Suya yansıyan hayaller


1371359_429592667150607_1764904523_nBir yol düşünün, önünüzde upuzun sonsuza doğru giden. Ve siz bu yolda körlemesine gidiyorsunuz. Size ancak yol kenarındaki sarı –ama siz onun sarı olduğunu bile bilemiyorsunuz tabii ki- çizgiler yön gösterebiliyor. Neler geçer aklınızdan tüm bu yolculuk boyunca acaba? Ne hayaller, düşler vardır beyninizde?
Sizin yolunuzda tek öncünüz olan çizgileriniz dahi bu hayallerle beyninizde renklenmektedir. Ama herşey beyninizdedir, işin gerçeği bu dur. Bazen bir su birikintisi kesintiye uğratır, ya da önüne geçer yolunuzun.
Suya yansıyan hayallerdi benim de yaşadıklarım sanki. Kimi zaman kurumuş bir sonbahar yaprağı eşlik ediyordu yanlarında, kimi zaman yarısına kadar içilmiş bir sigara izmariti. En ufak bir rüzgarla darmadağın olan, dalgalanan, karmakarışık olan hayaller. Beslenmese yağmurlarla onları yansıtan su birikintisi, hepsi dağılacak ve belki de yok olacaktı hayallerimin.
Hani körlerin yolunu kolaylaştıran sarı çizgiler vardır ya yol kenarlarında, işte onların izinde insanın önünü bile görmeden dümdüz giden yaşantısını bölen hayal denizleriydi karşıma çıkanlar.
Neler yansıdı, ne suretler, kaç bakış, rüzgarda dalgalanan kaç saç bu aynalara? Hangi şehirlerin toprak kokuları sindi çamurun kokusuna? Acılar, üzüntüler bulandırdı, sevinçler, mutluluklar aydınlattı suyun rengini?
Hep yürümeye devam ettim, ve hep biliyorum ki yeni birikintiler çıkacak sarı çizgilerimin önüne. Yeni yüzler, kokular, şehirler, acılar, sevinçler. Ama aslında her insan gibi benim sarı çizgim de bana ait sadece ve tek. Sonuna kadar da yürüyeceğim herkes gibi, sadece bana ait yolda.

Fotoğraf için Nur Demir’ e teşekkürlerimle.

Tuz ve Su


Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli her şeyden şikayet etmesinden bıkmıştı. Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. Yaşamındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyledi.

Çırak, yaşlı adamın söylediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı.

– ‘Tadı nasıl?’ diye soran yaşlı adama öfkeyle:

– ‘Acı’ diye cevap verdi. Usta kıkırdayarak çırağını kolundan tuttu ve dışarı çıkardı. Sessizce az ilerdeki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyledi. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sordu:

– ‘Tadı nasıl?’

– ‘Ferahlatıcı’ diye cevap verdi genç çırak.

– ‘Tuzun tadını aldın mı?’ diye sordu yaşlı adam,

– ‘Hayır’ diye cevapladı çırağı. Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturdu ve şöyle dedi:

– ‘Yaşamdaki ıstıraplar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Istırabın miktarı hep aynıdır. Ancak bu ıstırabın acılığı, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Istırabın olduğunda yapman gereken tek şey ıstırap veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış.’