Kategori arşivi: Eğlence

BÜYÜKLENME VE SERSEMLİK :)


555198_314354008643170_1941993166_nNOT: Aşağıdaki konuşmalar tamamen gerçek olup , Deniz Navigasyon kanalı 106’dan (Finisterra / Galicia) tarafından kayıt edilmiştir.

İspanyollar: ” Burası A-853, çarpışmadan kaçınmak için lütfen rotanızı 15 derece güneye çevirin. Şu anda 25 deniz mili uzaklıktasınız ve tam üzerimize doğru gelmektesiniz.”

Amerikalılar: “Asıl siz kendi rotanızı 15 derece kuzeye çevirin.”

İspanyollar: ” Negatif ! Tekrarlıyoruz. Rotanızı 15 derece güneye çevirin.”

Amerikalılar: ” Sizinle ABD gemisinin kaptanı konuşuyor. Kendi rotanızı derhal 15 derece kuzeye çevirin.”

İspanyollar: “Öneriniz mümkün görülmedi. Bize çarpmak istemiyorsanız rotanızı 15 derece güneye çevirin.”
Amerikalılar: ” (Artık sesini yükselterek) Sizinle ABD Deniz filosunun büyüklükte ikinci uçak gemisi USS Lincoln’un Kaptanı Richard James Howard konuşuyor. Beraberimizde iki kruvazör, avcı uçakları, dört denizaltı var. Ayrıca bizi hücumbotlar destekliyor. Size TAVSİYE etmiyorum, EMREDİYORUM! Rotanızı 15 derece kuzeye çevirin, aksi halde filomuzun emniyeti için tedbir alacağız. Derhal rotamızdan çekilin gidin.
İspanyollar: “Sizinle Juan Manuel Salas Alcantara konuşuyor. Burada iki kişiyiz. Beraberimizde bir köpek , akşam yemeğimiz, iki şişe bira ve bir de kanaryamız var. Kanarya şu anda uyuyor. Ayrıca bizi radyo istasyonu Cadena Dial La Coruna destekliyor. Şu anda İspanya’nın Finisterra Galicia kıyısında ve A-853 numaralı Deniz fenerinde olduğumuzu göz önünde bulundurarak, buradan hiçbir yere gitmeye niyetimiz olmadığını söyleyelim. Deniz fenerimizin İspanya’daki deniz fenerleri arasında büyüklük açısından kaçıncı sırada olduğu konusunda hiçbir fikrimiz yok. Kayalık sahillerimize kafadan geçirmek üzere yönlenmiş boktan geminizin emniyeti için istediğiniz boktan tedbiri alabilirsiniz. Ama yine de ısrarla tavsiye ediyoruz. Rotanızı 15 derece güneye çevirin.”

Amerikalılar: “Tamam, anlaşıldı. Teşekkürler…”

