metin tarafından yazılmış tüm yazılar

İnsan Kalmak…


”Hayatın bize çizdiği yol, özgürlük ve güzelliklerle dolu olabilir, ama biz bu yolu yitirdik. Hırs insanların ruhunu zehirledi, dünyayı bir nefret çemberine aldı. Hepimizi kaz adımlarıyla sefaletin ve savaşların içine sürükledi. Hızımızı artırdık, ama bunun tutsağı olduk.

Bolluk getiren makineleşme bizi yoksul kıldı. Edindiğimiz bilgiler bizi çıkarcı yaptı, zekamızı da katı ve acımasız. Çok düşünüyoruz, ama az hissediyoruz. Makineleşmeden çok insanlığa, zekadan çok iyilik ve anlayışa gereksinmemiz var. İnsancıl değerlerimizi koruyamazsak hayat korkunç olur, hep yitiririz. ”

| Charlie Chaplin |

İnsan olmak,
İnsan kalmak,
Ve insan olarak ölmek
***
Bütün mesele bu

Nefes mesafesi yaşayabilmek


Mutluluğu lükste, markada, pahalı tatminlerde yaşadığını zanneden çok fazla tanıdığım insan var. Ama ben mütevazi bir hayatta daha sakin lakin daha huzurlu olduğumu fark ettim. Seçimlerini lüks, pahalı ve marka olmasını ölçü alarak yapanlarla, benim tercihlerimi ölçü alanlar arasında tek fark var;
“son virajda hafızada kalacak olan, nefes mesafesi yaşanan sevgi ve tutku olacak. Elini tuttuğunda avucunda kolundaki saatin fiyatı ya da markası değil, hissettiğin güven, sıcaklık ve kalbindeki mutluluk kalacak.”
Zaten hepimiz yaşlanıyoruz, anılarımızda markalara değil, duygulara yetecek kadar enerji var.

Kendinden ödün vermek


İnsan seviyorum dedikleri için kendinden ödün vererek mi yaşamalı? Ya da şöyle sormalıyız, kendinden ödün verdiğin insan senin için ne yapıyor? Herkesin hayatta elbet kendinden çok değer verdiği bir insan vardır. Peki ya doğru mu yapıyoruz? Neden yapıyorum diye kendinize sorduğunuzda ya da o size bana neden değer verip bir şeyler yapıyorsun diye sorunca verecek cevabınız olmaz, nedensiz yaparsınız, onun sizin için bir şey yapması gerekmez.

Yanımda sanırsınız ama yanınızda asla olmamıştır. Öyle bir şey ki en zor anınızda, (mesela hastalıkta, kaza geçirirsiniz, başınız biriyle derde girer, maddi açıdan yıkım yaşarsınız) sizi öylece ortada bırakabilir. Söylediklerinizi yalanlar sizi suçlar ama o da çok iyi bilir boş yere suçladığını. Gitmek için ya vakti gelmiştir ya da aslında hayatınızda hiç olmaması gerekiyordur.Yaptığınız şeyleri, sevginizi, ona verdiğiniz değeri sizden daha iyi bilir, farkındadır ama bazı insanlara, örneğin çocuklarınıza verdiğiniz değer ona fazla gelir ve sizi suçlar. Siz kendinizden ödün verseniz de o bunu hak etmediğini giderek belli eder. Her şey güzel gider sanıyorsunuzdur, sizin göremediğiniz yalanlar vardır.

Kendinizi büyüsüne o kadar kaptırmışsınızdır ki sonu ne olursa olsun başlamışsınızdır bir yola. Aslında hiçbir şey yolunda değildir, siz öyle görmek istiyorsunuzdur.

Yapmayın,sizin değer verdiğiniz kadar size değer vermeyen insanları sokmayın hayatınıza. Bazıları buna bencillik der ama sahte insanlardansa yalnızlık en güzelidir. Sizin verdiğiniz değerin yarısını vermeyen, sizi kendi çıkarları için kullanan bencil insanlara neden ödün veresiniz ki. Şu hayatta kazık yemeden akıllanmayan insan yoktur diye düşünüyorum.

