Bir kadın


tumblr_nd6blvBjtP1s66blco1_500bir kadın seni seviyorsa sana aittir.
mutlaka bir fotoğrafın vardır bir yerinde odasının… onu kaldırtma!
bir kadın seni seviyorsa uyumadan önce dua ediyordur… senin adınla başlayan dualar… ve biten senin adınla… onu susturma!
bir kadın seni seviyorsa sana zarar veremez… yalnız genç adam, kadınlar vazgeçtikleri adamlara da acımayı beceremez bu da kalsın aklında…
bir kadın seni seviyorsa koklayarak öper seni,
seni seven bir kadın, sevdiği kadar sarılabilirse kemiklerin kırılır.
ve bir kadın seni seviyorsa sen ne kadar güçlüysen o kadar güçlü hisseder kendini, onu yanıltma.

ilk darbede yere çakılma oğlum,
ilk imtihanda sınıfta kalma!
ve asla,
ama asla!
araya umutsuzluğu sokma.
orasıdır kadının şah damarı, umudu…
kesildiği an, vazgeçer kadın.
sevmekten,
beklemekten,
özlemekten,
hatta dua etmekten…
can havliyle, kaçar.
yakalayamazsın.
artık o kadını üstüne alınamazsın.
sahip çıkamadığın kadına hesap da soramazsın.
kadınları bomba gibi düşün genç adam… yanlış kabloyu kesersen onunla birlikte sen de patlarsın.

bak oğlum!
bu hayatta her şeyi alırsın, yalnız seni seven kadının yoktur fiyatı.
seni her şeye rağmen sevebilen kadını satın alamazsın,
cüzdanın kilo kaybettikçe, sevgileri eksilen sevgililerin olur en fazla…
falan filan sonra,
bilirsin ya…

sen sen ol, o kadını satma!
bir kadın seni seviyorsa kavga eder.
hem birazdan boğazına yapışacak sanırsın, hem görürsün gözlerindeki korkuyu.

kadınlar susmaz genç adam,
SUSMUŞ KADIN GİTMİŞ KADINDIR.
susmuş bir kadın için bitmiş bir adamsındır.

bu kadınların değişmez ve değiştirilmesi teklif bile edilemez olan maddelerinden biridir.
kadın olmanın kuralıdır..
bir şey daha vardır ki,

kuştur kadın,
ve bir gökyüzü vardır her kadının.
öyle bir havan olmalı ki adamım,senden göçmediği için, onu dondurmamalısın.
bunu, bir zamanlar seni gökyüzü ilan etmiş kadının, başka bir gökyüzünde kahkaha atışını duyunca anlarsın…

Güçlü Kadınlar


Güçlü kadınlar istiyoruz. Güçlü ve cesaretli. Bizimle korkmadan sevişebilecek kadınlar istiyoruz. Bizim için başkasını öldürecek kadar korkusuz kadınlar. Şehirlerini, evlerini, şarkılarını terk edecek kadınlar. Sonra onları hayatı boyunca bir şiir bile ezbere bilmeyen korkak kadınlar için terk ediyoruz. O korkak kadınlara bir aşık, bir köle oluyor bir de utanmadan mutlu oluyoruz.

Güçlü kadınların sonu hep yalnızlık.

Gittiğine inansam..


