Mutsuzum


Mutsuzum;

Uzun zamandır küçük zaferler kazanmadığım için mutsuzum…

İnsanlarla birlikte olduğumda yalnız kalamadığım için mutsuzum.

Yapmak istediklerimi yapamadığım, buna mukabil yapmamak istediklerimi yapmak zorunda kaldığım için mutsuzum…

Dünya kupasını yerinde izleyemediğim, daha yüzlerce yere gitmek ve görmek isteyip gidemediğim, işe gitmek istemediğim zamanlarda gitmek zorunda kaldığım için mutsuzum.

Arada mutsuz olmaktan mutluluk duyduğum için bugün mutsuzum.

Ama tüm bana mutluluk veren şeyleri, çevremde beni seven insanları, balkonumda açan çiçeğimi görmezden gelirsem, kendimle başbaşa kaldığım ya da arkadaşlarımla gülüp eğlendiğim zamanları hiçe sayarsam nasıl mutlu olurum ki?

Tadını çıkarmazsam yağan yağmurun, açan güneşin, esen meltemin; içtiğim iki kadeh rakının keyfine varmazsam başka nasıl mutlu olacağım ki?

Mutsuzluk ta benim için, ama mutlu eden şeylerin farkına varmak ve tad almak da benim için.

İnsanım…

Acılara son vermek gerek


Acıları doldurun bir torbaya ve atın uzaklara, merak etmeyin kediler gibi geri gelmez onlar. Unutmak zor gelse de çoğu şeyi, unutulacak olan terketmese de beynini, bedenini insanın, hayallerinde canlandırdığın hayatı özledikçe sonu gelmeyecek bir girdapta kaybolduğunu hissedeceksin. O halde salıver kendini ve unut herşeyi, boş günlerini bir kenara bırak, umutsuzca geçirdiğin hayatı kaldırıp çöpe at.Çöplükte bulduklarıyla geçinenler var ya işte, birinin işine de yarar belki sizin kaldırıp attığınız şeyler. Unutmak zor değil, umut etmek zor, artık anlayın bunu. Çiçeklerin her bahar yeniden açtığını görmüyor muyuz? Ortalık şenlenip tertemiz havada masmavi gökyüzünü her yıl yeniden yaşamıyor muyuz?. Kuruyan otlar, çiçekler, yapraklar gibi kuruyan hayaller olsa da yeniden yeşereceğini bilerek yatmak her gece, insana kaybettiği yaşama sevincini geri verecektir. Koş bir umudun ve hayalin peşinden, atıl ilerilere, unut geçmişini ve rüzgara bağrını aç ki doldursun göğsünü şişen yelkenler gibi.

Aklıma gelenler


Hayalleri yaşamak o kadar zor ki. Geleceği düşlerken olmazları, belki de hiç olamayacakları ardı ardına sıralayıveriyor da insan beyninde, olacakmış gibi yaşamaya başlıyor herşeyi hayal dünyasında. Gerçekler öyle değil ama. Size tüm bu hayalleri yaşatan kişi günün birinde çekip gidiverince ne kalıyor elinde insanın? Yaşanmamış hayal kırıntıları, mutluluk cesetleri, hayaletler ve umutsuzluk.
Sabahları bazen uyanıp yatakta ezan sesini dinliyorum. Normalde gece uyandığımda döner ve hemen yeniden uykuya dalarım. Ama ezan sesinde hele güzel okuyorsa okuyan, anlaşılmaz bir huzur ve huşu hissi geliyor insanın üzerine. Uyumamak için beyni direniyor ve dinlemek istiyor sonuna kadar. Belki yapamadıklarım geliyor o sırada aklıma, kimbilir? Sanki önümüzde daha çok zaman varmış gibi daha sonra yaparım dediklerim… Bazen yatakta oturup düşüncelere dalıyorum, bazen biter bitmez hemen uyuyakalıyorum. Günlük koşuşturmalar, gün içinde sevinip ya da üzülüp o gece geçtiğinde bir daha hatırlamayacaklarım. Ne çok şeye ne kadar çok önem veriyoruz. Ve ne kadar önemsiz aslında hayat sürecimizde bu anlar. Öfkeler, kibirler, istekler, açlık, ne çok yer tutuyor günlük yaşantımızda. Ve belki de bize çok büyük mutluluklar verecek insanları ne kadar kolay harcıyoruz bir ‘istemiyorum’ sözüyle. Bir anlasak kendimizi, bir anlasak onu, anlaşsak karşımızdakiyle. Ne istediğimizi açıkça anlatabilsek ve aldığımız mutluluğu bırakmasak, salıvermesek. Ya da baştan hiç almasak, üzmesek, hayal kurmasına izin vermesek.