Hatta o kadar çok kazık yesek de akıllanmayız.

Kaptırmayın kendinizi o yalanların büyüsüne azizim. O kadar bıkarsınız ki etrafınızdakilerden uzaklaşırsınız. İşte o zaman doğruyu yanlışı ayırt edersiniz. Onun istediği de budur zaten. Çevrenizde sizin yanınızda, yakınınızda olan herkesten uzaklaşmanız ve sadece onun çıkarları ve yalanları çerçevesinde kurduğu dünyada yaşamanız.

Size değer verenler zaten yanınızdan ayrılmazlar. Git deseniz küfür bile etseniz gitmez, sizi iyi ya da zor gününüzde, bayramda- cenazede yalnız bırakmaz. Laflarınıza alınır ama size alınmadım der, her şeyi içinde yaşar. O insanları üzmeyin işte, sizin ne zaman yardıma ihtiyacınız olduğunu, sevincinizi, sıkıntınızı gözünüzden anlayan insanları hayattan bezdirecek, bir daha iyilik yapmamak için yemin ettirecek kadar karaktersiz olmayın.

 

Hayatta Bazen’ den alıntılarla

https://www.wattpad.com/231935321-hayatta-bazen-kendinden-ödün-vererek-mi-yaşamalı

FAKİR BAYKURT’UN UNUTAMADIĞI ANA NASİHATİ


Kahveden gelen güzel kokulara dayanamayan Fakir Baykurt annesine “Çay isterim, ille de çay!” diye tutturur. Annesi evladının bu isteğini geri çeviremez.

Oğlunun elinden tutup kahvehanenin yolunu tutar… Kahveci Topal Hüseyin’i yanına çağırıp “Bir bardak çay getir benim oğlana” der.

Çay geldikten sonra o anki heyecan ile çayın nasıl içileceğini bilemeyen Fakir Baykurt sıcak çaydan büyük bir yudum aldıktan sonra ağzı yanınca bardağı birden yere fırlatır.

Çay bardağı toprağa düştüğü için kırılmasa da Fakir Baykurt annesinin ona tokat atacağını düşünür. Fakat öyle olmaz. Annesi Topal Hüseyin’i çağırıp bir çay daha getirmesini ister.

Baykurt. ikinci çayı bu kez üfleyerek içer. Yıllarca annesine o gün niye kendisine tokat atmadığını sorsa da annesi bu soruyu hep cevapsız bırakır…

Fakir Baykurt’un annesi bu sorunun cevabını yıllar sonra oğlunun öğretmenlik yaptığı köy okulunda verir. Annesi Elif Baykurt’un dersine girdiği o günü ise şu sözlerle anlatır Fakir Baykurt:

Sınıfta estim, gürledim!. Ders bitince dışarıda anneme sordum: Anacığım beğendin mi öğretmenliğimi?”

Annem ise “Eh, işte fena değil” dedi. “Müfettişler geliyor; iyi veriyor, pekiyi veriyor. Sen de fena değil diyorsun, nasıl olur böyle?” diye sordum.

Fakir Baykurt’un annesi ise herkese ders olması gereken şu sözleri söyler: “Yıllarca sordun, durdun. Şimdi söylüyorum, aç kulağını dinle!

Ben sana çay döktüğün gün kızsaydım, içindeki aslan küserdi. Dövseydim, o aslan ölürdü! Böyle öğretmen falan olamazdın. İşte, sen de benim yaptığımı yap, sakin ol. Dayak atıp bu çocukların içlerindeki aslanı sakın öldürme”

Adı FAKİR ama ANA dan zengin.

