Kategori arşivi: Diger

biraz sitem, biraz kargaşa, az üzüntü, çokça özlem…

Kendinden ödün vermek


İnsan seviyorum dedikleri için kendinden ödün vererek mi yaşamalı? Ya da şöyle sormalıyız, kendinden ödün verdiğin insan senin için ne yapıyor? Herkesin hayatta elbet kendinden çok değer verdiği bir insan vardır. Peki ya doğru mu yapıyoruz? Neden yapıyorum diye kendinize sorduğunuzda ya da o size bana neden değer verip bir şeyler yapıyorsun diye sorunca verecek cevabınız olmaz, nedensiz yaparsınız, onun sizin için bir şey yapması gerekmez.

Yanımda sanırsınız ama yanınızda asla olmamıştır. Öyle bir şey ki en zor anınızda, (mesela hastalıkta, kaza geçirirsiniz, başınız biriyle derde girer, maddi açıdan yıkım yaşarsınız) sizi öylece ortada bırakabilir. Söylediklerinizi yalanlar sizi suçlar ama o da çok iyi bilir boş yere suçladığını. Gitmek için ya vakti gelmiştir ya da aslında hayatınızda hiç olmaması gerekiyordur.Yaptığınız şeyleri, sevginizi, ona verdiğiniz değeri sizden daha iyi bilir, farkındadır ama bazı insanlara, örneğin çocuklarınıza verdiğiniz değer ona fazla gelir ve sizi suçlar. Siz kendinizden ödün verseniz de o bunu hak etmediğini giderek belli eder. Her şey güzel gider sanıyorsunuzdur, sizin göremediğiniz yalanlar vardır.

Kendinizi büyüsüne o kadar kaptırmışsınızdır ki sonu ne olursa olsun başlamışsınızdır bir yola. Aslında hiçbir şey yolunda değildir, siz öyle görmek istiyorsunuzdur.

Yapmayın,sizin değer verdiğiniz kadar size değer vermeyen insanları sokmayın hayatınıza. Bazıları buna bencillik der ama sahte insanlardansa yalnızlık en güzelidir. Sizin verdiğiniz değerin yarısını vermeyen, sizi kendi çıkarları için kullanan bencil insanlara neden ödün veresiniz ki. Şu hayatta kazık yemeden akıllanmayan insan yoktur diye düşünüyorum.

Hatta o kadar çok kazık yesek de akıllanmayız.

Kaptırmayın kendinizi o yalanların büyüsüne azizim. O kadar bıkarsınız ki etrafınızdakilerden uzaklaşırsınız. İşte o zaman doğruyu yanlışı ayırt edersiniz. Onun istediği de budur zaten. Çevrenizde sizin yanınızda, yakınınızda olan herkesten uzaklaşmanız ve sadece onun çıkarları ve yalanları çerçevesinde kurduğu dünyada yaşamanız.

Size değer verenler zaten yanınızdan ayrılmazlar. Git deseniz küfür bile etseniz gitmez, sizi iyi ya da zor gününüzde, bayramda- cenazede yalnız bırakmaz. Laflarınıza alınır ama size alınmadım der, her şeyi içinde yaşar. O insanları üzmeyin işte, sizin ne zaman yardıma ihtiyacınız olduğunu, sevincinizi, sıkıntınızı gözünüzden anlayan insanları hayattan bezdirecek, bir daha iyilik yapmamak için yemin ettirecek kadar karaktersiz olmayın.

 

Hayatta Bazen’ den alıntılarla

https://www.wattpad.com/231935321-hayatta-bazen-kendinden-ödün-vererek-mi-yaşamalı

(…)


tumblr_mzcis2AvqM1r922buo1_500Benim artık sana dair kelimelerim bitti, hayatta çözemediğim tek problemim olarak kalacaksın kişisel tarihimde… Ve ben boğazımda yutkunamadığım bir lokma olarak taşıyacağım seni içimde… Sana rağmen nefes almaya çalışacağım boğazımda bıraktığın küçük boşluktan. Bir yerlerde saklı kalmış gerçeğimi, hiç anlatılmamış hikayemi ben bekleyen prensesi aramak için yola çıksam da boğazımda kımıldamayan bir nesne gibi, içimde yağmayan bir bulut gibi üstümde taşıyacağım seni ömür boyu…
Yenilmeyi gördüm sende. Hayatta ilk kez mutlu olmasını istediğim bir kıza ve umutlu olmasını istediğim bir ilişkiye karşı kaybetmeyi yaşadım. Kelimelerin sihriyle dünyayı değiştirebileceğimi düşünürken birkaç kelam fukarası olduğumu hatırlattın. Kendime olan yenilgimi tattırdın bana. Kendime yenildim, kendi ruhuma bedenime gölgeme…
Şimdi susuyorum, sonu belli olmayan bir sürece giriyorum. Ortada dolaşan bütün hakları sana teslim edip sessizce çekiliyorum hayatından…
Ve yine inanıyorum: Ortada bir ayrılık varsa ne gidendir yaşayan ne kalan.Ortada bir ayrılık varsa iki cesettir onca yaşanılandan arda kalan…