Deniz Kaşifleri

Murphy Kanunları


-Aileniz sizin ders çalıştığınız zamanlarınızı değil, sadece çalışmadığınız zamanlarınızı görür.
-Bir şeyin istenme olasılığı ile gerçekleşme olasılığı ters orantılıdır.
-Trafikte bulunduğun şeritten ilerleyen şerite doğru geçtiğin zaman yeni geçtiğin şerit durur.
-İnsanların hayalleri hayallerde kalır.
-Ekmek tereyağlı yüzü ile düşer.
-Hangi yüzüne tereyağı süreceğinize önceden karar veremezsiniz.
-Sizi izleyenlerin sayısı yaptığınız işin saçmalığı ile doğru orantılıdır.
-Bir şey yapmanız gerektiği zaman, öncelikle başka bir şey yapmanız gerekir.
-Her şey düşünce hızından daha yavaştır.
-Bir işi ne kadar önceden planlarsanız, ters gitme olasılığı o kadar artar.
-Bozuk bir alet tamire geldiğinde çalışır.
-Murphy kanunları Ohm kanunundan daha geçerlidir.
-Diş ağrısı gece ve tatil gününde başlar.
-Borç alabilmek için, borca ihtiyacınız olmadığını ispatlamalısınız.
-Yeni aldığınız donanım eskisini sattığınız an bozulur.
-Yanlış anlaşılmayacak kadar basit bir şey yoktur.
-Sigaradan alınan zevk çevrede bulanan içmeyenlerin sayısı ile doğru orantılıdır.
-Sigara dumanı içmeyene doğru ilerler.
-Yemeğe oturduğunuz zaman izlediğiniz TV programı reklama girer.
-Karar verme anlarında eldeki bilgi miktarı kararın önemi ile ters orantılıdır.
-Önünüzde bulanan araç sizden yavaş gider.
-Kasislerin etkisi yavaş giden arabalaradır.
-Ayakkabı ağırlığı yürüyüş mesafesine göre artar.
-Ayakkabıdaki kum tanesi basınca karşı en fazla basıncın olduğu noktaya doğru ilerler.
-Basit teoriler en anlaşılmaz şekilde izah edilir.
-Deney başarılıysa bir şeyler yanlış demektir.
-Anlamıyorsanız çok açıktır.
-Çok hızlı yükseliyorsanız bir yerde bir şeyler yanlış demektir.
-“Yaşam” siz başka planlar yaparken olan şeydir.
-Murphy’nin altın kuralı: Altını olan kuralı koyar.
-Değiştirilebilir parçalar değişince sorun çıkar.
-Olmuyorsa zorlayın, kırılırsa zaten değişmesi gerekirdi!
-Zorlamayın, daha büyük bir çekiç getirin!
-İhtiyacı olanlara yardım edin, onlar sizi hatırlar, tekrar ihtiyaçları olunca.
-Kendi işini yapmayanlar için hiç bir iş imkansız değildir.
-Diğer tüm seçenekler tükendikten sonra insanlar mantıklı davranırlar.
-Gezegendeki toplam zeka bir sabittir; nüfus artmaktadır.
-Gizli hata gizli kalmaz.
-Aptalsa ve çalışıyorsa, aptal değildir.
-Bekleyin, hasar verdikten sonra geçer, hasar fazla ise bekleyin, tekrar gelir.
-Eşsiz şeyler birbirinin eşidir.
-Yağmur yağsın diye araba yıkadıysanız işe yaramaz.
-Tırnaklarınızı kestikten bir saat sonra tırnakla yapılacak bir iş çıkar.
-Her kurumda işlerin nasıl yürüğünü detayları ile bilen biri vardır. Bu kişi hemen işten atılmalıdır.
-Özür dilemek, izin almaktan daha kolaydır.
-Sıcak tencere ve soğuk tencere aynı görünür.
-Salamı seven ve yasaya saygı duyanlar bunların nasıl yapıldığını asla izlememelidir.
-Problemlerden kurtulma konusunda usta olan doktorlardan uzak durun!
-Kendi fikrinizi önemli birinin fikri imiş gibi sunarsanız kabul edilme şansı daha fazladır!
-Hareketli nesneler yanlış yöne doğru hareket ederler, durağan nesneler yanlış yerde dururlar.
-İşler şansa bırakılsaydı daha iyi olurdu.
-Herkes sinirlerini kaybetmişken sakinliğinizi koruyorsanız belki de durumu anlamıyorsunuz.
-Tüm garantiler ve para iadesi taahutleri, ödemeyi yapmak suretiyle bozulur.
-Önemli olan olaylara takmayı başardığınız isimdir, olayların kendisi değil.
-Anlattığın birşeyin dinlenme ihtimali, anlatma isteğinle ters orantılıdır.
-Aşık olduğun kişi hep başkasına aşıktır.Zaten sen de hiçbir zaman sana aşık olan kişiye aşık olmazsın.

Bir fıkra :)


Bir üniversitenin kütüphanesinde oğlan kızın masasına yaklaşarak yavaşça sorar: “Yanınıza oturabilir miyim?”
Kız, yüksek sesle yanıt verir:
“GECEMİ SİZİNLE BERBAT ETMEK İSTEMEM!..”

Kızın sözlerini herkes duymuş, başlarını kaldırmış,
dik dik ayaktaki oğlana bakmaktadırlar… Oğlan çok utanır ve hiçbir şey
diyemeden,şaşkın şaşkın kendi masasına geri döner…
Birkaç dakika sonra kız yerinden sessizce kalkar, oğlanın masasına yaklaşır ve ona yavaşça şöyle der:
“Ben psikoloji öğrencisiyim; demin,şaşıran bir erkeğin nasıl
tepki vereceğini öğrenmek istemiştim; bu arada sizi de herkesin önünde biraz
utandırdım sanırım, özür dilerim!”

