Mutsuzum


Mutsuzum;

Uzun zamandır küçük zaferler kazanmadığım için mutsuzum…

İnsanlarla birlikte olduğumda yalnız kalamadığım için mutsuzum.

Yapmak istediklerimi yapamadığım, buna mukabil yapmamak istediklerimi yapmak zorunda kaldığım için mutsuzum…

Dünya kupasını yerinde izleyemediğim, daha yüzlerce yere gitmek ve görmek isteyip gidemediğim, işe gitmek istemediğim zamanlarda gitmek zorunda kaldığım için mutsuzum.

Arada mutsuz olmaktan mutluluk duyduğum için bugün mutsuzum.

Ama tüm bana mutluluk veren şeyleri, çevremde beni seven insanları, balkonumda açan çiçeğimi görmezden gelirsem, kendimle başbaşa kaldığım ya da arkadaşlarımla gülüp eğlendiğim zamanları hiçe sayarsam nasıl mutlu olurum ki?

Tadını çıkarmazsam yağan yağmurun, açan güneşin, esen meltemin; içtiğim iki kadeh rakının keyfine varmazsam başka nasıl mutlu olacağım ki?

Mutsuzluk ta benim için, ama mutlu eden şeylerin farkına varmak ve tad almak da benim için.

İnsanım…

Güç sende


imagesSonra birgün durup bakıyorsun kendine. Ne kadar güçlü olduğunu farkediyorsun. Yılların sana neler kattığını, tecrübelerinin herşeyi halledebilecek yetenekler kazandırdığını hissediyorsun. Yanında taşıdığın dostlarına, arkadaşlarına, ailene ve kendine ait sorunların tamamının üstesinden gelebileceğini anlıyorsun. O güne kadar yaşadığın herşey beyninde iz bırakmış, sonra karşına çıkan herhangi bir durumda ne yapabileceğini kulağına fısıldıyor. Kendini güçsüz hissettiğin, sorunların üstesinden gelemiyeceğini, boğulduğunu hissettiğin durumlarda her zaman bir çıkış yolu olduğunu söylüyor iç sesin sana. Sevdiklerin sana güvenebilir evet, çünkü gerektiğinde sen inanılmaz çözümler üretebilen yeteneklere sahip hale geliyorsun.

Yalnız değilsin, ama bir o kadar da yalnızsın şu hayatta. Çevrene baktığında birsürü seni seven, seninle olmaktan keyif alan, ve senin de birlikte olmaktan hoşnut olduğun insan var yaşamında. Ama sen tek başına sorunlara çözüm yaratmak üzere yetişmiş bir savaşçısın. Tabii ki yenilgiler görüyorsun, herşey her zaman senin istediğin gibi gitmiyor. Yaşam çevrende ve sende bir yandan eksilerek, bir yandan artarak ilerliyor.
Her yeni yaş senin duygularının, içinde hissettiğin yaşın değişmediği; ama yeni deneyimlerin, sağduyunun, daha az üzüntünün, daha çok mutluluğun sana katıldığı yaşlar oluyor. Seni yıllar önce çok üzen bir olaya artık gülüp geçebilir halde oluyorsun.

Şunu hiç unutma: Yine yalnızsın, hep yalnızsın. İnsanlık varolduğundan, daha da ötesi, yaşam varolduğundan beri her canlı için bu böyle. Doğduğu andan itibaren her canlı kendisi için, kendi içindeki güçle savaşıyor karşısına çıkan zorluklarla. Çevreden tabii ki destek alıyor, ve çevresine destek veriyor. Ama yoluna hep tek başına devam ediyor. Onun için beynindeki, kalbindeki gücü hissetmek ve güvenmek zorundasın. Güç senin içinde, muhtaç olduğun kudret demiş ya Ata, kendine bakacaksın önce bir dayanak noktası aradığında.

Son Üç Ayda Blog İstatistikleri


Son 3 ayda blogum 11400 kez ziyaret edilmiş. Bunların 2000 civarı doğrudan anasayfaya yapılan girişler. En çok okunan 10 yazı ise şöyle:

Lavinia (Ölüm çiçeği) More stats 1.802
YILDIZ KENTER’İN İLGİNÇ HAYAT HİKAYESİ. More stats 1.708
Aşk hastalığı – Mal de L’Amor More stats 622
40 YAŞINI AŞMIŞ KADINLAR More stats 510
vestele yazılmış şikayet mektubu(bedduanın kralı burda, harbi süper komik…bence yani) More stats 437
“ZAL” NEDİR, MAHMUT KİM? More stats 236
Özlemek ne demek? More stats 207
‘Kadını güzel yapan hususiyetler’ – Bahname… More stats 204
SİRİUS: TANRIÇA İSİS’İN GİZEMLİ YILDIZI More stats 165
Martı ve Deniz More stats 113

Okuyan, yorum yapan, eleştiren herkese teşekkürlerimle.

Metin Karaaslan

 

Sanal’a kaçış


deco_74964829Hayatında değer verdiği insanlardan bir kaç defa darbe yiyen ve umutsuzluğa kapılan insanlar bir başka kaçış yolu buluyorlar: Sanal dünya… Böyle kişileri rahatlıkla tanıyabilirsiniz aslında. Paylaşımları sanki tüm özel hayatlarını ya da iç dünyasını gözler önüne seriyor gibi görünse dahi, aslında dışarıdan görülebilen bir peçeyle kapattıkları gerçek yüzlerinden arta kalan gözleridir. Yalan söylemeyen sadece gözleridir.