Unutamazsın


bazı şeyler vardır,
unutamazsın.
unutamazsın mesela ilk kimi öptüğünü,
ilk kimin kırdığını seni.
konuşmayı unutamazsın, susman gereken zamanlarda.
dua ederken dürüst olmayı unutamazsın.
bazı anlar vardır insan ömründe alabildiğine kara, ummadığın kadar gece,
unutamazsın.
bazı merhabaları, bazı vedaları, en çok vedasız bir ayrılığı.
hiç tanışmadığın biri gibi davranır, kendinden daha iyi tanıdıkların,
unutamazsın.
bazen bir adamın gözlerini, bazen bir adamın ihanetini..
yeminleri unutur da insan, unutamazsın yem olarak kullanları yeminleri..
unutamamak insan soyunun en kusursuz laneti..
bazen vazgeçmek mecburi istikametindir.
arkandan kuduz köpekler kovalıyor hissi oturur göğsüne.
yol yokuştur, ciğerlerin bitik,
yine de koşarsın.
bu da öyleydi,

Nursen Yıldırım

İletişim


Birlikte olan iki kişinin karşılıklı konuşmak yerine birbirlerine sosyal medya üzerinden mesajlar vermesi kadar saçma bir şey düşünemiyorum. Bu, konuşamamanın bir şekilde ifadesi. Yani diyor ki, “Ben seninle konuşamıyorum, anlatamıyorum, ya da ne yaparsak yapalım anlaşamıyoruz, o zaman sana ancak bu şekilde anlatmak istediğim şeyi iletebiliyorum.”

Peki o şekilde davrandığında ya diğeri hiç denk gelmezse buna, ya da açıp bakmaya değer görmezse? Veya o değil de başka üçüncü kişiler görür ve yanlış anlamalar ortaya çıkarsa?

İnsanların ilişkileri özelleridir. Bu özeli, başka kanallarla dolaylı yaşamak yerine, doğrudan karşılıklı paylaşmak en doğrusu değil mi? İyi ya da kötü, hüzünlü veya mutluluk dolu, kızgın yada sevgi taşan duygularınızı doğrudan hedefinize iletin de o duygularınızda ne kadar samimi olduğunuzu birlikte olduğunuz insan görsün, umursamazlık edemesin, görmezden gelemesin.

İnsan hayatını dolaylı değil, doğrudan yaşamalı. Gösteri yapmak yerine samimi olmalı. Ancak böyle olursa diğer insanlar da sizin iç dünyanıza ne kadar uzak görünürlerse görünsünler, sevginizde, kızgınlığınızda, üzüntünüzde, sevincinizde içtenliğinizi anlarlar.

Mutlaka anlarlar.

Biraz sabır


Dikte ettirilen “yükselen değerler”, “in” ler, “out” lar…
Buna benzer bir odada, şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında bitecek hepsi.
Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar,
Size sesleniyorum!
Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini?
Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?
İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza?
Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız? Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir? Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?
Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını?
Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında? Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaşam skalanızda?
Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?

Müşfik Kenter

Biraz sabır, bitecek bu evlere kapanmalar. O zaman tadını çıkaralım işte hayatın.

Sabun kokulu kadınlar


Bazı insanları kokularıyla farkeder ve tanırsınız. Öyle belirgin bir kimlik testidir ki bu, hiç kimsenin kokusu bir diğerine benzemez. Çünkü teninin kokusu ile kullandığı parfüm, sabun, ya da banyo malzemesi her neyse birbirine karışır ve o kişinin kendisine has kokusunu ortaya çıkarır.

Kimi öyle hoş gelir ki size, hani koklamaya doyamazsınız denir ya, öyle içinize çeker ve hiç bitmesin istersiniz. .

Benim en sevdiğim koku sabun kokusudur bir kadında.  Ama öyle sıradan bir kadında değil, sevdiğim kadında elbette. Göğsüne dayadığım zaman yüzümü, ya da burnumu boynuna uzattığımda başımı döndürür. Sanırım ki dünyada bir tek onda vardır bu koku. Nasıl kokar bilir misiniz sabun kokan kadın, mis gibi denir ya, aynen öyle. Öpülürken koklanılası kadındır. O benim için parfümü, losyonu değil kendisi mis gibi kokan kadındır. Herhangi bir katkı maddesi içermeden güzel kokar bu kadınlar.  Hayatınızda bir ya da iki kişi denk gelir bu şekilde. kıymetini bilmek lazımdır. Hatta kendilerine aşık ettikleri bir rivayete göre doğrudur. Benim kadar şanslıysanız, ve böyle biri karşınıza çıktıysa, dikkatli olun ve bol bol koklayın böyle bir imkanınız varsa.

