Arabaşı çorbası


545651_10151166591207789_1534462382_nBir iç anadolu yemeğidir. Özellikle kışın ve çok sıcak olarak tahta kaşıkla yenir. Çorbayı yerken hamurunu içine düşüren çorbayı ceza olarak çeker. Hamur çiğnenmeden boğazda kaydırılarak çorbayla beraber yutulur. Keklik, hindi ya da tavuk etiyle yapılır.
Malzemeler
Hamur için:
* 7 su bardağı su
* 1 su bardağı un,Tuz

Çorba için:
* 1 küçük tavuk (veya iki tavuğun göğüs eti,veya tercihen hindi)
* 1 çorba kaşığı nebati margarin
* 12 kaşık kırmızı biber (arzuya göre acılı olabilir)
* 12 kaşık salça
* 6 su bardağı su
* 1 çorba kaşığı un
* 1 limon

Arabaşı Çorbası

Hamurun Yapılışı:
1. 5 su bardağı suyu,tuz ilave ederek,kaynatın.
2. Kalan su ile unu bulamaç haline getirin; tel süzgeçten geçirin.Kaynayan suya hızlı hızlı karıştırak ilave edin.
3. Sürekli karıştırarak,muhallebi kıvamında pişirin.
4. Yaklaşık iki parmak kalınlığında bir tepsiye boşaltıp soğutun; soğuyunca buzdolabına kaldırın.
5. Çorbanın yanında servis yapmak için, baklava şeklinde kesin.

Çorbanın Yapılısı:
1. Bir tencereye su koyarak,tavuk,1 kaşık salça ve kırmızı biberi katıp kaynatın.
2. Etleri yumuşayınca, parmak büyüklüğünde parçalar halinde didikleyın.
3. Ayrı bir tencerede.Sana ile unu karıştırarak rengi fazla değişmeden kavurun.Bu meyanenin içine salçanın ve kırmızı biberin geri kalanını ekleyip 3-4 dakika karıştırın.
4. Bu karışımı,sıcak tavuk suyuna karıştırarak ilave edin.
5. Didilmiş tavuk etlerini ekleyin, kaynatın.
6. Yanında hamuru ve bol limon ile servis yapın.

Püf Noktası:
Servis sırasında,çorbanın hamurlarının üzerini hafifçe örtecek kadar kızgın yağ dökülürse,daha parlak olacaktır
Afiyet olsun.

Et hakkında bilmeniz gereken 25 şey!


Kasaptan et almak futbol maçı gibidir ve kazanan genellikle kasap olur.

Sizlerle öyle bir yazı gönderiyorum ki yazının sonu
geldiğinde hepiniz kendinizi kasabınızla kavga ederken bulacaksınız ve
hiçbir şey eskisi gibi olmayacak! Artık alışveriş ve yemek
alışkanlıklarınızı değiştirme zamanı geldi. En önemlisi, kasaba girdiğinizde hangi yemeği
yapacağınıza karar vermiş olmanızdır. Aksi halde kasap elindeki fazla
etleri verebilmek için türlü numaralar yapar. İşte et hakkında bilmeniz
gereken 25 önemli detay. Önce ızgaralık et seçiminden başlayalım:

1- Seçiminiz dana ise, et hayvanın sırt kısmından olmalı. Kasabınıza
ukalalık edebilmek için şu kelimeleri ezberleyin: ‘Antrikot,
kontrfile, bonfile’. Bunlar hayvanın en az hareket eden kısımlarıdır
ve yumuşaktır.
2- Taze et, bilinenin aksine serttir ve kesinlikle dinlenmiş olmalıdır.
3- Etin rengi biraz koyu olabilir fakat mor olmamalıdır. Mor renkli
etlerden uzak durun. Ya küspe yemiş değersiz bir hayvanın etidir ya da
kasabınız o ete su enjekte etmiştir.
4- Etin duruşu toplu olmalı, kendini salmış olmamalı. Eğer et pelte gibi
yayılmışsa içine su enjekte edilmiştir.
5- Etin üzerindeki yağ dokusu ince ve sık olmalı. Sakın et yağlı diye
kaçmayın çünkü yağ zerrecikleri demek lezzet demek. Bunlara
‘yazı’ denir ki, kasabınıza, “Bana şuradaki yazılı
antri-kotu verin” derseniz, kasabınız sizden çekinecek ve en iyi eti size
vermeye çalışacaktır.
6- İçinde küçük yağ hücreleri (yazı) oluşmuş etler, genelde merada
beslenen doğal hayvanlardan elde edilmiştir. Bol omega-3 iç erdiği için ne
bu yağlar ne de bu hayvanın sütünden yapılan tereyağı zararlıdır.
7- Kıymayı gözünüzün önünde çektirin ve kasabınıza “Önce aynasını al
usta” deyin. Ayna, kıyma makinesinin ağız kısmıdır, daha önce nasıl
bir kıyma çekildiğini bilemezsiniz.
8- Kasabınızı dikkatle izleyin. Eline dövme demirini alıp etlere vurmaya
kalkıştığı anda çanta, semsiye gibi maddelerle kafasına vurmak suretiyle
bu eylemi engelleyin! Şaka bir yana etinizi asla dövdürmeyin.
9- İyi pişmiş seviyorsanız eti ince kestirin, üstüne kekik, tuz attırmayın.
10- Tencere ve güveç yemeklerinde sırt eti şart değil, pahalıdır çünkü.
Dana (Tranç diye isteyin) ya da kuzu but iyi sonuç verir. Dana budundan
çıkan ‘nuar’ kullanmayın. Bence en lezzetsiz bölgedir. Sadece
fırında soslu rosto yaparsanız lezzetli olur.
11- Haşlama yemeklerinde, incik kemiği mükemmel sonuç verir. Çünkü incik
kemiği hayvanın hayatı boyunca bütün ağrılığını taşıyan bölge olduğundan
kaslı bi r yapıya sahiptir ve en yoğun ilik burada vardır. İlik ise, hem
lezzet verir hem de sosu koyulaştırır.
12- Fırın yemeklerinde, dana budundan çıkan ‘nuar’ı tercih
edebiliriz. Kuzu etinde ise ön kol ya da budu bütün kemikli olarak
pişirmeliyiz.
13- Kasabınızı iyi seçin. Hem sağlığımızla hem cebimizle oynamaya hazır
birçok hokkabaz var. Kıymaya tavuk taşlığı katarlar. Dikkat
‘salmonella’ riski vardır.
14- Sosis ve salamlarda ‘yüzde 100 dana eti’ yazar. Ama bu
dana yağı da olabilir. Sosislerin önce fiyatına bakın sonra rengine.
Tütsülenmiş sosis kahverengine yakındır. Pembeye ve kırmızıya çalan bir
renkte olmamalı. Türkiye’de gerçek sosis üretimi yok, hemen hemen
tamamı yapay ürün.
15- Çoğu firma ve kasap, kıymanın maliyetini düşürmek için içine yüzde 50
