HAZAN


2941612-ege-nin-hazan-sabahlari-ndan

Güneşin hergün biraz daha erken battığını farkettiğimizde başlıyor herhalde sonbaharın gelişi. Bazılarımız aldırmazlık içinde saymadan geçirirken günleri, haftaları, ayları; ne yaprakların sararmaya başlaması, ne de güneşin kızıl döngüsü ilgilendiriyor kimimizi. Mevsimler değil yıllar geçiyor oysa hızla. Farkına vardığımızda önünü alamamanın çaresizliği içinde sadece izlemekle yetiniyoruz her akşamüstü ufukta yavaşça süzülüp batan güneşi. Bir gün daha, bir gece daha… Ve akşam ezanı ne hoş ve kentin gürültüsü içinde yankılanarak okunuyor her gün batımında. Hazin. Ve hazan, hazin ve hüzün ile aynı kökten geldiğini düşündürürcesine yavaşça yaklaşıyor her gün batımında, her akşam ezanında.

Eylül’dü.


Eylül’dü.
Dalından kopan yaprakların
Sararan yanlarına yazdım adını
Sahte bir gülüşten ibarettin oysa.
Ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu.

Eylül’dü.
Di’li geçmiş bir zamandı yaşadığımız
Adımlarımızın kısalığı bundandı
Bundandı gözlerimin durgunluğu.
Sarı sıcak cümlelerde sözün kadar yalan,
Ellerin kadar ıssız,
Sen kadar zamansız molalar veriyordum
Ve çocuksu bir bencillikti hüznümüz.

Eylül’dü.
İzlerini çizdiği zaman ansızın gidişin,
Şimdi yoktu bi anlamı suskunluğun.
Çırılçıplak kalakaldım sessizliğinin orta yerinde.
Sonra sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman
En çok sesini aradım.
Gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydiler hâlâ.
Gözlerini sildi zaman..

Dedim ya… Eylül’dü.
Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin.

*Cemal Süreya