İstanbul yağmur ağlıyor… soğuk… Kadıköy’de bir saçak altına sığındık. İzbe bir köşeden yağmurdan kaçanları izliyoruz… sımsıkı sargınız birbirimize… kafası tam göğsümün üstünde duruyor. Başını hafifçe kaldırıp iri gözleriyle yüzüme baktı ve “buradan kalbinin atışını duyabiliyorum” dedi. Gülümsedim. Islak saçlarını kokladım. Eli elimdeydi. Öpüşmenin tılsımını daha keşfetmemiş ve tüketmemiştik… Sırılsıklamken bile ıslanmaya devam etmekten şikayetçi olmamaktı galiba aşk… İstanbul hala yağmur ağlıyordu. “Sana olan sevgim neden hep korkuyla beraber büyüyor içimde” diye sordum sonra. Önce duraksadı. Hiçbir şey söylemedi. Bir şimşek aydınlattı caddeleri. Ardından kocaman bir gök gürültüsü duyuldu. Sıçradı ve saha sıkı sarıldı. “Sanırım gitmemden korkuyorsun” dedi kaygılı bir ses tonuyla. “Sevdikçe korkuyorsun korktukça daha çok seviyorsun” diye devam etti.
Yağmur iyice hızlanmıştı. Evet sevgim büyüdükçe onu kaybetme korkum da büyüyordu aynı orantıda. Hatta zaman zaman o korku sevginin önüne geçiyordu. İşte öyle zamanlarda arabesk bir hüzünle çıldırıyor saldırganlaşıyor hatta kalbini kırıyordum; sebebini bile bilmeden… İstanbul hala yağmur ağlıyor… Birini hep kaybedeceğinizi düşünerek seviyorsanız aşkı didikleyerek yaşamaya başlıyorsunuz bir zaman sonra… tutunamayanlardan oluveriyorsunuz hiç anlamadan…Daha fazla sahip çıkmak adına kısıtladığınız özgürlükler korkularınızın tetiklediği kıskançlık nöbetleri ve sizi o son noktaya getiren “ben sana güveniyorum etrafa güvenmiyorum” söylemiyle maskelediğiniz kendinize olan güvensizliğiniz ve siz… Peki sonuç ne mi oluyor? Korktuğunuz şey sevdiğiniz insanın bir gün başkasını sevmesi olduğu halde aslında sevdiğinizi siz “başkalarını sevmeler”in kapı eşiğine kendi ellerinizle bırakıyorsunuz bilmeden! Sonra yaptığınız yanlışın ne olduğunu dahi anlamadan hep karşı tarafı suçlayarak kendi yolunuza devam ediyorsunuz; sebebi “kendiniz” olan hak edilmiş bir terk edilmişlikle…
Bunları nereden bilebilirdim ki o zaman. Benim yaşadığım hikayeyle hiçbir ilgisi yoktu bunun. Aşkın dikenli yollarına yalınayak fırlamış fırlatılmıştım… ve toydum… ve kirlenmemiş… ve çok çocuk… ve İstanbul hala yağmur ağlıyordu.
Bir kafeye girdik sonra. Sıcak bir çayla ısıttık içimizi. Bir ara masadan kalktı ve ben peçeteye alelacele bir not karaladım. “Bir gün gidersen beni ‘kaldığına’ inandırarak git. Ben ancak gitmediğine inanarak yaşayabilirim…” o gelene kadar çantasına atıvermiştim bile.
Günler haftaları haftalar ayları kovalıyor; onunla buluşmak giderek güçleşiyordu. Önce okul sonra ailesi sonra iş… en sonra ben… bazen bakkala bırakılan küçük notlarla bazen de eve gönderilen uzun mektuplarla kağıtlarda sürüp giden bir aşka dönüşüyordu bu ilişki. Ve ben yolumu “yolu” yapmanın hayalleriyle bir türlü fark edemiyordum hunharca akıp giden zamanı… Yıllar sonra İstanbul’un yine yağmur ağladığı bir günde kendimi Kadıköy’deki o saçak altında buluverdim. Onunla ıslandığımız son izbedeydim şimdi. Ve hayatın tuhaf tesadüflerinden biri gerçekleşti o gün… önce bana doğru el ele yürüyen bir çift gördüm. Oydu… gülümseyerek yaklaştılar ve yıllar sonra gördüğü uzak bir dostuna uzatır gibi uzattı elini. Dokunmanın hazzını artık unuttuğum elini sıkarken “ne kadar uzun zaman oldu değil mi kahraman” diye sordu. İşte o anda anladım yıllar önce bir peçeteye karaladığım o notun gereğini yaptığını… Evet! Dediğimi yapmıştı. Beni kaldığına inandırarak gitmişti işte! Bense hep yanımda olduğunu düşünerek devam etmiş edebilmiştim yaşamaya. Öyle ya ancak gitmediğine inanarak yaşayabilirdim o da beni böyle yaşatmıştı işte… sonra yanındakini işaret ederek “tanıştırayım nişanlım Faruk”dedi. Yüzüme zorla yerleştirdiğim emanet gülüşümle selamladım. Ayaküstü yapılan kısa ve boş bir sohbetin ardından sadece söylenmiş olmak için söylenen bir “kendine iyi bak”la uzaklaştılar yanımdan İstanbul yağmur ağlıyordu. Yıkılmışlığımın enkazı altında nefes almaya çalıştığım sırada geri döndü ve gözlerindeki yaşları saklamaya çalışarak“meğer ne çok beklemişsin dönmemi” dedi. Arkamı dönüp yürümeye başlarken o’na son sözümü söyledim; “gittiğine inansam dönmeni beklerdim…” İstanbul hala yağmur ağlıyordu!

kahveyiyenkedininboku

Başka hayatları yaşatmak


Sevdiğinizin sizden önce tanıdığı insanlar eğer bugünü etkilemiyorsa neden ilgilendirir ki sizi? Siz yoktunuz ki o sırada yanında. Sizi tanımıyordu bile belki; onun neler hissettiğini, neler yaşadığını o sırada, nereden bileceksiniz ki?

Siz hiç birine aşık olduğunuzu zannedip hayaller kurmadınız mı? O anda sanki dünya karşınızdakinin etrafında dönmüyor muydu? Birlikte bir şeyler yapmaktan mutlu olduğunuz zamanları unuttunuz mu? Şimdi o yok ve siz başka birisiyle birliktesiniz. Aklınızda kendi geçmişinizle ilgili en ufak bir şey yok. E, neden sorguluyorsunuz ki karşınızdaki kişiyi geçmişinden ötürü? Size sizinle birlikte olduğu zaman içinde zarar veren herhangi bir şey yapmış mı? Yoksa sizi mutlu etmek için elinden geleni yapıyor mu?

