Arşimed’in Ölümü ve İranlı Hattat


Polemiklerden, tartışmalardan ve kavgalardan nefret ederim çünkü insanlar en bayağı ve çirkef hallerini ortaya kusar, bu yüzden alabildiğine çirkinleşirler. benim için mutlak güzellik sükunettir, bir kimse sorunu sükunetle ve anlayışla çözemiyorsa ruhu asillikten yoksundur. siyasetten tüm bu nedenlerden dolayı tiksinirim, bir çıkar savaşıdır ve mücadele ister ve oldukça yıpratıcıdır. buna rağmen siyaset toplumda yaşayan her kişiyi ister istemez etkiler. bireysel takılan, her bir şeyi içinde yaşayan bir insanı dahi etkiler. İranlı hattat hikayesindeki hattatı hatırlatır salt içsel insan bana: ülkesinde büyük bir deprem yaşanmışken ve her yer darmaduman olmuşken ve üstelik hattatın evi de tarumar haldeyken birkaç kişi o arbedede hattatı aramaya koyulur, dört katlı evin en altında nihayet bulunduğunda hattata iyi olup olmadığı sorulduğunda çizmekte olduğu tezhibin üzerindeki nun* harfini gösterir ve “ne kadar güzel bir nun* değil mi? söyleyin daha önce böyle bir nun gördünüz mü?“diye sorar, doğal olarak hattatın bu dünyadan habersiz hali onunla karşılaşanlarda şaşkınlık oluşturur. velhasılı kelam hattat sanatına ve kendi iç dünyasına o derece kapatmıştır ki kendini, ne depremden haberi vardır ne de başına yıkılan evinden. iç dünyam hattat gibi içimdeki en güzel nun*u aramaya koyulmak istiyor dışarıya dair olana ilişmeden. fakat dışarıda çıkarları uğruna taşları yerinden oynatanların depremi var ve kulaklarımı tıkamak istesem de vicdanımı ve duyarlılığımı kapatamıyorum. Arşimed’in ölümü sahnesi tekrarlanıyor gözümüzün önünde. bir Romalı asker geliyor ve Arşimed’i efendileri Marcellus’a götürmek istediğini söylüyor ki o sırada da Arşimed yere çizdiği denklemi çözmekle meşgul ve arkasına dahi dönmeden: -Müsaade et, denklemi çözdükten sonra geleceğim, diyor. ammalakin mankafalı -maalesef nesli halen tükenmemiş- Romalı asker hiddetle kılıcını Arşimed’e savuruyor ve dahi problemi bitirmesine izin vermeden yarım kalmış denklemin üzerine Arşimed’in kanını döküp oracıkta canını alıyor. ki inancımca bir yerde mürekkebin üzerine kan dökülüyorsa; ilim insanına bir Romalı askermişcesine cahil, gaddar ve kaba davranılıyorsa o topluluk iktidarca kendi cehalet kanında boğulmaya mahkumlaştırılıyordur, bu ilim ve bilime gösterilen itibarsızlığın lanetidir ve ne yazık ki Arşimed’in mürekkeple karışmış kanının laneti üzerimizde!

Naripera-Tumblr

Hayata dokunmak 


Bir insanın hayatını avuçlarının arasına almak nasıl bir duygu, nasıl bir sorumluluk tahmin edebilir misiniz? Ya bunu tüm yaşamı boyunca yapanlar, yapacak olanlar neler hisseder, yaşar? Siz kendinizde bir rahatsızlık farkettiğinizde bunun adının konması ve bir an önce sağlığınıza kavuşmak için çalabileceğiniz kapı neresi? Siz hiçbir şey farketmeseniz de olabilecek hastalıkları önceden düşünüp tarama, koruma programları planlayan kim düşündünüz mü? 

O herhangi bir tedaviden önce sizi bilgilendirmek için anlatılan ve imzalatılan formlar var ya, sizi herhangi bir tehlikeden korumuyor. Koruyacak ve sizinle yanınızda savaşacak olan doktorunuz. Kabul etmemeniz sadece sizi sorumlu kılar, etmeniz ise doktorunuzu büyük bir yükün altına sokar. Sizin canınızı koruma yükü. Bunu bir insan neden yapsın ki sizin için, hiç düşündünüz mü? 

Doktorlar kavga etmeyi bilmez. Bu onlara öğretilmez çünkü uzun eğitim süreleri boyunca. Onlara sadece çok büyük bir yükü nasıl omuzlayacakları ve duygularını belli etmeden nasıl katı olabilecekleri öğretilir. Ama şunu anlamalısınız ki bizler iki kişilik üzülürüz ve yine iki kişilik seviniriz sizinle birlikte. Katı olmak zorundayız çünkü sizin için çözüme kavuşup biten bir sağlık sorunu, bir başka hastada bizim için yeniden başlamaktadır. 

Sağlık için savaşanların kendilerini korumak için de savaşmayı öğrenmeleri ne kadar sıkıntılı bir durum farkında mısınız? Siz mecbursunuz bunu anlayın artık, onlar sizi mutlaka kurtaracak ve iyileştirmeye mecbur kişiler değil. Sadece insan onlar, eğitim görmüş ve yardımcı olmak için ellerinden geleni yapmaya ve sır tutmaya yemin etmiş insanlar. Ya onlarla iyi geçinecek sağlığınıza kavuşmak için birlikte savaşacaksınız, ya da sadece vakit kaybedeceksiniz 

Bugün, hiç olmazsa bir gün bunları düşünün. Yoruluyoruz gerçekten. Ruhumuz, bedenimiz, beynimiz yoruluyor. Yarın yine sağlığınıza kavuşmak için buyrun  gelin. Sabah hergün olduğu gibi iyi başlayacağız biz. Yormayın bizi. 