Çok rahat arkadaşlıklar kurup sohbet edebilirler uzun uzun. Sanal arkadaşlıklar nasıl olsa dokunmadan, görmeden, hissetmeden yürüyor çünkü. Ancak böyle zararsız kalıyor ilişkiler onlar için. Karşılaşılan hasarı azaltmanın en kolay yolu ilişkileri sanal düzeyde bırakmak. Hiç tanımayacakları insanları belli bir mesafede tutmak güven veriyor çünkü. Tanıma ve yüzyüze gelme, hatta özel birşeyler başlaması ihtimali doğarsa da en kolay yoldan kaçış başlıyor. Kimseyi suçlamamak lâzım aslında bu durumdaki. Insanlar kendilerine bir koruma kalkanı oluşturmaya çalışıyorlar.

Kendini korumaya almış ve sanal arkadaşlar ile sınırlı özel çevre kuranları buradan dışarı çıkarmaya çalışmak da anlamsız. Onlar arıyorlar, biliyorlar, konuşuyorlar, ama dokunmuyorlar. Özel birşey yaşamak korkutuyor. Böyle rahatlar. En azından bir süre. Süreleri dolunca normal ilişkilere, özel hayatlarına korkusuzca dönüyorlar. Belki hesap kapatma, değiştirme ve dondurma da buna dahil. En büyük zarar ve sıkıntıyı ise aslında, bunları izleyip dinleyip sıkıntılarına ortak olmaya çalışan, hatta duygusal bağ kuranlar yaşıyor.

AĞITLAR


44026İnsanın içinden fırlayan parçalanma sesleridir ağıtlar. Bazen hüzünlü çıkar, bazen yırtılırcasına göğsünde bir yerler. Bazen sessizce, bazen bir fırtına kopararak. Kah bir şarkıda boy gösterir, kah bir bozkır türküsünde.
Her duyduğumda nelerin yitip gittiğini düşünürüm. O kadar acıdır ki gelen ses, hiçbir şey duymasa da insan hisseder gözlerinden feryat edenin çığlığını.
Bir zılgıt olur kiminde, hep beraber çekilir yana yakıla; kimi zaman da tek başına kimsenin göremeyeceği bir yerlerde yaşanır. Sessizce, iki damla yaş dökülerek.
Birşeyler kaybetmenin hazin öyküsüdür ağıtlar. Yitip gitmiş ve bir daha geri dönmeyeceği düşünülen şeyler içindir. İlle bir insan olması da gerekmez. Evi yanan, işyeri yıkılan insanları düşünün.
Unutmak istememenin öyküsüdür ağıtlar…

ZAMAN HIZLA GEÇİYOR


pisiHayatın ne kadar hızlı geçtiğini evinde hayvan besleyenler bilir en iyi. Gözünüzün önünde sevgiliniz yaşlanır gider. Daha dün el kadar bebekken yanınıza aldığınız dostunuz hızla büyür, sizin çok uzun bir süreçte atlattığınız gelişim evrelerini hızlıca geçer gider. Kendiniz için düşündüğünüz herşeyi kediniz köpeğinizde yedi kat hızlı yaşarsınız. Ve bakarsınız ki 10 yaşına gelmiş, 70 yaşında bir yaşlı dede- nine oluvermiş aslında. Sizin için 10 sene nedir ki gerçekte, değil mi? 30 yaşınızla 40 yaşınız arasında o göz açıp kapayıncaya kadar geçen süre. Onlar için bir ömür demektir. Size o zamana kadar dostluk arkadaşlık etmiştir, tüm sevgisini vermiş ve sevginizi almıştır. Acı duyarsınız çoğunlukla elinizin altından böyle hızla kayıp gitmesinden, çünkü gençken, daha birkaç sene önce size ne cilveler, oyunlar yapmıştır, stresinizi almıştır, eğlendirmiştir. İşte şimdi orada yaşlı ve yorgun uzanmaktadır.

Geriye dönüp baktığınızda kendi hayatınız da bu kadar hızlı geçmemekte midir zaten? Lise yıllarınız, üniversite, ilk aşklar, evlilik, çocuklar… Hepsi sanki dün yaşanmış gibi gelir insana. önümüzde bir o kadar daha yaşanacak şey vardır, biliriz, ama geçmişin bu kadar hızlı geçmesinden de hüzün duyarız. Yaptıklarımız, yapmadıklarımız, yapamadıklarımız. Tamamı ile hayattır hepsi işte, böyle geçip gitmektedir. Kainata neden bu kuralları koydun, herşey nasıl da hızlı tükenip bitiyor diye kızabilir miyiz? Kurallar bunlar en başından beri ve uygulayan biz değil, bize uygulanmaktadır hepsi de.

Dün akşam güneşi batırırken içtiğimiz kahve geride kalmıştır. 10 gün sonra hiç hatırlanmayacaktır belki de. Kuralları koyan biz olmadığımıza, ve oynamaya mecbur olduğumuza göre, nedir bu üzüntü, yaşam geçiyor, yaşlanıyorum, evlenemedim, işe giremedim, çocuğum olmuyor, hastalandım dertlenmeleri ki? Bunlar olacak. İstemesek de olacak. Kim kainatın efendisine karşı durabilmiş ki? Yapabildiklerimiz bize keyif veriyorsa o an mutluyuzdur, ve kar kalır yanımıza, o kadar. Hiç önemi yok herhangi bir şeyin, hiç. Merak etmeyin, 1000 yıl sonra bu evren varken yine de, hiçbirimiz olmayacağız, eser miktarda iz bile kalmayacak herhangi birimizden. Bedenimizden, duygularımızdan, sevdiklerimizden, kırdıklarımızdan, sevinçlerimizden, hüzünlerimizden. Boşverin.