oranında soya kıyması koyar. Bu kıyma protein yönünden çok zayıftır.
Üstelik soya kıyması GDO’lu ürünlerin başında gelir. Soya katkılı
hazır köfteler doğal değildir, lastik gibidir ve pişirince dışı kurur ve
sahte lezzet artırıcılar içerir.
16- Hazır kıymalar da içine hindi kıyması karıştırılarak çoğaltılır. Bu
kıymaların görüntüsü normal kıymadan daha parlak ve yağsızdır. Dikkat
edin! Hindi ve tavuk, kıyma makinesinden geçtikten hemen sonra bakteri
üretmeye başlar.
17- Dünyanın en iyi ırkı Trakya kıvırcığıdır yani kuyruksuz kuzu. Eti çok
lezzetlidir çünkü kuzunun yağı kuyruğuna değil tüm vucuduna yayılır. Bu
sayede et fazla su tutar ve tabii ki daha lezzetli olur.
18- Çok büyük et almayın. But kısmını alın. Kemikli ağırlığı 2 – 3
kilo arasında olmalı.
19- Kıvırcık kuzuda kuyruk kesilmez ve küçük bir parça olarak orada
görebilirsiniz. Kuyruklu kuzuda ise genelde sizi kandırmak için tüm
kuyruğu keserler.
20- Kuzu etinin kokusunu marine ederek giderebiliriz. Eti kemiksiz
parçalara ayırıp (1 kilo için) 3 diş sarımsağı ezin, 1 su bardağı süt, 1/2
çay bardağı zeytinyağı, 2 dal biberiye ve 2 dal taze kekik içinde bir gün
bekletin. Hayatınızda yediğiniz en iyi et bu olacak!
21- Izgara için danada olduğu gibi yine sırt etini tercih edin. İşte size
havalı bir kelime; ‘karski’. Kuzunun kontrfilesi ve
bonflesinin olduğu kesimdir ki, en değerli parçadır. Kasaplar bu
parçaları, hep işi bilenlere tezgah altından satar. Kasabınıza,
“Yıllardır benden sakladığın karskileri istiyorum, akşam mangal
var” deyin.
22- Evinizde döküm tavanız varsa, hemen ocağa koyun ve yağ sürmeden iyice
ısıtın. Ete, biraz tuz, çok az şekerle masaj yapın ve saf zeytinyağı
(Bunun dışındaki tüm yağlar omega-3 asitlerini öldürür) sürerek tavaya
atın. Et inceyse her yanını ikişer dakika pişirip tavadan alın ve
bekletmeden servis yapın ki suyu kaçmasın.
23- Tencere yemeklerinde ise kuşbaşı doğradığınız etleri yavaş yavaş
pişirin ve tuzunu yemek piştikten sonra ilave edin. Pişirirken
kullanacağımız tencere fırına giren bir tür olursa (güveç veya döküm) daha
iyi sonuç alırsınız. Her tarafından eşit ısı alarak yavaş pişer.
Aradınız, taradınız iyi et bulamadınız. Elinizdekiyle idare etmek zorunda
kalırsanız işte size önerilerim:
24- Etimizi ince dilimleteceğiz. Sonra süt, soğan suyu, zeytinyağı
gibi asitli maddelerle terbiye edeceğiz. Bunun için; 2 soğanı rendeleyip
suyunu sıkın, yarım bardak süt ve zeytinyağı ekleyip bir gün bekletin.
Sonra da anlattığım yöntemle pişirin. Sonuç mükemmel!
25- Bir vakum poşetine piyaz (ince uzun doğranmış) 1 soğan, 1 çay bardağı
soğan suyu, 2 dal biberiye ve etleri içine koyup vakumlatın. Buzdolabında
en az bir gün bekletin, sonra aynı pişirme işlemini uygulayın. Hayatınız
değişecek!