Umut karlı dağların ardında


Ölüm bu,
Fıkara ölümü
Geldim, geliyorum demez.
Ya bir kuşluk vakti, ya akşam üstü,
Ya da seher, mahmurlukta,
Bakarsın, olmuş olacak.
Bir hastan vardı umutsuz,
Hasreti uykularda,
Hasreti soğuk sularda.
Gayrı, iki korku çiçeğidir gözleri,
İki mavi, kocaman korku çiçeği,
Açar, derin kuyularda…

Dağlarının, dağlarının ardı
Nasıl anlatsam…
Ağaçsız, kuşsuz, gölgesiz.
Çırılçıplak,
Vay kurban…
“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda.”
Yiğitlik, sen cehennem olsan bile
Fedayı kabul etmektir,
Cennet yapabilmek için seni,
Yoksul ve namuslu halka.
Bu’dur ol hikayet,
Ol kara sevda.

Ahmed ARİF (VAY KURBAN)

BİR YIL DAHA


Şunun şurasında 2 gün kaldı yeni bir yıla girmeye, eskiyen bir yılı da geçmişin kalıntıları arasına yollamaya. Geride kalan 364 günde neler oldu, neler yaşandı diye insan düşünmeden edemiyor son gün yaklaştıkça. Tabi bu yılın artık yıl olup 366 çektiğini unutmadınız umarım.
Kaç insan uzaklaştı hayatımdan şu geçen bir yılda, kaç yeni insan yer tutmaya başladı… Kimi eskiden beri var olup bu yıl hayatıma giren, kimi ilk defa. Tekrar misafir olanlar hayatıma; unutuldu, unutuldum zannediyorken kendini hatırlatanlar. Bu yıl içinde girip yine uzaklaşanlar, kalıcı zannedilip nasıl olduysa bir anda yok oluverenler, unutulmam- unutulmaz zannedilip kalıcı olarak yokluğa karışanlar. Ölenler, doğanlar…
Umutlarım, beklentilerim… Yapmak istediklerimden gerçekleşenler, ne zamandır isteyip de bu yılda da yine yapamadıklarım. Olanlar, olmayanlar; hiç beklemeyip umut etmediğim halde gerçekleşiverenler. İyisiyle kötüsüyle. Ha son bir tane umut hala sürüyor, yılbaşı çekilişi, ya çıkarsa deyip. Ve hayallerim. Uykusuz gecelerim, hiç bitmeyecek sandığım… Sevinç kaynaklarım, dert ortaklarım- diyeceğim ama pek yoklar ki-, dertlerine- sevinçlerine ortak olduklarım…
Yağmurlu günlerim, yağmura karışan gözyaşlarım. Güneş açan, keyifli, mutluluk dolu tatillerim. Yağmurda yaşadığım sevinçlerim, pırıl pırıl günün karanlığını hissetmelerim. Anılarım, isyanlarım, şükürlerim.
Öylesine hızla geçip giden bir yıl daha… Yaşanılan, yapılan ve yaşanmak isteyip yapılamayan, beklenmedik anda ortaya çıkan güzel ya da kötü şeyler. Hepsi bana önce insan olduğumu ve bunların benim için olduğunu düşündürüyor. Hepsi bana keyif veriyor. Bu yaşam oyununda var olduğumu hatırlatıyor.
Yarın varım ya da yokum, bilemiyorum, kimse bilmiyor kendisinin ya da sevdiklerinin var olup olmayacağını. Ama varsam eğer, yine bunların olacağını biliyorum. Ve ne birşey için çok üzülmem gerektiğini, ne de çok sevinmemin bir anlamı olmadığını öğrenmenin huzurunu yaşamak istiyorum.
Yeni yılda da sevdiklerimle, huzurlu, istediklerimin hayırlıysa benim için gerçekleşeceği günler diliyorum. Umarım herkes için de öyle geçer. Kırdıklarımdan özür dilememin bir faydası yok biliyorum, o anda öyle gerekiyordu ve yine aynı şartlar olsa büyük ihtimalle yine aynı şekilde davranırdım diye düşünüyorum. Bu yüzden beni anlamalarını ve hoş görmelerini bekliyorum sadece. Mutlu ettiklerim ve varlığından, yaptıklarından mutlu olduklarıma teşekkür ediyorum bana o güzellikleri yaşattıkları için. Ama hepsi o andaydı, biliyorum. Ve hepsinden mutluyum, dinlediğim şarkılardan, aldığım hediyelerden, yaşadığım güzelliklerden; benimle bunları paylaşanlardan. Herşey için şükürler olsun…

Ne bekliyoruz ki?