Ama eğer kendi geçmişinizden kurtulamıyorsanız, kendi yaptıklarınızı tüm ağırlığıyla yaşıyorsanız, bu defa sevdiğinizi geçmişte yaptığı ve sizin hata olarak gördüğünüz şeylerden ötürü suçlamaya başlıyorsunuz. Önce kendi geçmiş yükünüzden kurtulmaya bakın. Belki çok mutlu olacağınız bir şansı hırpalayıp yok etmeyin.

Bilin yeter, yargılayıp ceza kararları vermeyin. O cezayı siz de çekiyorsunuz çünkü.

Tuzlu Kahve


Nasıl sevilir öğrenmesi gerekenlere:

Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika birşeydi. O gün peşinde o kadar
delikanlı vardı ki… Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti.
Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı ama tam bir
kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular.
Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu.
Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı…
“Ben artık gideyim” demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı.

“Bana biraz Tuz getirir misiniz” dedi. “Kahveme koymak için.”

Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı. Kahveye tuz! Delikanlı
kıpkırmızı oldu utançtan ama Tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı.
Kız, merakla “Garip bir ağız tadınız var.” dedi.. Delikanlı anlattı: “Çocukken
deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım.
Denizin Tuzlu Suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.
Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı
dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu
ailemi hatırlıyorum… Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.
Onları ve evimi öyle özlüyorum ki…”

Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının… Kız dinlediklerinden
çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar
özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini
arayan, evini sakınan biri… Ev duyusu olan biri… Kız da konuşmaya
başladı. Onun da evi uzaklardaydı. Çocukluğu gibi…
O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu… Tatlı ve sıcak.
Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii…
Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses,
prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses
ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu…
Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü…

40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. “Ölümümden sonra aç” diye
bir mektup bırakmıştı sevgili karısına. Şöyle diyordu, satırlarında: “Sevgilim,
bir tanem. Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum
için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.
İlk buluştuğumuz Günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki,
şeker diyecekken ‘Tuz’ çıktı ağzımdan. Sen ve herkes bana bakarken,
değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim
ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı
defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim.
Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok…

İşte gerçek: Ben tuzlu kahve sevmem! O garip ve rezil bir tat.
Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim.
Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın
en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum.
Dünyaya bir daha gelsem, herşeyi yeniden yaşamak, seni yeniden
tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim,
ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da…”

Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında
birgün biri, kadına “Tuzlu kahve nasıl bir şey?” diye soracak oldu..
Gözleri nemlendi kadının…
Çok tatlı!.. dedi…

Hala kaybediyorsun


Bir süre sonra keşke’lerden sıkıldığında, hala’lara sığınıyorsun…
Mesela, sen hala onu özlüyorsun. Onu hala deliler gibi, ilk günkü gibi seviyorsun. Onu görünce hala ilk günkü gibi heyecanlanıyorsun. Hala ona doğru koşmak istiyorsun. Hala ilk hanginizin mesaj atacağını düşünüyorsun. İlk mesaj atan o olursa hala sanki çok büyük bir olay olmuş gibi havalara uçacağını hissediyorsun. Hala telefonda konuştuğunuzda ve kapatmanız gerektiğinde “ilk sen kapa ben kapamam” dediğini hatırlıyorsun. Hala geceleri başını yastığa koyduğunda hayalini kurduğun tek kişi O. Hala sabahları onunla ilgili bir rüyanı hatırlamadığında kendine kızıyorsun. Hala birşeyler yolunda gitmediğinde, yolunda gitmeyen şeyleri anlatmak istediğin tek kişi O. Hala şarkıları dinleyip “acaba o bu şarkıyı biliyor mudur, hiç dinlemiş midir?” diyorsun. Hala şarkılarda “bunu bildiğin benim için yazmışlar” diyorsun. Hala dışarda kendine dair yeni birşey aldığında, ya da herhangi birşey öğrendiğinde, ilk ona bahsetmek istiyorsun. Hala herhangi bir mağazaya gittiğinde ona almak istediğin şeyler oluyor, ona çok uyacağını düşündüğün şeyler. Hala başkaları ikinizin adını bir cümlede geçirdiğinde kötü birşey söylerler diye korkuyorsun. Hala onun ayakkabı numarasını, ev adresini, telefon numarasını, en sevdiği filmleri, en sevdiği şarkıyı, hangi takımı tuttuğunu adın gibi biliyorsun. Hala onu itler gibi seviyorsun. Hala onun desteğini bekliyorsun. Hala ona sarılmak istiyorsun. Hala sırf birileri “o artık seni sevmiyor” dediği için gelip herkesin önünde seni sevdiğini söylemesini diliyorsun. Bu satırları okurken hala beraberken yaptığınız şeyler aklına geliyor. Hala ondan vazgeçecek kadar cesaretli davranamıyorsun.
Hala seviyorsun.
Hala kaybediyorsun.