Kategori arşivi: Bizden ve benden

Ben ve sevdiklerimden

Nefes mesafesi yaşayabilmek


Mutluluğu lükste, markada, pahalı tatminlerde yaşadığını zanneden çok fazla tanıdığım insan var. Ama ben mütevazi bir hayatta daha sakin lakin daha huzurlu olduğumu fark ettim. Seçimlerini lüks, pahalı ve marka olmasını ölçü alarak yapanlarla, benim tercihlerimi ölçü alanlar arasında tek fark var;
“son virajda hafızada kalacak olan, nefes mesafesi yaşanan sevgi ve tutku olacak. Elini tuttuğunda avucunda kolundaki saatin fiyatı ya da markası değil, hissettiğin güven, sıcaklık ve kalbindeki mutluluk kalacak.”
Zaten hepimiz yaşlanıyoruz, anılarımızda markalara değil, duygulara yetecek kadar enerji var.

İletişim


Birlikte olan iki kişinin karşılıklı konuşmak yerine birbirlerine sosyal medya üzerinden mesajlar vermesi kadar saçma bir şey düşünemiyorum. Bu, konuşamamanın bir şekilde ifadesi. Yani diyor ki, “Ben seninle konuşamıyorum, anlatamıyorum, ya da ne yaparsak yapalım anlaşamıyoruz, o zaman sana ancak bu şekilde anlatmak istediğim şeyi iletebiliyorum.”

Peki o şekilde davrandığında ya diğeri hiç denk gelmezse buna, ya da açıp bakmaya değer görmezse? Veya o değil de başka üçüncü kişiler görür ve yanlış anlamalar ortaya çıkarsa?

İnsanların ilişkileri özelleridir. Bu özeli, başka kanallarla dolaylı yaşamak yerine, doğrudan karşılıklı paylaşmak en doğrusu değil mi? İyi ya da kötü, hüzünlü veya mutluluk dolu, kızgın yada sevgi taşan duygularınızı doğrudan hedefinize iletin de o duygularınızda ne kadar samimi olduğunuzu birlikte olduğunuz insan görsün, umursamazlık edemesin, görmezden gelemesin.

İnsan hayatını dolaylı değil, doğrudan yaşamalı. Gösteri yapmak yerine samimi olmalı. Ancak böyle olursa diğer insanlar da sizin iç dünyanıza ne kadar uzak görünürlerse görünsünler, sevginizde, kızgınlığınızda, üzüntünüzde, sevincinizde içtenliğinizi anlarlar.

Mutlaka anlarlar.

Sabun kokulu kadınlar


Bazı insanları kokularıyla farkeder ve tanırsınız. Öyle belirgin bir kimlik testidir ki bu, hiç kimsenin kokusu bir diğerine benzemez. Çünkü teninin kokusu ile kullandığı parfüm, sabun, ya da banyo malzemesi her neyse birbirine karışır ve o kişinin kendisine has kokusunu ortaya çıkarır.

Kimi öyle hoş gelir ki size, hani koklamaya doyamazsınız denir ya, öyle içinize çeker ve hiç bitmesin istersiniz. .

Benim en sevdiğim koku sabun kokusudur bir kadında.  Ama öyle sıradan bir kadında değil, sevdiğim kadında elbette. Göğsüne dayadığım zaman yüzümü, ya da burnumu boynuna uzattığımda başımı döndürür. Sanırım ki dünyada bir tek onda vardır bu koku. Nasıl kokar bilir misiniz sabun kokan kadın, mis gibi denir ya, aynen öyle. Öpülürken koklanılası kadındır. O benim için parfümü, losyonu değil kendisi mis gibi kokan kadındır. Herhangi bir katkı maddesi içermeden güzel kokar bu kadınlar.  Hayatınızda bir ya da iki kişi denk gelir bu şekilde. kıymetini bilmek lazımdır. Hatta kendilerine aşık ettikleri bir rivayete göre doğrudur. Benim kadar şanslıysanız, ve böyle biri karşınıza çıktıysa, dikkatli olun ve bol bol koklayın böyle bir imkanınız varsa.

Benim kadınım parfümü degil teni guzel kadindir, Vücut losyonu değil teri güzel kadındır, Makyajı değil ruhu güzel olan kadındır.. İyiki benim karşıma çıkmış ve bana kendimi şanslı hissettirmiştir diye düşünürüm.