Ege Güzeli’ ne teşekkürler
Hayat bir ihtimal

Ama ben sana hiç…


Seni hiçliğin üzerine düşmüş bir çiğ tanesinde gördüm ilk. -berrak, soğuk ve gökyüzünden henüz düştüğün için umutsuzdun- . Yarım kalmışlığın eziciliğini kabullenen biri için çok ağırdı ruhun… varlığının varlığımla yok olmaya baş kaldırdığı geceyi Hala hatırlıyorum . . Bütün kaosun kilitlerini emip çiğnediğimiz gecedeki yegane gemimizin üstüne uzandım. Teninin yüzdüğü çarşafı okşuyorum. Yatak bir cinayet işleyecek kadar sessiz ama ben Yalnızlığımızın geride bıraktığı o gürültüden ürküyorum. Yorganın üzeri imkansızlığına bulanmış. Dokunuyorum, hâlâ bir gece sahili kadar sıcak bu kumaşın kızıllığı. Ruhunu çarpa çarpa uyudun bu gece, belli, çünkü yatak sana küsmüş, dişlerini gıcırdatıyor durmaksızın. Avuçlarımın arasında gayrimeşru öpücüklerin var o geceden kalma. Onları tenime kondurmadan ellerime kilitledim ki hiç silinip gitmesinler zamanın koyu sonsuzluğunda.
Anlatmak istiyorum, anlatıp sökmek istiyorum kalbime dolan bütün bu lanet mürekkebi. Nasıl da bakıyordun, nasıl da kanıtlıyordun bakışların can acıtabileceğini. Titrek ellerime sardığım şu altın yastıklar kadar içine çekiyordu beni, altın rengi gözlerin. Sanki kaburgalarımdaki kızıl çakıl taşını gözbebeklerine yatırabilirmişim gibi davetkârdı parıltılı irislerin. Normalde ben bu tür sevginin talihsiz tuzaklarına düşmezdim, ama beni yatağına ittiğin gün yitirdim kendimi. Ko(r)kunun mavi uçurumuna düşerken tek düşündüğüm, sırtıma değen ellerindi.
Ama ben sana hiç değmedim.

Hepsi bu…


O bir lambaydı ve ben de zavallı bir güveydim.
Eğer sabahleyin onu görseydim önemsemezdim.
Ama geceydi. Bütün parlaklığıyla hayatımın en karanlık gecesinde parlamıştı aniden. Ona çekildim, beni kör etti ama durmadım. Sıcaklığı güzel hissettiriyordu beni. Sonra ben ona çarpa çarpa öldürdüm kendimi.
Hepsi bu.
Hiçbir özelliği yoktu, sıradan bir lambaydı. Sabah çıksaydı karşıma onu görmezdim.
Ama gece geldi.
Siyahın boğduğu yerde bembeyazdı o.
Onu bu yüzden sevdim.
Hepsi bu.