“Yaşam , eve dönmekten ibarettir. Satıcılar, sekreterler, madenciler, arı yetiştiricileri , sihirbazlar yani hepimiz için. İç huzuru olmayan herkes eve dönmenin bir yolunu arar. O zamanlar ne hissettiğimizi tarif etmek zor. Kendinizi bir kar fırtınasında yürümeye çalışırken hayal edin. Aynı daire içinde döndüğünüzü bilmezsiniz. Ağırlaşan bacaklarınız sürüklenir, haykırışlarınız rüzgarla dağılır gider. Ne kadar küçük, evden ne kadar uzaksınızdır.”

Hangimiz amaçlarımızın, hedeflerimizin, hayattan beklentilerimizin ve umutlarımızın yarın ne olacağını biliyoruz? Veya birkaç saniye sonra diyelim? Bir deprem, bir kaza, bir felç ya da bir kalp krizi… Ya da hastanede yaptırdığınız tahlillerin sonucuherşeyi değiştirmez mi? Günlük koşuşturmaların arasında akşam huzurla ve sağlıkla eve dönmenin hayalini yaşıyoruz.

Bir anda gelecekten beklediğimiz herşeyin sonu, yepyeni bir dünya ve umutlar; veya umutsuzluk ve sonsuzluk karşımıza çıkabilir. Ne önemi var ki planlar yapmanın yarın için. Tabii ki insanlar birşeyler umut edecek, planlayacak, kendini hazırlayacak. Ama “yarın” yok işte bugün. Dün de “bugün” yoktu aslında… Bugün “şimdi” var. Bir iki saniye sonra yok, belki de, kimbilir?

Düşünün eliniz ayağınız kıpırdamıyor, sadece nefes alabiliyorsunuz, o da zorlukla. Bir gün önce gece yatağa girerken ne de neşeliydiniz oysa, güzel bir günün sonunda? Veya ne kadar karamsardınız yarın için? Belki de uyku tutmadı yarın ne olacak diye, veya kafanıza takılan sorulardan, sıkıntılardan dolayı… Ne önemi kaldı ki kırgınlıkların, sevinçlerin, planların bugün? Bir hastane odasında bundan sonra hiç bunları düşünemeyecek durumda olabilirsiniz yarın sabah. Veya bu durum şu anda çok sevdiğinizi düşündüğünüz ya da nefret ettiğiniz kişinin başına da gelebilir. Belki de geldi bile…

Herşeyi aklınızdaki baştan aşağı tekrar gözden geçirme zamanı… Sevdiğinizi hemen arama zamanı… Çünkü belki de bu son kez olacak ve, sizin ya da onun yarın hatırladığı en güzel şey bu olacak. Zorlukla kıpırdayan dudakların köşesinde mutlu bir gülümseme kalacak sadece belki de…

Dört Mum


Dört mum yavaşca yanıyordu.
Ortam çok yumuşaktı ve konuştukları duyuluyordu.

İlki söyledi:
‘’ Ben Barışım!”
Artık kimse benim yanık kalmamı sağlamıyor, sanıyorum söneceğim. ”
Alevi hızla azaldı ve bütünüyle söndü.

İkincisi söyledi:
‘’ Ben İnancım!”
neredeyse herkes benim artık gerekli olmadığımı düşünüyor
o nedenle daha fazla yanık kalmama hiç gerek yok’’
Konuşmayı bitirdiği zaman, bir rüzgar hafifçe esti ve onu söndürdü.

Üzgünce üçüncü mum sırası gelince konuştu:
” Ben Sevgiyim!
yanık kalmak için artık gücüm kalmadı. İnsanlar beni bir kenara bıraktı ve önemimi anlamadı. Kendilerine en yakın olanları bile sevmeyi unuttular ”
Ve hiç zaman yitirmeden söndü.

Ansızın…
Bir çocuk odaya girdi ve üç mumun yanmadığını gördü:
”neden yanmıyorsunuz sizin sonuna kadar yanmanız gerekir ”
Bunu söyleyerek, çocuk ağlamaya başladı.

Ardından dördüncü mum konuştu:
”korkma ben hala yanıkken diğer mumları yeniden yakabiliriz,

“Ben Umudum!’’

Umudun alevinin yaşamınızdan asla sönmemesi dileğiyle..