İlişkiler


İlişkinin temeli dürüstlük ve sadakat, ortak yaşama amacına uyum sağlamak olmalıdır. Ortak yaşama demek sadece evlilik anlamına gelmez, insanlar evlilik içinde olmadan, böyle bir hedefleri ve amaçları olmadan da birbirlerini sever ve kaygıda, sevinçte, sıkıntıda, hastalıkta, mutlulukta birlikte aynı şeyleri hissedip paylaşabilirler. Birbirlerini anlamak, ihtiyaçlarını karşılıklı olarak hissetmek, gidermek, gelecek planlarını ve varsa kaygısını, ya da gelecekte nasıl olmak istediklerini birlikte hayal edip inşa edebilmek için evli olmaya gerek yoktur. Evlilik, tüm bunları sağlayan bir ilişkide, yani sadakat, dürüslük, ortak yaşama bilincinin geliştiği bir ilişkide bunu taçlandırmak için iki kişinin oturup bağımsızca karar verdikleri bir kurumdur. İlişkinin olmazsa olmazı veya hedefi, amacı değildir. Etrafa baktığınızda bu olmazsa olmazları sağlamayan, formalite ya da zorunluluk, toplum ve çevre baskısı gibi nedenlerle kurulmuş evlilik birlikteliklerinin çatırdadığını yada ancak yine sosyal nedenlerle ayakta tutulmaya çalışıldığını göreceksiniz.
Ortak yaşamakta bencilliğe yer yoktur. Bir taraf sadece kendi mutluluğu ve esenliği için çaba sarfedemez. Birlikte hayal kurar ve o hayale varmak için yine birlikte nasıl çaba sarfetmeleri gerektiğini planlarlar. Bakın sadakat ve dürüstlükten hiç bahsetmiyorum, bu ikisi anayasa, temel kurallar dizininin ilk iki maddesidir. Bu iki kural, gerektiğinde karşı taraf için bazı şeylerden vazgeçmeyi, zarar verebilecek olayları önceden hissederek baştan engellemeyi içerir. Bilgi vermeyi, haber vermeyi içerir. Bunlar birlikte olan insanlar için zorunluluktan yapılan, kendini buna mecbur tutulduğu için istemeden yapılan şeyler değil, içinden gelerek, çoğu zaman karşı tarafın haberi bile yokken samimiyetle yapılması gereken şeylerdir. Ve tabii yalan. Yalan ilişkiyi temelden sarsan en önemli unsurdur. Bunun küçüğü, büyüğü, beyazı karası olmaz. Sıradan insanlara gösterebileceğimiz davranışları, birlikte olduğumuz, sevdiğimizi söylediğimiz kişiye yapamayız. Yalan güven duygusunu sarsar. bir kez yapıldı mı tekrar olmaması için hiçbir sebep yok demektir.
Bakın yukarda ilişkinin anayasası olarak sadakat dürüstlük ve ortak yaşama bilincinden söz ettim. Bunların alt maddelerinde yalan söylememek, ortak geleceğe inanmak, haber ve bilgi vermek gibi gerekliliklerden bahsettim. Bunlar ilişkinin olmazsa olmaz kurallarıdır. İlişki kuralları içinde sosyal medyada ilişkiyi göstermek, geçmişle sürekli takılı kalarak, birlikte olmadan önceki geçmişi ilişkinin ortasında tutarak sürekli sorgulamak olamaz. Bunlar birlikteliğe zarar veren şeylerdir. Geçmiş, sizden önce yaşanmış ve bitmiş olaylardır. Karşı taraf geçmişinde birtakım olaylar yaşamış, bir dönem bunların etkisinde kalmış hatta o dönemde ve sonrasında bir süre bu yüzden büyük sıkıntılar geçirmiş olabilir. Eğer o bunları atlatmış, unutmuş, yaşadığı bu olayların etkisinden tamamen kurtulmuş ve çok sonra sizinle bir birliktelik kurmuşsa, sizden önceki dönemde artık o geçmişte yaşadığı her neyse hiçbir etkisi kalmamışsa üzerinde, sürekli bunu sorgulayıp ilişki temelini bunun üzerine oturtmaya çalışmak, karşılaştırmalar yapmak yarardan çok zarar verecek ve ilişkiyi içinden çıkılmaz bir hale sokacaktır. Önemli olan bugünü kiminle kurduğu ve geleceği kiminle yaşamak istediğidir.
Sosyal medya konusu tamamen faklı bir olaydır. Çiftler sosyal medyada ilişkilerini açık açık ta ilan edip yaşayabilir, veya başka gözlerden uzak tutmak ta isteyebilir. Birlikte olan kişilerin herbiri için bu farklı olabilir. Karşısındakine zarar vermediği sürece paylaşma arzusunda olana da, göstermeme fikrinde olana da çiftlerin her biri saygı göstermelidir. Bunu olmazsa olmazlar dizinine sokmak zarar verici, özgürlük kısıtlayıcı ve tartışma sebebi olabilir. Aynı şekilde, karşı tarafa sunulan ve insanın içindeki duygularını anlatan paylaşımlar, şiirler, yazılar, dövmeler, hediyeler birer sembol niteliği taşır, tamamen kişisel yeteneklere ve yetişme vb çevresel şartlara bağlı olarak kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Bunların şekli, değeri, olması ya da hiç olmaması, kişinin içindeki duyguların yoğunluğu ile değil, maddi ve beyin gücü, yeteneği ya da düşünme biçimi ile ilişkili olarak değerlendirilmelidir. Karşısındaki insanı tanımayan, kabullenemeyen, beklentilerini geçmişte farklı kişilerle yaşadığı benzer durumlarla sürekli karşılaştıran insanlar mutlu olmamaya ve birlikte yaşadığı kişiyi mutsuz etmeye çaba sarfediyor demektir.