Benim kadınım parfümü degil teni guzel kadindir, Vücut losyonu değil teri güzel kadındır, Makyajı değil ruhu güzel olan kadındır.. İyiki benim karşıma çıkmış ve bana kendimi şanslı hissettirmiştir diye düşünürüm.

İlişkiler


İlişkinin temeli dürüstlük ve sadakat, ortak yaşama amacına uyum sağlamak olmalıdır. Ortak yaşama demek sadece evlilik anlamına gelmez, insanlar evlilik içinde olmadan, böyle bir hedefleri ve amaçları olmadan da birbirlerini sever ve kaygıda, sevinçte, sıkıntıda, hastalıkta, mutlulukta birlikte aynı şeyleri hissedip paylaşabilirler. Birbirlerini anlamak, ihtiyaçlarını karşılıklı olarak hissetmek, gidermek, gelecek planlarını ve varsa kaygısını, ya da gelecekte nasıl olmak istediklerini birlikte hayal edip inşa edebilmek için evli olmaya gerek yoktur. Evlilik, tüm bunları sağlayan bir ilişkide, yani sadakat, dürüslük, ortak yaşama bilincinin geliştiği bir ilişkide bunu taçlandırmak için iki kişinin oturup bağımsızca karar verdikleri bir kurumdur. İlişkinin olmazsa olmazı veya hedefi, amacı değildir. Etrafa baktığınızda bu olmazsa olmazları sağlamayan, formalite ya da zorunluluk, toplum ve çevre baskısı gibi nedenlerle kurulmuş evlilik birlikteliklerinin çatırdadığını yada ancak yine sosyal nedenlerle ayakta tutulmaya çalışıldığını göreceksiniz.
Ortak yaşamakta bencilliğe yer yoktur. Bir taraf sadece kendi mutluluğu ve esenliği için çaba sarfedemez. Birlikte hayal kurar ve o hayale varmak için yine birlikte nasıl çaba sarfetmeleri gerektiğini planlarlar. Bakın sadakat ve dürüstlükten hiç bahsetmiyorum, bu ikisi anayasa, temel kurallar dizininin ilk iki maddesidir. Bu iki kural, gerektiğinde karşı taraf için bazı şeylerden vazgeçmeyi, zarar verebilecek olayları önceden hissederek baştan engellemeyi içerir. Bilgi vermeyi, haber vermeyi içerir. Bunlar birlikte olan insanlar için zorunluluktan yapılan, kendini buna mecbur tutulduğu için istemeden yapılan şeyler değil, içinden gelerek, çoğu zaman karşı tarafın haberi bile yokken samimiyetle yapılması gereken şeylerdir. Ve tabii yalan. Yalan ilişkiyi temelden sarsan en önemli unsurdur. Bunun küçüğü, büyüğü, beyazı karası olmaz. Sıradan insanlara gösterebileceğimiz davranışları, birlikte olduğumuz, sevdiğimizi söylediğimiz kişiye yapamayız. Yalan güven duygusunu sarsar. bir kez yapıldı mı tekrar olmaması için hiçbir sebep yok demektir.
Bakın yukarda ilişkinin anayasası olarak sadakat dürüstlük ve ortak yaşama bilincinden söz ettim. Bunların alt maddelerinde yalan söylememek, ortak geleceğe inanmak, haber ve bilgi vermek gibi gerekliliklerden bahsettim. Bunlar ilişkinin olmazsa olmaz kurallarıdır. İlişki kuralları içinde sosyal medyada ilişkiyi göstermek, geçmişle sürekli takılı kalarak, birlikte olmadan önceki geçmişi ilişkinin ortasında tutarak sürekli sorgulamak olamaz. Bunlar birlikteliğe zarar veren şeylerdir. Geçmiş, sizden önce yaşanmış ve bitmiş olaylardır. Karşı taraf geçmişinde birtakım olaylar yaşamış, bir dönem bunların etkisinde kalmış hatta o dönemde ve sonrasında bir süre bu yüzden büyük sıkıntılar geçirmiş olabilir. Eğer o bunları atlatmış, unutmuş, yaşadığı bu olayların etkisinden tamamen kurtulmuş ve çok sonra sizinle bir birliktelik kurmuşsa, sizden önceki dönemde artık o geçmişte yaşadığı her neyse hiçbir etkisi kalmamışsa üzerinde, sürekli bunu sorgulayıp ilişki temelini bunun üzerine oturtmaya çalışmak, karşılaştırmalar yapmak yarardan çok zarar verecek ve ilişkiyi içinden çıkılmaz bir hale sokacaktır. Önemli olan bugünü kiminle kurduğu ve geleceği kiminle yaşamak istediğidir.
Sosyal medya konusu tamamen faklı bir olaydır. Çiftler sosyal medyada ilişkilerini açık açık ta ilan edip yaşayabilir, veya başka gözlerden uzak tutmak ta isteyebilir. Birlikte olan kişilerin herbiri için bu farklı olabilir. Karşısındakine zarar vermediği sürece paylaşma arzusunda olana da, göstermeme fikrinde olana da çiftlerin her biri saygı göstermelidir. Bunu olmazsa olmazlar dizinine sokmak zarar verici, özgürlük kısıtlayıcı ve tartışma sebebi olabilir. Aynı şekilde, karşı tarafa sunulan ve insanın içindeki duygularını anlatan paylaşımlar, şiirler, yazılar, dövmeler, hediyeler birer sembol niteliği taşır, tamamen kişisel yeteneklere ve yetişme vb çevresel şartlara bağlı olarak kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Bunların şekli, değeri, olması ya da hiç olmaması, kişinin içindeki duyguların yoğunluğu ile değil, maddi ve beyin gücü, yeteneği ya da düşünme biçimi ile ilişkili olarak değerlendirilmelidir. Karşısındaki insanı tanımayan, kabullenemeyen, beklentilerini geçmişte farklı kişilerle yaşadığı benzer durumlarla sürekli karşılaştıran insanlar mutlu olmamaya ve birlikte yaşadığı kişiyi mutsuz etmeye çaba sarfediyor demektir.