Bu kez oğlan onu yüksek sesle yanıtlar:
“BİR GECELİĞİNE 200 DOLAR MI?.. ÇOK PARA!..”
Oğlanın dediklerini de yine herkes duymuştur ve bu kez ayaktaki kıza dik dik bakmaktadırlar ki, oğlan şoka girmek üzere olan kızın kulağına yaklaşıp şöyle fısıldar:
“Ben de hukuk öğrencisiyim: çevreye birini suçluymuş gibi nasıl gösterebilirim öğrenmek istemiştim, özür dilerim!”

Temel, yine, heryerde…


Temel İtalya’da Fiat fabrikasında çalışan bir işçi… Dönemin Sovyet lideri Krusçev resmi bir ziyaret için İtalya’ya gelmiş. Programda Fiat tesisleri de var.

Fabrikanın tezgahları arasında dolaşırken Temel’e rastlamış. Herkesin gözü önünde ”Vay Temel…” diye sarılıp kucaklaşmış. Orada ayaküstü sohbet etmişler.

Tüm protokol bu dostluktan şaşkın… Konuk gittikten sonra patron Temel’i çağırıp, Krusçev’i nereden tanıdığını sormuş. Temel “Hiiç” demiş. ”Ben eskiden komünisttim… 1 Mayıs kutlamaları için parti beni Moskova’ya göndermişti. Orada tanışmıştım.”

Olay unutulmuş… Üç beş ay sonra bu kez Amerika başkanı Nixon gelmiş İtalya’ya. Yine aynı program ve fabrika ziyareti. Tezgahların arasında ‘”Vay Temel,vay Nixon…” muhabbeti.

İyice meraklanan patron ziyaretten sonra Temel’i yine çağırtmış. Soru da cevap da aynı; ”Bir ara Amerika’ya göç etmeye kalkıştım. New York’ta başım polisle belaya girdi. Bu Nixon o zaman çiçeği burnunda bir avukattı. Beni o savunmuştu…”

Olay bu kadarla kalsa iyi. İki ay sonra Fransa başkanı De Gaulle ziyaretinde de aynı manzara yaşanınca Patron Agnelli derin bunalımlara girmiş. Kendisini tanıyan yok. Yanında çalışan Temel’in uluslararası çevresi var.

– De Gaulle’ü nereden tanıyorsun?

– Nazilere karşı Paris’te yeraltı savaşı yapıyorduk… Özel kuryesiydim.

– Sen herkesi tanır mısın?

– Evet, hemen hemen…

Patron iyice hırslanmış.

– Neredeyse Papa da arkadaşım diyeceksin.

Temel gülmüş. “Tabii. Yakın arkadaşımdır.”

Çıldırma noktasına gelen Agnelli haykırmış:

– İspatla… İspatlayamazsan kovarım…

Temel:

– Tamam, bu pazar ayininde Vatikan meydanında olun. Papa balkondan halkı takdis ederken ben yanında olacağım.

Patron Pazar’ı iple çekmiş. Vatikan’da Papayı bekleyen kalabalığın arasına karışıp beklemeye başlamış. Bir süre sonra Papa balkona çıkmış. Yanında Temel… Kalabalığa bakıp, patronunu bulmaya çalışıyor. O sırada bir kargaşa olmuş. Biri bayılmış…

Temel bayılanın kendi patronu olduğunu görünce Papaya “Bana müsaade” deyip meydana koşmuş. Agnelli yerde yatıyor… Bir iki kişi de ayıltmaya çalışıyor.

Temel çevresindekilere, “Bu benim patronumdur; ne oldu?” diye sorunca biri cevap vermiş:

– Siz Papa ile balkona çıktığınızda bunun önünde iki Japon turist vardı. Japonlardan biri senin patronuna dönüp, “Şu sağdaki bizim Temel, ama yanındaki kim?” diye sorunca seninki düşüp bayıldı…

Siz şimdi sanıyorsunuz ki…


Siz şimdi sanıyorsunuz ki, Amerika’yı Christophe
Colomb keşfetti, değil mi?
Dinleyin…. .