“Sadakat, tek kalıp bir elbiseydi. Kimine bol, kimine dar geldi.Dürüstlük, çok beyazdı. Temiz tutamam deyip, kimse almadı.Velhasıl, insanoğlu çıplak kaldı. Ar, edep ve haya sığınacak bir beden aradı. İşte aşk, bütün bu kusurları bir ten olup kapattı. Aşk’a, bir vefa borcu kaldı. Onu’da, Allah (c.c) için sevenler aldı.

Hz Mevlana”

Teşekkürler


Tüm zamanlarda 500 bin okunma için teşekkürler. Bugüne kadar yayınladığım 18 kategoride 1240 gönderiye ulaşabilen 8 binin üzerinde takipçiye, 8.700 paylaşıma teşekkürler. Son üç ay’ın ve son bir yılın ve tüm zamanların en çok okunan yazılarını aşağıda bulacaksınız.

3 ay

Lavinia (Ölüm çiçeği) More stats 6.443
Ana sayfa / Arşivler More stats 954
Özlemek ne demek? More stats 681
anne olmak dünyanın güzel duygusu 🙂 More stats 578
YILDIZ KENTER’İN İLGİNÇ HAYAT HİKAYESİ. More stats 383
Küpe Çiçeği Efsanesi More stats 382
vestele yazılmış şikayet mektubu(bedduanın kralı burda, harbi süper komik…bence yani) More stats 327
40 YAŞINI AŞMIŞ KADINLAR More stats 279
Sezai Karakoç- Mona Roza ve gerçek hikayesi More stats 175
SİRİUS: TANRIÇA İSİS’İN GİZEMLİ YILDIZI More stats 134
Sen Hep Benimle Kal More stats 111

1 yıl

Lavinia (Ölüm çiçeği) More stats 30.268
Özlemek ne demek? More stats 4.000
Ana sayfa / Arşivler More stats 3.973
YILDIZ KENTER’İN İLGİNÇ HAYAT HİKAYESİ. More stats 2.460
3 ARALIK DÜNYA ENGELLİLER GÜNÜ More stats 2.305
40 YAŞINI AŞMIŞ KADINLAR More stats 1.785

Tüm zamanlar

Ana sayfa / Arşivler More stats 82.814
40 YAŞINI AŞMIŞ KADINLAR More stats 77.914
Lavinia (Ölüm çiçeği) More stats 77.303
YILDIZ KENTER’İN İLGİNÇ HAYAT HİKAYESİ. More stats 34.862
“ZAL” NEDİR, MAHMUT KİM? More stats 14.603
vestele yazılmış şikayet mektubu(bedduanın kralı burda, harbi süper komik…bence yani) More stats 11.392

Sözler, yeminler, oyunlar


En ağırından puslu bir hava çöküyor omuzlarına değil mi? Bulutlar binmiş sanki sırtına. Gözlerin ağırlaştı, uyumak istiyorsun ama günlerdir uyumuşsun zaten, bir anlam veremiyorsun bu bitkin haline. Sözler ağır geliyor, miden bulanıyor, kramp giriyor karnına belki de. Bıkkınlık ile bırakamama, vazgeçememe arasında çaresizlik kıvranmaları yaşıyor ruhun.