Keşkek, milli yemeğimiz…


Ege bölgesinde adeta milli yemek haline gelen keşkek, hemen hemen bütün düğünlerin ana menüsündedir. Hem lezzetli hemde bu denli ünlü yemeğin tarifini sizlere sunuyorum.

 

 

MALZEMELER
1 kg keşkeklik döğme buğday buna aşurelik buğdayda diyebiliriz
1 Tavuk veya kemikli ,yada parça etle de olur ..
200 gr kadar tere yağ veya sıvı yağda olabilir..
tuz.. karabiber..
YAPILIŞI
Keşkelik buğdayımızı geceden güzelce yıkayıp üzerine 4 parmak çıkacak kadar su ile geceden ıslıyalım
Sabahleyin güzel ve çabuk pişmesi açısından düdüklünün dibine önce etimizi koyarız .. Akabinde geceden güzelce yıkayıp suya yatırdığımız keşkekliğimizi süzmeden o suyuyla tencereye koyalım ve zaten suyunu çekmiştir,
onun için gene 4 parmak üzerine çıkacak kadar su koyalım, tuzunu koyalım…
Eğer etimiz yağsızsa az miktarda yağ koyalım …
Fazla koymayalım çünkü üstüne de yağ yakılacak…
ve tenceremizin kapağını kapatalım…
önce harlı ateşte bir kaynatıp buhar çıktıktan sonra tencereyi mümkün mertebe çay ocağının en kısığında 2-3 saaat kadar pişirelim…
tencerenin havasını çıkardıktan sonra bir tahta kaşıkla dinlene dinlene bu keşkeği karıştıralım yani ezelim.
Ne kadar ezilirse o kadar güzel olur, bırakın etlerde birbirine girsin özleşsin ..
öyle lezzetli oluyor, özelliği dövülmesinde yani ezilmesinde.
sonra, servis yapacağımız zaman üzerine kırmızı biberle tereyağ kızdırıp servis yaparız.
Afiyet Olsun

Tekirdağ Rakısının sırrını bilir misiniz?


Birden hocanın sorusunu duyunca herkes şaşırdı.
Üniversitede, üretim yönetimi dersindeydik.

Konu 6 Sigma.

Dersin ortasındayız ve hepimizin içi bayılmış.
Ama rakı lafını duyunca bir anda uyandık ve herkes rakı hakkında bilgisini konuşturmaya başladı.
Biri “Yaş üzüm” diye atıldı.

Kimi “Tekirdağ’ın havasından” dedi.

Öteki “artezyen suyundan” dedi.
Bense “Tekirdağ Rakısı” nedir bilmediğim için ağzımı bile açmadım.
En sonunda hoca herkesi susturup anlatmaya başladı:

‘Tekirdağ rakı fabrikasına zamanında yeni bir müdür atanmış.

Müdür daha fabrikaya gelmeden, ne kadar suratsız bir adam olduğuna dair söylentiler ulaşmış.

Herkes yeni müdürün ne kadar geçimsiz, ne kadar sinirli bir adam olduğunu konuşur olmuş.
Müdür gelince ilk iş, tüm yönetim takımını toplanmış fabrikayı gezmeye başlamış.

Müdür gezerken tek bir laf bile etmemiş. Ama asık olan suratı asıldıkça asılmış.

Böylece söylentilerin doğru olduğu anlaşılmış.
Gezinin sonunda yeni yetme bir mühendis:
-Beğendiniz mi efendim? diye sorma gafletinde bulunmuş.
Müdür önce sert bir bakış atıp
-Ben bu fabrikanın nesini beğeneyim? diye kükremiş.
Mühendis iki büklüm olmuş, sorduğuna soracağına pişman, sinmiş bir köşeye. Müdür buna daha 
da sinirlenmiş. Yanında artık varil mi, paket mi ne varsa tekme atıp devirmiş. Herkes korkmuş şaşırmış, kimseden ses çıkmamış.
Neyse ki müdür yardımcıları aklı selim adamlarmış. Ertesi gün kendi aralarında toplanıp“Fabrikayı nasıl düzeltiriz” diye plan yapm aya başlamışlar. Gördükleri her eksiği tamamlamışlar.

Birkaç ay içerisinde fabrika iki katı verimle şekilde çalışır hale getirmişler.

Sonunda müdürün yanına çıkıp “Gelin fabrikayı bir daha gezelim” demişler.

Bu sefer tüm birimler çok düzgün çalışıyor, hiç bir yerde sorun yok. Herkes pür dikkat görev başında.

Ama yeni müdür rahat durmamış. Paketleme yapılan alana gelince durmuş.

Paketlerden birini açıp, içinden bir rakı şişesi çıkarmış.

