VAE VICTIS


Alix_VaeVictis_WEBTuna nehrinin güneyinde yaşayan Keltler, M.Ö. beşinci yüzyıl sonlarında, German kabilelerinin baskısı sonucu yeni yerler edinmek için, Alpleri geçerek Po nehrinin geçtiği vadiye gelmek zorunda kaldılar. Bu bölgelere Etrüksler hakimdi ve o sıralar Romalılarla barış halindeydiler. Daha önceden olan ticari ilişkileri nedeniyle burada yaşayan Etrüskler ve yeni gelen Keltler birbirlerine çok yabancı sayılmazlardı. Kelt kabilelerinin bir kısmı yeni yurtlarında tarım ve hayvancılıkla uğraşarak, Etrükslerle kavgasız bir hayata devam ederken, Adriyatik sahilleri dolaylarında yerleşen bir kısım Kelt kabilesi ise daha ötelere gitme planları yapmaktaydılar.
İşte bu kabilelerden biri olan Senon kabilesi, Etrüsk bölgesini işgale devam ederek, Roma’nın 180 km kadar kuzeyindeki Etrüsklerin en büyük şehirlerinden biri olan Clusium’a saldırdılar. Senonların lideri Brennos adında korkusuz bir Kelt savaşçısıydı.
Etrüskler Romalılardan yardım istemek zorunda kaldılar. Romalılar anlaşma yapmak için Senon kabilesine bir heyet gönderdiler. Keltler bu heyetin başında olan üç elçinin asıl amaçlarının anlaşma olmadığını fark etmekte gecikmediler. Bu elçiler, Brennos ordusunun gerçek gücünü anlamak için gönderilmişlerdi. Üstelik elçiler Brennos’a çok küstahça davranarak Kelt kabilesini küçümsediler. Elçilerin bu saygısız davranışları karşısında, Brennos elçilere bağırarak şu mesajının Roma’ya iletilmesini istedi,
“Biz sizlerin varlığını çoktandır biliyorduk; ancak siz bizim varlığımızı şimdi öğrendiniz !”
Bunun üzerine, elçiler Brennos’un çadırını öfkeyle terk ettiler; ama Roma’ya dönmediler. Brennos’un komutanlarıyla ağız dalaşına giriştiler ve kavga etmeye başladılar. Birbirlerine küçümseyici sözlerle ve hakaretlerle atışmalar devam etti ve bu didişme sırasında Kelt komutanlardan biri bıçaklanarak öldürüldü. Bu durum karşısında Keltler galeyana gelmiş bir halde Romalıları kovaladılar. Elçiler Roma’ya kaçarcasına dönmek zorunda kaldılar. Clusinum’u kurtarmak mümkün olmamış ve durum daha da kötü bir hal almıştı. Şimdi peşlerinde kızgın bir Kelt ordusu vardı.
Bu defa elçi gönderme sırası Senonlara gelmişti. Kızgın Brennos Romaya üç elçi gönderdi. Komutanlarından birini öldürerek kaçan o küstah elçilerin geri verilmesini istedi. Onları cezalandırmakta ısrar etmekteydi. Roma bu isteği kesinlikle yerine getirmeyeceğini bildirdi. Artık öfkeli Kelt ordusunun Roma’ya yürüme vakti gelmişti.
Böylece Galyalılar Roma bölgesini işgal etmiş oldu. Artık Roma’nın güvenliği tehlikedeydi. Galya ordusu Roma’ya 20 km kadar yaklaşmıştı. Romalıların 40 bin kişilik bir ordusu da hazır bir durumda beklemekteydi. Quintus Sulpicius komutasındaki Roma ordusu ile Brennos’un arkasındaki gal ordusu Allia nehri kıyılarında karşılaştılar. Romalı askerler bu öfkeli ordu karşısında ezildiler. Bir kısmı Roma’ya bir kısmı da vei şehrine doğru kaçmaya başladılar. Büyük bir kısmı da savaşta öldü. Brennos’un askerleri Romalıları Roma şehrinin içlerine kadar kovaladılar. Roma şehrinin, hafızalardan silinemeyecek işgali başlamıştı. M.Ö. 753 yılında kurulmuş olan Roma ilk defa yok olma tehdidi altındaydı.
Roma askerleri panik içindeydiler. Romalıların şehir duvarlarını korumaya güçleri yetmedi. Şehrin içinde bir tepe üzerinde olan Kapitole sığındılar. Kadın ve çocukların bir kısmı yakındaki Vei şehrine yollanmıştı. Roma sokaklarına bir sel gibi dalgalar halinde akarak, önlerine geleni yıkmaya ve yakmaya başlayan Galleri kontrol etmek imkansızdı… Üç gün gibi kısa bir süre içinde Kapitol dışında tüm şehir işgali altındaydı. Buraya kadar gelebilen komutanlar ve yöneticiler bu tepede mahsur kalmışlardı.