Sözler verilmeli, yeminler edilmeli belki ama uyulmayacak olduktan sonra tüm bunların bir oyundan fazla ne önemi var. Oyun oynamaksa zekası yettiği ölçüde oynar herkes oyununu. Yıllarca, aylarca gördüklerine, duyduklarına inanamadan denersin karşındakini acaba gerçek mi bu olanlar, samimi mi söylediklerinde, yaptıklarında diye. Sonra bakarsın ki sonu gelmiyor, tüm çabaların beyhude, bir kez sana göre hata olan bir şeyi yapan, tüm uyarmalarına, tatlı dille söylemene, kavgalarına rağmen bir daha, bir daha yapıyor. Çünkü yapacağı şeye, belki de sana göre yapması gereken şeye inanmaması en büyük problem. Yemin etse ne olur, söz verse ne olur ona inanmadıktan sonra. Günün birinde bir yerden patlak verip çöküyor temeli çürük olan herşey. Aklında farklı birşeyler varsa, planları, istekleri farklıysa ilerisi için, beklentileri ve amacı farklıysa ne kadar süre kendini gizleyip oyunu sürdürebilir bir insan. Oyun oynamak o kadar kolay ki aslında her iki taraf için de, ama kendi çapında, kendi zekası kadar sürdürebiliyor oyununu her oyuncu. Mesele oyunlara başvurmadan neysen o kalıbında sürdürmek , karşısındakini de neyse o kalıbında kabul etmek değil mi zaten en uzun süren birliktekilerin temeli. Kim kimden daha fazla saklayabilir kendini, yaptıklarını, düşüncelerini diye çabalamak değil ki amaç.

Düşündükçe midesine ağırlık basan, bulanan, hiçbirşey yapmak istemediği bir gün geçirmek istemez ki kimse. Hava sıcak, ağır, düşünceler daha ağır basıyorsa kurtulmak gerek bu havadan. Kimse kimseye mecbur değil, cin olmadan adam çarpmaya çalışmaya gerek yok. Ortak yaşamanın karşılıklı fedakarlıklar demek olduğunu, kimsenin bencilce davranmaması gerektiğini, sürekli bir kişinin verici, diğerinin hep bana tarzında alıcı olacağı bir birliktelik türünün olamayacağını anlaması gerek insanların. Yoksa herkes kaybedecek bu oyunda, bunun farkına varmalı.

Merhaba


Uzun süredir paylaşım yapmıyordum blogumda. Çeşitli nedenler sayılabilir bununla ilgili olarak ama, ana neden bugüne kadar yıllara yayılmış 1300 civarında paylaşım ve sonrasında aynı veya benzer konuların diğer paylaşım site ve sayfalarında çok daha sık görülmeye başlanması, yeni konular bulmakta güçlük çekme, yıllar içinde hayat düzenindeki kişisel ve toplumsal değişmeler idi denilebilir benim açımdan. Yine de bu ara dönemde blog okuyucularının özellikle bazı yazılarda yoğunlaşsa da genele yayılmış bitmeyen ilgisi beni oldukça mutlu ve umutlu tuttu. Çünkü bu blogu seviyorum, emeğim çok, yaptığım şeyler, yazdığım yazılar, seçtiğim diğer paylaşımlar geriye dönüp baktıkça bana zevk ve keyif veriyor. Bir yeni başlangıç gibi, yeni bir deneme, tekrar aynı heyecanı ve zevki duyma isteğiyle bir kez daha neden olmasın sorusu aklımdan geçiyor. Aynı hayatın her anı, yaşanan ve geride bırakılıp tekrar dönülmeyecek diye düşünülen her yaşanmışlık gibi, ama bir süre sonra yine, yeniden neden olmasın sorusu benzeri. E hadi o zaman…

MK

Mutsuzum


Mutsuzum;

Uzun zamandır küçük zaferler kazanmadığım için mutsuzum…

İnsanlarla birlikte olduğumda yalnız kalamadığım için mutsuzum.

Yapmak istediklerimi yapamadığım, buna mukabil yapmamak istediklerimi yapmak zorunda kaldığım için mutsuzum…

Dünya kupasını yerinde izleyemediğim, daha yüzlerce yere gitmek ve görmek isteyip gidemediğim, işe gitmek istemediğim zamanlarda gitmek zorunda kaldığım için mutsuzum.