Kapağını açıp koklamış, koklayınca yüzünü ekşitip, rakıyı yere dökmeye başlamış.
Tüm amirler, usta başları, işçiler şok.
-Efendim neyi beğenmediniz? diye soracak olmuşlar.
-Bu rakının beğenilecek nesi var? diye kükremiş müdür.
Herkes sus pus.

Ertesi gün yine tüm fabrika panik. Müdür yardımcıları yine toplanmış, çağırmışlar usta başlarını sormuşlar

“Rakıyı nasıl iyileştiririz?” diye.
Biri demiş “Şebeke suyu kullanmayalım. Kloru fazla.”
Öbürü demiş “Anasonu çok keskin.”
Bir başkası demiş “Yaş üzüm kullanalım.”
Aylar boyu uğraşıp rakıyı yenilemişler. Yine müdürü alıp tekrar fabrikayı gezdirip yaptıkları yeniliklerden bahsetmişler. Paketleme yapılan yere gelince durup, bir rakı açıp ikram etmişler. Müdür durmuş. Önce şişeyi alıp evirip çevirmiş. Sonra sunulan bardağı alıp biraz içmiş. Tabi o içerken herkes pür dikkat bakıyor, ne diyeceğini merak ediyormuş. Sonunda yine yapacağını yapmış “Bu rakının nesi güzel?” diye bağırıp, elindeki şişeyi yere boşaltmaya başlamış.

Birden yaşlı bir usta başı dayanamayıp “Döktürmem ben sana rakımı” diye atlamış.
Müdürün elinden kapmış şişeyi.
Herkes şaşkın bakarken de usta başı, “Ne demek nesi güzel. Sen rakıdan anlamıyor musun?” diye bağırmış.
Etraftakiler bir yandan “Ne yapsak yaranamıyoruz” diye ustabaşına hak veriyorlar,

öte yandan müdür kızacak diye korkuyorlarmış.
Müdür ustabaşına bakmış. Herkes bağırıp çağırmasını beklerken o sakin sakin
“Ben rakıdan anlamam.” demiş.
“Ben insandan anlarım. Yaptığınız işi o kadar kötüledim, şimdiye kadar içinizden biri çıkıp sahiplenmedi.

Demek ki aslında kimse ortaya çıkan işi savunacak kadar beğenmiyordu.

Ama şimdi bu şişeyi çocuğunmuş gibi sahiplendin.” demiş.’

Hoca hikayeyi anlatmayı bitirip durdu. Sonrada şöyle bir öğüt verdi.
Bir gün bir fabrikanın başına geçecek olursanız,

ürettiğiniz cansız nesneyi değil, onu üreten insanı yönetin.

Siz şişenin içindekinden hiç anlamayabilirsiniz.

Merak etmeyin onu üreten onu nasıl mükemmel yapacağını bilir.

İşte Tekirdağ Rakısının sırrı o şişeyi sahiplenip, içindekini efsane haline getirmesini bilenlerdedir.

Ekmekli Köfte Tarifi


Malzemeler 250 gr köftelik kıyma 8-9 dilim beyaz ekmek(buzdolabında bekletilmiş) 2 yumurta 1 çay kaşığı karabiber 1 çay kaşığı tuz 1 çay kaşığı nane 1 çay kaşığı kimyon ve pulbiber vs…(ağız tadına göre) kızartmak için sıvı yağ Hazırlanışı Kıymamızı geniş bir kabın içine alarak köftemizi yapmaya başlıyoruz üzerine yumurtalarımızı kırarak buzdolabında donmuş olan ekmeğimizi su altında ıslatarak elimizde rende haline getirerek kabımızın içine ufalıyoruz ve üzerilerine baharatlarımızı koyarak hepsini karıştırıyoruz elimizde iyice yoğurarak ekmeklerin tekrar ufalanmasını sağlıyoruz. Sıvıyağımızı tencere içine koyarak kızmasını bekliyoruz. Hazır olan sıvıyağa ekmekli köftelerimizden parça parça kopararak yuvarlıyoruz veya ufak şekilde de şekilendirilebilir. Arkalı önlü kızaran köftelerimiz servise hazırdır yanında salata eşlik edebilir…. afiyet olsun.