“Sadakat, tek kalıp bir elbiseydi. Kimine bol, kimine dar geldi.Dürüstlük, çok beyazdı. Temiz tutamam deyip, kimse almadı.Velhasıl, insanoğlu çıplak kaldı. Ar, edep ve haya sığınacak bir beden aradı. İşte aşk, bütün bu kusurları bir ten olup kapattı. Aşk’a, bir vefa borcu kaldı. Onu’da, Allah (c.c) için sevenler aldı.

Hz Mevlana”

Elimizdeki silahlar


Aslında elimizde hem bakteri hem virüslere etkili çok kuvvetli bir dezenfektan çok kolayca ulaşabileceğimiz yerde duruyor. Sodyum hipoklorit. İzmirliler bu açıdan şanslı çünkü sadece İzmir ve çevresinde çok yaygın kullanılan klorak, ama diğer bölgelerde de bildiğimiz çamaşır suları eğer içinde %5 oranında bu maddeyi içeriyorsa rahatlıkla yüzey dezenfektanı olarak kullanılabilir. 1/10 oranında sulandırıldığında yüzeyleri bununla rahatça dezenfekte edebilirsiniz. Sabun ve alkol bu mikroorganizmaları öldürmez ancak tespit eder ve mekanik temizlemeyi sağlar. Ancak sodyum hipoklorit bakteri ve virüsleri öldürür. Ancak bunu kullanırken çok dikkatli olmak lazım. Ağız göz ve vücuda temas etmesinden kaçınmak gerekiyor. Eğer bir temas varsa mutlaka bol suyla yıkamanız şart. Hazırladığınız solüsyonu temizlediğiniz spreyli temizlik malzemesi kutularına koyarak kullanabilirsiniz, sıktığınız yüzeyde 10 dakika kalması yeterli.