Baran Yılmaz


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s