Ekip toplanıyor İdris, İlyas, Temel, Süreyya,
Fadime…v.s. ..
Biniyorlar takaya.. İstanbul boğazı, Çanakkale
Boğazı, Cebelitarık. . Derken günler, haftalar, aylar, sular,
seller sonra çıkıyorlar bir karaya.
‘ule..Daaa biz nereye celduk’ derken…. ‘tam tam’
sesleri arasinda yerliler karşılıyor bizim ekibi.
Yerlilerin reisi bir hoşgeldin meyvesi olarak kocaman bir erik
uzatıyor.

Temel böylesine bir Erik NE yemis, NE de görmüş; ve ısırıyor.
Sonra diyor ki… ‘AmmaERIKYa’ , işte, kıtanın adı burada
konuluyor… ‘Amerika’
Yerliler bizimkilere bir yer tahsis ediyor, burada takılın, bakın
başınızın çaresine diyorlar. Bizimkiler bildikleri bütün tarım
tekniklerini, mısır, patates, tütün, fındık, ayçiçegi
deniyorlar, AMA tutmuyor.
En sonunda ve sadece karalahana başarılı oluyor ve
kara lahana ticareti başlıyor ve gittikçe çoğalıyorlar. Temelin
bu arada çok gıcık kaptığı bir şey var, yerlilerin tam tam sesleri.
Bıçak kemiğe dayanınca, ‘çıkarın DAAAA’ diyor, ve kemençeleri
çıkarıyorlar. ….. Gıy gıdı gıy gıdı gıy gıdııı.
Bu sefer yerliler çok gıcık kapıyor ve hepsini yere yatırıp kemençeleri kıçlarına sokuyorlar.
Neticede hepsi kıçında bir kemençe ile dolaşınca bölgenin adı
oluyor ‘ARKANsaZ’
Bu isten çok gıcık kapan Temel, başliyor kuzeye dogru ekibi
yürütmeye. Ekibin bir kısmı, bu yöne itiraz edince
başlıyor güneye yürümeye. Gittikleri yerlerde yine karalahana
Ekimine devam ettikleri için bir taraf oluyor ‘KUZEYKARALAHANA’ ve diğeride ‘GÜNEYKARALAHANA’ (KAROLAYNA)
Sonrasinda vardiklari ilk yerde Temel ‘Arkadaslar,
bu sazlari NE yapıp edip kıçımızdan çikartacağız’ diyor. Hepsi
birbirininkini çekip çikartiyor, ammmaaa NE ettilerse Temel’in ki
çikmiyor. Bölgenin adi oluyor, ‘TEKSAZ’
Sinirlenen Temel, bir sonraki bölgede ‘Benim sazi
DA mutlaka çikartacağız’ diyor. Uğraşıp didişip, çekip
çıkartiyorlar ammmaaa, ortalik oluyor kan revan….
Bolgenin adı oluyor ‘KANSAZ’
Sular dağlardan o kadar gürültülü akıyormuş ki,
Temel diyor ‘bu NE yaygara, NE yaygara’ oluyor orası ‘NEYAYGARA’
O kadar kemençe kıçlarına girip çıkınca. O kadar da
Kara Lahana yiyince, Lazlar çikartiyor gaz, bir sonraki bölgenin
adı oluyor ‘LAZVEGAZ’.. ..
Fakat Temel, kan kaybından dolayi zayıflamaya
başlıyor ve dal gibi kaliyor. Bu yüzden bir
Sonraki bölgenin adi oluyor ‘DALLAZ’
Bir sonraki bölgede ise, iplik gibi kalan Temel
Icin bir insan bundan daha zayif olamaz deniyor.
Aha iste orasi ‘LAZENCILIZ’

Eğer yaşlıysanız, polisi nasıl çağırırsınız :)


Meridian, Mississippi’de oturan 82 yaşındaki George Phillips, yatmaya giderken,  karısı George’a yatak odası penceresinden bakarak bahçedeki kulübenin ışığını açık bıraktığını söyler.
George arka kapıyı açıp ışığı kapatır fakat kulübenin içinde hırsızların saklandığını farkeder.

Hemen polisi arar ve durumu bildirir. Polis ona hırsızların evin içinde olup olmadığını sorar. Geroge ‘Hayır.’ der. Bunun üzerine polis ‘Şu anda tüm birimler meşgul. Kapınızı kitleyin. Memurlardan biri müsait olduğunda yanınıza gelecektir.’ der.

