Evet özledim…


“Sen gerçekten birini özledin mi hiç?” diye sordu oradan biri…
“Özledim” dedi, “özledim.”

“Hatta özlediğim her şeyi, üşümesinler diye umutla örttüm. Titrediklerinde karanfilli güneş ikram ettim. Alıştım her özlemimin hazan bakışlarına. Çok iyi baktım ben özlemlerime ve alıştık birbirimizin kavurucu varlığına.

Öyle ki onlar artık ara sıra zili çalınan komşu evi oldu. “Geçerken uğradım” diyorum yağmurun ıslattığı bir kedi gibi, “buyur” diyorlar zavallı bir tiryakiye bakar gibi. Ve bakışıyoruz birbiri içinde eriyen özlemlerimle. Ben o bakışlardan bir yudum merhamet dileniyorum… O iskele bakışlardan…

O bakışlar sürüklüyor ayaklarında dünleri, umudu. Sonra bulutlaşıyor, grileşiyor “an”. Zaman otobüsüne binip benden hep bir durak önce iniyor özlemler.

Titrek bir ışığın ardından takip ettiğim ama bir türlü ulaşamadığım özlemler. Suyun mürekkepte dağılması gibi. Ağır usul ve sinsice, geriye kendinden bir şey bırakmayan türden. Çığlık dolu koca bir valizi, aydınlık bir şehrin üzerinde açıp, o şehri puslandırmak gibi.

“Geç kaldık bugüne, dünden” cümlesiyle yamalanmış hüzünlerin ağır geldiği günler var üzerimizde. Baştan sona devrik cümlelerimiz, araya girmişliklerimizi yüzümüzün gölgesine asıyor ve dayandığımız masalların gerçekliğini kamuoyu nezdinde tartışmaya açıyor. Bu açık oturum bileklerimizi kırıyor. Ayak bileklerimizi, el bileklerimizi… Heykelleşiyor içimizdeki, öylece kalıyor, öylece donuyor olduğu yerde, yok da olmuyor. Sadece kalıyor.

Bir susmaca oyunu başlıyor aramızda ,
Bir
İki
üç
tıp

Sonra birimiz oyunu bozuyor. Ağlamak mesela. Ama bu yetmiyor, çünkü özlemek “olmazlıkların” farkına varmaktır. Çıkmaz sokakları bir çıkışa zorlamaktır.
En zoru ise “artık” ile başlayan olumlu gibi görünen, ama yüreğine olumsuzluk, afakan yükleyen cümleler ve sislerinin mesken tutmasına karşın özlenen sesleri duymaktır. Özlemin o kırmızı renginin sihriyle aklınızdaki “asla”ların anlık flu devrilişini hayret ve üzünçle izlemektir.

Çelik zırhlarımız var, her şeye karşı. Bir tek özlemek bahsinde işlevini yitiren.

İnanmazsan şayet özlemlere,

Benim özlemlerimin kefili zamandır. Fırçasız, boyasız gökyüzüne çizdiğim portrelerdir. Elimde tuttuğum kalemdir, çiçek solduran akşamlardır. Tine dokunan hüzünlerdir.

Cümlelerimin neresine koyacağımı bilmediğim noktalardır. Onlara sorun, onlar anlatır boğazımda bir yumru gibi duranları.

Oyuk … Yağmurun dahi üzerini örtemediği bir oyuk.
Ve en kötüsü kavuşmaya “az var” diyemediğim.

Hani biz karşılıklı dünü atmış, yarını hayal etmiştik.
Şimdi izliyorum bir kenardan, uzaklaşıyor usul usul hayallerin bağlı olduğu vagon. Yutuyor koca zaman onu, tüm yuttuklarının yanına katarak.
Ve bana yeni, tükenmez özlemler hediye ederek..
takvimsiz, saatsiz, yersiz, isimsiz
“ÖYLE” işte ..”

Evet özledim…” üzerine 2 yorum

  1. bir yerden sonra “özlemek” artık nesnelleşip özlenenin ne olduğunu bile önemsemiyor ve alıp başını gidiyor diye düşünüyorum.. siz de bu metninizde bence buna varmışsınız ya da gitmişsiniz demek daha doğru.. özlenen yanınızdaymış gibi gelse de ki nüve o , siz sadece kendinizin anlaşılacağı bir yeri tercih ederek içindesiniz özlemin,,,tek başına..özlenen anlamasa da umur yok bir yer orası ; öylesine geniş rahat aslında..kelimeler çok güçlü..tebrikler.

    Beğen

    1. Aslında en güzel örneklerini Mevlana ve Şems aşkında görüyoruz bu özlem dolu cümlelerin. Özlenen bilse utanırdı kendinden, gerçekten bu kadar özlendiğini. Ama o bir simge oluyor onların aşklarında ve belki de tüm aşklarda artık bir zaman sonra…

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s