Yalnızlık masalcısı

Gitmeler önce gözlerde başlar


941492_542188205828150_2092850225_nGitmeler önce gözlerde başlar, önce gözler terkeder sevdiğini, önce gözler uzaklaşır sevdadan.
Dilin tüm inkârına, sevdiğini inandırma telâşına karşı gözler anlatır doğruyu.
Yalansız, riyasız söyleyiverir bittiğini. ” Artık demir alma günü geldi bu limandan” der acımasızca.
Bakarken içi titreyen gözler görmez olur seni. İzlersin, yapacak bir şey yoktur çünkü.
Hayatının tam ortasına gelip yerleştiği zamanı kabul ediş gibi, gidişi kabul edersin.
Bilirsin ki her çaba boşuna. Gitmek düştüyse akla, her söz daha derin bir yara.
Beklersin, sorgusuzca yerleştiği yüreğinin üzerine basa basa gidişini izlersin.
Konuşmak nafiledir artık.
Ne söyleyecek kelime, ne anlatacak duygu kalmamıştır.
Sensiz nefes alamayandır giden. Yokken nefes alamadığındır. İnanamaz ama izlersin.
Dilin de gözler kadar dürüst olacağı günü beklersin. Acıtır her yalan, her sahte dokunuş yakar tenini, beklersin.
Mutluluğundur giden.
Kalbin kanar ama izlersin.
Söyleyemediklerinle yanmaya başlar boğazın.
Hayâllerindir, sevdandır giden.
Kocaman bir boşluk bırakır ardında, doldurmayı öğrenirsin.
Kendini hazır hissettiğinde, söyleyecek makul bir sebep bulduğunda,
zamanı geldiğinde dillendirir gidişini.
Bildiğin bir masalı anlatır gibi, oyuncularını, hikâyesini,
sonunu bildiğin bir filmi izletir gibi.
Anlatır, dinlersin. Gider, izlersin.
ACI, İZİN VERDİĞİN KADAR ACITIR BİLİRSİN . .

BİLİR MİSİN EY YAR


6128092df2un9Sen bilirmisin karanlığın içindeki yalnızlığı ?

Zifiri karanlıkta bir ışık aramayı ?

Sen bilirmisin alevlere sarılmış bir KALBiN, nasıl yanıp kül olduğunu ?

Bilirmisin bir zamanlar mutlu sevgiyle bakan gözlerin, şimdi hayata bomboş baktığını ?

Aşka susamış bir bedenin, nasıl çırpınarak acı çektiğini bilirmisin ?

Sen bilirmisin sevgiyi, aşkı, değer vermeyi, mutluluğu, yalnızlığı, çaresizliği, acı çekmeyi ?

Sen bilirmisin gülerken ağlamayı severken terk edilmeyi ?

Yaşarken ölmeyi bilirmisin sen ?

Ben öğreniyorum  EY YAR………!!!

ÖzLeyeceksin!


309965_535122186522383_2044990801_nÖzLeyeceksinn !
Sabahlara Kadar
Kara Kara Düşüneceksin ..
Dışından Güleceksin ..
Ama İçini Bir Sen Bileceksin .
Korkacaksın İçin Parçalanacak Acıdan Kıvranacaksın ….
Ama ” O ” Olmayacak ..
Sol Tarafın Hep Boş Kalacak..
İşte O Zaman Tekrar Düşüneceksin ..
Düşündükçe Seveceksin ..
Sevdikçe BİTECEKSİN !

Korkma


plastik çiçekler, ne bilsin solmak nedir. cam kırılır, bardak kırılır, ağaç dalları vesaire hepsi kırılır; lakin asla bilmezler bu ne demek, anlamazlar nedir kırılmak, konuşmazlar, böyle bir sözcük yok onlar için. ama bir kalp kırıldı mı; eksilmeden, dağılmadan, kopmadan hiçbir parçası; gecenin bir vakti kafanı bulutsuz gökyüzüne dik ve bak yıldızlara, işte onlar kadar hisseder kırılmışlığı. işte bunu anlamak istemiyorsun.

oysa senin de kırılmışlıkların var, sende terk edildin, seni de bıraktılar, ağladın… bana yeryüzünde ağlamayan tek bir insan bile gösteremezsin; mavi, ela, yeşil renkli fark etmez, hatta lens takanlar ve en azılı katiller, buna ruhsuzlar da dahil. herkes ağlar, bulutlar bile, en az benim sana ağladığım kadar. “bizi bir birimizden ayıran ne peki?” diyorsun, gözyaşları değilse…

beni senden ayıran hiçbir şey yok! senden başka.
anlıyor musun?

korkma, seni kimselere söylemedim
hep içime atıp, öyle sevdim.

korkma, içim içimi yeyip bitirse de
sana dokunmaz asla, aşk’lıktan ölse bile.

korkma, her ne kadar adın dilimden düşmese de
dudaklarım nefesinle alış-verişe çıkmaz.

korkma, el olanın ellerine ellerim bedduadır
hayatta tutmaz.

bir umut, belki öte tarafta…

ne tuhaf o kadar gerçek olmasına rağmen;
kırıldık,
koptuk,
parçalandık,
dağıldık
ve çok sonradan anladık ki
biz seninle “seni seviyorum” konulu,
sonu mutsuz biten bir film ismiymişiz meğer.

korkma, “bizi” gösterimden kaldırdı kader
tekrarını vermeyecek bir daha.

b. karakeçili