Şehrin talan edilmesi ve Kapitolü ele geçirme çabaları haftalarca devam etti. Bir gece Brennos’un özel eğitim görmüş askerleri sessizce Roma sokaklarından ilerleyerek Kapitol duvarlarına yaklaştılar. Artık Roma dayanma gücünün sonlarına gelmek üzereydi. Gecenin sessizliğinde Kapitole yaklaşan askerlerin yapacağı bu ani baskın, Roma’nın sonu olabilirdi. Tam bu esnada Juno tapınağının bahçesindeki kazlar yaklaşan askerlerin ayak seslerini duydular ve başladılar hep bir ağızdan cıyaklamaya. Kazların bağırtısından Romalılar uyandılar. Hemen durumu fark eden Marcus Manliusus askerleri toparladı ve cesaretlendirdi. Roma askerleri yorgun olmalarına rağmen, Gallere karşı saldırıya geçtiler ve şaşıran Gal askerlerini öldürdüler. Kapitol kurtulmuştu ama Roma’nın işgali ve Kapitolün kuşatılması devam ediyordu.
Kapitole kuşatması yedi ay kadar sürdü. Kapitoldeki küçük garnizonda artık su ve yiyecek sıkıntısı da dayanılmaz hale gelmeye başlamıştı. Romalı yöneticiler Brennos ile bir anlaşma yapmaya karar verdiler. Brennos da, Kuzeyde bıraktığı kendi insanlarının güvenliği için duyduğu endişe ve ordusunda başlayan dizanteri nedeniyle bir anlaşma yapmaya istekliydi. Yapılan anlaşma sonucu Brennos bin pound (=454 kilo) karşılığı fidye alarak Roma’yı terk etmeyi kabul etti.
Ertesi sabah meydanda üç direk çatılarak terazi kuruldu. Terazinin iki ucuna bağlanan ince zincirlere bağlanmış savaş kalkanları her iki kefeyi oluşturdular. İnsan boyundaki bu terazinin başında Brennos ve Romalı yöneticiler toplandılar. Altın külçeler ve halkalar bir kefeye, ağırlıklar bir kefeye konuldu ve tartılmaya başlandı. Ancak Romalı bir tribün,
“Olmaz böyle tartı, haksızlık var !” diye bağırdı. Kefedeki ağırlıkların konuştuklarından daha fazla olduğunu söyleyerek öfkelendi. Bunun üzerine Brennos mağrur bir şekilde haykırarak sadece iki kelime söyledi,
“Vae Victis* !”, ve elindeki kılıcını ağırlık kefesinin üzerine fırlatarak ağırlığı daha da arttırdı.
Brennos Romalılara mağlup ve çaresiz olduklarını yüzlerine vurarak itiraz etmeye hakları olmadığını söyledi. Romalılar çılgına döndü; yenilmiş olsalar da, bu küstahlık kabul edilemezdi. Bu sırada Romanın eski diktatörü Marcus Furius Camillus, kalan orduyu Veii’de toparlamış ve Roma’ya girmek üzereydi. Sokaklarda askerler dövüşmeye başladılar. Brennos ve adamları altınları ve diğer ganimetleri alarak, mağrur ve daha zengin olarak Roma’dan ayrıldılar. Roma kurtulmuştu.
Roma kurtuldu; ama Galyalı korkusu hep devam etti. Daha sonraki yıllarda Roma’nın kuvvetlenmesine ve büyümesine rağmen, Kartaca savaşlarının sonuna kadar Roma için bir tehdit oldular..
Roma bu yenilgiyi hiç unutmadı. Ancak bu hezimetin yararları da oldu. Mağlupların değişmeyecek acı kaderini çok yakından hisseden Roma, bu olaydan sonra şehir duvarlarını hemen onardı ve tüm şehirlerinin, garnizonlarının, kamplarının korunmasına daha çok önem verdi. Silahlarını geliştirdi. Yunan falanks sistemini kaldırarak, kendilerinin oluşturdukları lejyon sistemine geçtiler. Savaş düzeninde, zenginlik ve rütbe kriter olmaktan çıkarıldı, genç ve kuvvetli askerleri ön sıralara yerleştirilmesine karar verildi. Belki de bu düzenlemeler Roma’nın gelecekte bir imparatorluk olacak şekilde yayılmasına bir temel teşkil etmiş oldu.

“ Vae Victis ! ” (Woe to vanquished), “ Vah yenilenin başına gelenlere !”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s