George ‘Tamam.’ der. Telefonu kapatır ve 30’a kadar sayar. Ardından tekrar polisi arar ve der ki ‘Merhaba, Birkaç saniye önce bahçe kulübemde hırsızlar olduğunu bildirmek için aramıştım. Bu konu hakkında daha fazla endişelenmenize gerek kalmadı çünkü az önce hepsini vurdum.’ ve telefonu kapar.

Beş dakika içerisinde, altı polis arabası, bir SWAT Ekibi, bir Helikopter, iki itfaiye aracı, bir paramedik ve bir Ambulans Phillips’lerin evindeydi ve hırsızlar suçüstü yakalanmışlardı.
Polislerden biri George’a, ‘Yanılmıyorsam onları vurduğunu söylemiştin!’ der.
George ise şöyle yanıtlar; ‘Yanılmıyorsam tüm birimlerin meşgul olduğunu söylemiştiniz!’
(Gerçek bir hikayedir)

BAYRAM TEBRİĞİ


1965 senesiydi. İşe gireli henüz iki hafta olmuştu. Bir genel müdürlükte, özel kalem müdürünün yardımcısıydım. Bayrama on gün kala, müdürüm hastalandı ve rapor aldı. Ertesi gün, genel müdür, beni odasına çağırdı:
-Buyrun efendim.
-Tebrik kartları hazır mı evladım?
-Hangi tebrik kartları efendim?
-Eyvahlar olsun, Şükrü sana söylemedi mi? Bayram geldi, tebrik kartı göndermeli. Şimdiye çoktan postaya vermiş olmamız gerekirdi.
-Hiç haberim olmadı efendim
-Hemen, hemen hemen ! Yarına istiyorum üç bin adet kartı sabaha kadar yaz ve postaya ver.
-Emredersiniz efendim! dedim ve odadan çıktım. Ancak üç bin adet bayram tebrik kartını tek tek nasıl yazacağım?

Genel müdür, kartların çini mürekkeple ve güzel bir yazıyla yazılmasını isterdi. Üç bin adet kartın iki bin tanesi makamca kendinden aşağıda olanlara şu şekilde yazacaktım:
“Bayramını kutlar, gözlerinden öperim.”
Kalan bin tanesi de, daha üst makamdakilere:
“Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim.” şeklinde yazılacaktı

Hiç vakit geçirmeden masamın başına geçip kolları sıvadım. Önümde davetiyelerden oluşan irili ufaklı pek çok dağ duruyordu. Ben mesaim bitiyor, az sonra çıkar evime giderim derken, sabaha kadar burada kalıp üçbin kartı yazmak zorunda kaldım. Sızlanmanın faydası yok, işe başlayım:
Bayramını kutlar, gözlerinden öperim.
Bayramını kutlar, gözlerinden öperim.
5,10,20,50,100, 750,875. Yazıyorum yazıyorum bitmiyor! Vakit gece yarısını geçti gitti bana öyle bir sıkıntı bastı ki, tarif edemem.
Yazıyorum, yazıyorum, yazıyorum.. bitmiyor.
En nihayetinde alt makam kartları bitti. Ama ben de bittim. Şafak sökmek üzereydi. İşi biten kartları masamın üzerinden alıp başka bir yere koydum.

Ama önümde hâlâ bin adetlik bir kart yığını durmaktaydı.
“Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim” e başladım..
Durmadan yazıyordum. Göz kapaklarım öyle ağırlaşmıştı ki, gözlerimi açık tutmam her bir karttan sonra daha da zor bir hale gelmişti. Resmen işkence çekiyordum.
125,279,400, 689. yazdım yazdım yazdım. Bir vakit sonra, artık ben kaleme değil o bana hakim olmaya başladı. Ama hâlâ yazıyordum:
“Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim.”
“Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim.”
“Niyaz ederim başarılı günler sizinle eşinizin bayramını kutlarken…”
“Kutlarken eşinizin bayramını saygıyla sıhhatli günler diler Niyazi ile beraber ederim…”
“Niyazi ile birlikte sizin ve eşinizin bayramını kutlarken ayrIca sıhhatle ederim…”
“Önce bayramınızı eder, sonra eşinizle Niyazi’ye başarılı günler dilerim…”
“Sizin de eşinizin de Niyazi’nin de bayramını saygıyla eder, sıhhat dilerim..”
“Sıhhatli eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, Niyazi’ye başarılar diler aynı zamanda ederim…”
“Bayramınıza etmeden önce eşinizi saygıyla kutlar Niyazi’nin gözlerinden öperim…”
“Sizin de, eşinizin de, Niyazi’nin de, bayramını da, tatilini de, gelmişini de, geçmişini de.. saygıyla ederim…”