Kısır – bir de böyle deneyin


Malzemeler:
(Her evde olması gerekir)
–         1 su bardağı köftelik bulgur
–         1 su bardağı kaynar su
–         1 çay bardağı zeytinyağı
–         ½ çay bardağı nar ekşisi
–         4-5 dal taze soğan
–         ½ demet maydanoz
–         2 kaşık domates salçası
–         1 kaşık acı biber salçası
–         Tuz, karabiber

Yapılışı:

Bulguru bir tencerede sıcak suyla ıslatıp kapağını kapatıyorsunuz. Bulgur şişerken maydanoz ve soğanı ayıklayıp ince ince doğruyorsunuz. Bulguru ıslattıktan 15-20 dakika sonra salça, tuz, karabiberi koyup salçayı bulgura iyice yedirene kadar karıştırıyorsunuz. Salçanın bulgurla iyice karıştığına kanaat getirdikten sonra zeytinyağı, nar ekşisi, maydanoz ve soğanı tencereye ekleyip bu malzeme bulgur içinde eşit dağılana kadar bir kere daha karıştırıyorsunuz. Karıştırma işlemini kibarlıktan vazgeçip elinizle yapmanızı tavsiye ederim. Ekşisinin dozuna siz karar verin. Şahsen ben ekşisi ve acısı bol seviyorum. Zeytinyağı konusunda da ne kadar az cimrilik yaparsanız o kadar güzel oluyor.

Tarifi ben verdiğime göre muhakkak güzel olmalı. Yaptınız olmadı mı? Benimle ilgisi yok. Ya bulgurunuzun cinsi iyi değildir, ya malzemeden kısmışsınızdır, en kötüsü becerememişsinizdir. Bir dahaki sefere eminim daha güzel olacak. Siz benim başta yazdığım “Kısır yapmak da iş mi? Kısır yapmaktan kolay ne var?” gazıma geldiyseniz ben ne yapayım? Yılmak yok, denemeye devam!

Teşekkürler Selgin GB

Pankek… Afiyet olsun


malzemeler:
– 1 yumurta
– 300 cc süt (çünkü kutuda o kadar vardı)
– 1 p. vanilya
– 1 çay kaşığı kabartma tozu
– 200 gr un
– 2 çorba kaşığı toz şeker

Yapılışı:

Bu malzemenin tümünü derin bir kaba koyup mikserle iyice, un topağı kalmayana kadar çırpıyorsunuz. Elde ettiğiniz hamur kek hamurundan cıvık olup kaşıktan akmalı ancak yine de biraz kıvamlı olmalı, kaşıktan “şırrr” diye boşalmamalı. Teflon tavayı ocağa koyup ısıtıyorsunuz, tavanın ısındığına kanaat getirdikten sonra hamurdan tavaya birer kaşık, birer kaşık yuvarlaklar halinde koyuyorsunuz. Hamuru tavaya koyarken ocağın altını kısarsanız iyi olur, böylelikle tavadaki pankekleriniz nispeten eş zamanlı pişer. Hamurun tavaya bakan yüzü kızarınca zaten kendiliğinden tavadan ayrılıyor, bir zahmet çevirip diğer taraflarını da kızatıyorsunuz. Kabartma tozu mühim bir şey. Aksi takdirde unutacak olursanız, pankekler yine oluyor ama kabartma tozu konduğundaki gibi göz göz olmuyor. Bu ölçülerden yaklaşık 35-40 tane pankek çıkıyor. Hepsi o gün tükenmezse de sorun yok. kapalı bir kapta buzdolabına koyup daha sonra mikrodalgada hafif ısıtıldığında lezzetini koruyor.