Arada mutsuz olmaktan mutluluk duyduğum için bugün mutsuzum.

Ama tüm bana mutluluk veren şeyleri, çevremde beni seven insanları, balkonumda açan çiçeğimi görmezden gelirsem, kendimle başbaşa kaldığım ya da arkadaşlarımla gülüp eğlendiğim zamanları hiçe sayarsam nasıl mutlu olurum ki?

Tadını çıkarmazsam yağan yağmurun, açan güneşin, esen meltemin; içtiğim iki kadeh rakının keyfine varmazsam başka nasıl mutlu olacağım ki?

Mutsuzluk ta benim için, ama mutlu eden şeylerin farkına varmak ve tad almak da benim için.

İnsanım…

Güç sende


imagesSonra birgün durup bakıyorsun kendine. Ne kadar güçlü olduğunu farkediyorsun. Yılların sana neler kattığını, tecrübelerinin herşeyi halledebilecek yetenekler kazandırdığını hissediyorsun. Yanında taşıdığın dostlarına, arkadaşlarına, ailene ve kendine ait sorunların tamamının üstesinden gelebileceğini anlıyorsun. O güne kadar yaşadığın herşey beyninde iz bırakmış, sonra karşına çıkan herhangi bir durumda ne yapabileceğini kulağına fısıldıyor. Kendini güçsüz hissettiğin, sorunların üstesinden gelemiyeceğini, boğulduğunu hissettiğin durumlarda her zaman bir çıkış yolu olduğunu söylüyor iç sesin sana. Sevdiklerin sana güvenebilir evet, çünkü gerektiğinde sen inanılmaz çözümler üretebilen yeteneklere sahip hale geliyorsun.

Yalnız değilsin, ama bir o kadar da yalnızsın şu hayatta. Çevrene baktığında birsürü seni seven, seninle olmaktan keyif alan, ve senin de birlikte olmaktan hoşnut olduğun insan var yaşamında. Ama sen tek başına sorunlara çözüm yaratmak üzere yetişmiş bir savaşçısın. Tabii ki yenilgiler görüyorsun, herşey her zaman senin istediğin gibi gitmiyor. Yaşam çevrende ve sende bir yandan eksilerek, bir yandan artarak ilerliyor.
Her yeni yaş senin duygularının, içinde hissettiğin yaşın değişmediği; ama yeni deneyimlerin, sağduyunun, daha az üzüntünün, daha çok mutluluğun sana katıldığı yaşlar oluyor. Seni yıllar önce çok üzen bir olaya artık gülüp geçebilir halde oluyorsun.

Şunu hiç unutma: Yine yalnızsın, hep yalnızsın. İnsanlık varolduğundan, daha da ötesi, yaşam varolduğundan beri her canlı için bu böyle. Doğduğu andan itibaren her canlı kendisi için, kendi içindeki güçle savaşıyor karşısına çıkan zorluklarla. Çevreden tabii ki destek alıyor, ve çevresine destek veriyor. Ama yoluna hep tek başına devam ediyor. Onun için beynindeki, kalbindeki gücü hissetmek ve güvenmek zorundasın. Güç senin içinde, muhtaç olduğun kudret demiş ya Ata, kendine bakacaksın önce bir dayanak noktası aradığında.

Son Üç Ayda Blog İstatistikleri


Son 3 ayda blogum 11400 kez ziyaret edilmiş. Bunların 2000 civarı doğrudan anasayfaya yapılan girişler. En çok okunan 10 yazı ise şöyle:

Lavinia (Ölüm çiçeği) More stats 1.802
YILDIZ KENTER’İN İLGİNÇ HAYAT HİKAYESİ. More stats 1.708
Aşk hastalığı – Mal de L’Amor More stats 622
40 YAŞINI AŞMIŞ KADINLAR More stats 510
vestele yazılmış şikayet mektubu(bedduanın kralı burda, harbi süper komik…bence yani) More stats 437
“ZAL” NEDİR, MAHMUT KİM? More stats 236
Özlemek ne demek? More stats 207
‘Kadını güzel yapan hususiyetler’ – Bahname… More stats 204
SİRİUS: TANRIÇA İSİS’İN GİZEMLİ YILDIZI More stats 165
Martı ve Deniz More stats 113

Okuyan, yorum yapan, eleştiren herkese teşekkürlerimle.

Metin Karaaslan