Sabah tam mesai saatinde, gözlerim kan çanağı bir halde kartları yetiştirdim.. Genel müdür bir-ikisine şöyle bir baktı:
-Aferin, dedi. Bitirmen iyi olmuş. Hemen postalayın!
Hemen postaladık.
Üç gün sonra da önce bizim genel müdürü, ardından bendenizi postaladılar…

Aziz Nesin

ERKEKLERDE 30 YAŞ MESELESİ


– 30 yaş altı bir erkeğin “Sana saygı duyuyorum” deme olasılığı yoktur.
Saygı meselesi 30 yaş üstünün icadıdır. 30 yaş altını “Seni seviyorum”
ilgilendirir.

– 30 yaş altı erkeğin kadını olabilirsiniz. Ama 30 yaş üstünün “fi”
tarihinde bir yerlerde bir kadını zaten vardır. 30 yaş üstünün 30 yaşından
sonra kadını yoktur, kadınları vardır.

– 30 yaş altı erkeklerle bütün fantezilerinizi gerçekleştirebilirsiniz. Oysa
30 yaş üzeri erkekler neredeyse fantezinin kitabını yazdıklarından “Ben
uçakta bile seviştim” deyip, heyecanınızı kursağınızda bırakabilirler.

– 30 yaş altı erkeklerle “nerede”, “ne” yiyeceğiniz sorunu olmaz. Ancak 30
yaş üstü erkeklerin ya sağlık sorunlari baş göstermiştir ve her şeyi
yiyemiyorlardır, ya da zaten kilo sorunları vardır.

– 30 yaş altı erkeklere “Bir kelime, doğru bir kelime söylesene”
dediğinizde, size asla Rusya’nın ekonomik durumundan ya da Afganistan’dan
söz etmezler.

– 30 yaş altı erkekler sizi gece eve seve seve bırakırlar, asla surat
asmazlar. Oysa 30 yaş üstü erkekler taksi durağındaki şoförleri yıllardır
tanıyordur ve sizin eve güvenle bırakılacağınızdan hiç şüphe etmezler.

– 30 yaş altı erkeklerle bilgisayarınız arasında pek ortak nokta
bulamazsınız. Halbuki 30 yaş üstü deneyimleriyle bilgisayarı aratmaz. Ancak
dokunduğunuzda tepki almamanız doğaldır (Tıpkı bir bilgisayar gibi, tuşlar
hariç, tabii ki!).

– 30 yaş altı erkekler size 30 yaş altı kadınların, seçimlerinde neden
öncelikli olduğundan, küçük kadınların yüksek duyarlılıklarından, ilişki
oyunlarında kadının tecrübesiz olmasının getireceği keyiften bahsetmezler.
Çünkü onlar da sizinle beraber büyüyordur ve daha fazlasından haberi yoktur.
Oysa 30 yaş üstü erkekler, kadının oyunu bilmemesinden hoşlanırlar. Çünkü o
zaman kazanma şansları yüksektir!

– 30 yaş altı bir erkeği yatağa çekip televizyondan kurtarabilirsiniz. Oysa
30 yaş üstü bir erkek “Beni televizyon kurtarıyor” deme cesaretini
gösterebilir.

– 30 yaş altı bir erkek gün boyu size cep telefonuyla mesajlar yollayabilir,
mektuplar, şiirler yazabilir. 30 yaş üstü erkeğin yazdığı son şey ilk
kadınında kalmıştır.

– 30 yaş altı erkekleri doğum kontrolünde aktif olmaya ikna edebilirsiniz
ama 30 yaş üstü erkekler bunu hep sizden beklerler.

– 30 yaş üzeri erkek mevki sahibi, ciddi adamdır. Onunla sokağın ortasında
bağıra çağıra kavga edemezsiniz. Hele merdivenlerden onun sırtında şarkı
söyleyerek inmenizin hiç bir olasılığı yoktur.