EŞİ VE ÜÇ OĞLU DOKTOR OLAN BİR ANNENİN YAZISI!


130,banner2jpg“Bugün doktor olan oğlum, yoğun bakımda durumu ağır olan hastası fenalaşınca, poliklinikteki hastasını bırakıp aciliyeti olana koştu. Saatler süren operasyon geçiren hastasını kurtarabilmek için bir kez daha canla başla çalıştı. Poliklinikteki sırasını bekleyen (durumu acil olmayan) hasta ortalığı birbirine kattı ‘ölmeyi hak ediyorsunuz’ diye.

Evet! Benim oğlum ölmeyi hakediyor. Çünkü, daha ilkokulda cumartesi, pazar, kar, soğuk, yağmur demeden uykulu gözlerle dersaneye gitti, daha başarılı olabilmek için. Aynı tempo ortaokul ve lisede de devam etti. Bir kez olsun arkadaşlarıyla doyasıya gezemedi. Kış boyunca gösterimdeki filmlere gidemeyip, ‘yaz sezonu tekrar gelir o zaman seyrederim’ diye umut etti. Benim doktor oğlum gençliğini yaşayamadı. Üniversite sınavında başka bir şehrin tıp fakültesini kazandı. Bir gün bile ayrı kalmadığım, daha bebekken ağlamasın diye sırtıma çarşafla bağlayıp, bulaşık yıkadığım oğlumu gurbete yolladım. Sırf ağabeyi ve babası gibi doktor olsun, insanlara şifa dağıtsın, hayır duası alsın diye. Ama yokluğuna bir türlü alışamadım, arkasından her gün ağladım.

Bir öğrenci evinde kaldı oğlum. Başlangıçta zor günlerdi. Elini sıcak sudan soğuk suya sokmadığım oğlum yemek yaptı arkadaşlarına, bulaşık yıkadı, tuvalet temizledi. Bir gün dahi gurura kapılmadı, ‘kolej mezunuyum, varlıklıyım’ diye. Zordur tıp fakültesi, bir okuyan bilir, bir de ailesi. Hiç boş saati, boş günü yoktur. Anfi dersi, laboratuvar, stajyerlik, intörnlük derken gecesi gündüzü kalmaz. İki şehir arasında yıllarca gidip geldik oğlumuza destek olalım diye.
Benim oğlum gurbette sabahları kahvaltı yerine simit yedi yıllarca, karnını doyuracak annesi yanında olmadığı için. Çok zor yıllardı hepimiz için, onu ilk kez bırakıp geldiğim gün daha dün gibi aklımda. Özlem yıllarca sürdü ve nihayet oğlum babası ve ağabeyi gibi doktor oldu.

Sonra zorlu süreç tekrar başladı. Pratisyenken bir yıl askerlik yaptı Güneydoğu’da. Kurşun geçirmez yelek giyip operasyonlara katıldı. Mehmetçiğe şifa dağıttı. Daha sonra TUS denilen ihtisas sınavını kazanabilmek için iki yıl dersane-kütüphane arasında koşturup beyin cerrahi bölümünü kazandı.

Asıl maraton şimdi başlamıştı oğlum için. Uzun süren ameliyatlar, aralıksız 36 saat çalıştığı gün aşırı nöbetler derken ayakta durmaktan toplar damar yetmezliği gelişti ve bacaklarında yaralar oluştu. O kadar yoğun çalışıyordu ki, kendisi gibi doktor olan eşini ve yeni doğmuş bebeğini nadiren görüyordu. Evet benim oğlum bütün bunlardan dolayı ölmeyi hak etti! Asistanlık bittikten sonra oğlum ve eşi uzman oldular, Türkiye’nin bir ucuna mebcuri hizmete, düzenlerini bırakıp gittiler, hem de seve seve. Bizim için hasret tekrar başladı. Anne-baba olup da çocukları yanlarında olmayanlar evlat hasretini iyi bilir. Her gün dua ettim yuvalarına, ait oldukları yere geri dönebilmeleri için. Boş evlerinde yanlarında götüremedikleri çiçekleri solmasın diye sularken ağladım günlerce.

Sen ey, oğlum başka birinin hayatını kurtarıyor olduğu için muayenesi 15 dakika geciken hasta! Oğlumun ölümü hak etmesinin sebebi iyi bir insan, iyi bir doktor, iyi bir evlat, iyi bir eş ve iyi bir baba olması mı? Devlet dairelerinde, bankalarda ve daha başka nice yerde, lüzumsuz yere kuyrukta bekletilirken, gişedeki memuru da öldürmeyi düşünüyor musunuz? Vicdanınız hastaneye gelince mi köreliyor yoksa zaten vicdansız mısınız?

Ben, eşi ve üç oğlu doktor bir anne olarak doktora şiddet uygulayan veya aklından şiddet uygulamayı tasarlayan vicdansızlara hakkımı helal etmiyorum! Doktorları üç-beş oy uğruna topluma hedef gösterenler, hasta hakkı deyip, doktorun hakkını elinden alanlar, kendinizden utanın! Kırkbeş yıllık bir hekim eşi olarak doktorların böyle bir muameleye layık görülmesini esefle kınıyorum. Eğer Allah bana ömür verirse torunlarımın doktor olmaması için elimden geleni yapacağım.