Kısa bir bayram yazısı


Konu Bayram olunca çocukluğumun bayramları geliverdi aklıma. Günler öncesinden başlayan bu mutlu bekleyişin çocuk kahramanlarıydık o dönem. Babamızın bizlerin elinden tutarak pazara götürmesi ne inanılmaz bir coşkuydu. Hiç bırakmazdık o kocaman ve heybetli eli. Minik avuçlarımız ter içinde kalırdı da, ‘Terledi ellerim babam’ demezdik. O kocaman adımlara ayak uydurmak için babamın peşi sıra koşuşumuz, mağazaları dolaşıp bayramlıkları denediğimiz bir heyecanla, unutulmaz anılar olarak kaldı.
Ne yazılır ki daha başka, hani derler ya, ‘Bayramlar anlatılmaz, yaşanır’ aynen öyle. Yaşamak, o dönemi yaşamak farklı bir mutluluktu bizler için. Her bayram aklıma gelen o doyumsuz güzellikleri anımsadıkça bir başka insan olurum. Ertesi güne, yani bayrama uyanışımız, hiç uyumayışımızdır aslında. Bayram namazı için babamızın pantalonuna yapışarak camiye gidişimiz, kocaman adamların yere yatıp kalkışları, sonra bayramlaşmaları, bayram ziyaretleri, yenilen tatlılar, toplanan harçlıklar…
Sizin için çok şey ifade etmeyebilir, ancak bir çocuğa harçlık vermek, onun mutluluğuna mutluluk katacaktır inanın. 3 kardeş ev ev dolaşıp eş dost ziyaretleri yapardık sabırla, elbette ki verilmesini beklediğimiz harçlık umuduyla. Çünkü o küçücük paralar büyük mutlulukların anahtarıydı. Biriktirdiğimiz küçük bir meblağ çok şeyleri yaşamamız için imkândı. Bayram alanlarına koşuşumuz, daha sonrası sinemada taçlanan bayram gezileri, ve elbette ki 3-4 gün sürecek olan o anlatılamaz bayramlar!..

Lafı çok mu uzattım! Haklısınız. Bayramlar anlatılamıyor işte, yaşamak gerek…

Şimdiden mutlu bayramlar…

BAYRAM TEBRİĞİ


1965 senesiydi. İşe gireli henüz iki hafta olmuştu. Bir genel müdürlükte, özel kalem müdürünün yardımcısıydım. Bayrama on gün kala, müdürüm hastalandı ve rapor aldı. Ertesi gün, genel müdür, beni odasına çağırdı:
-Buyrun efendim.
-Tebrik kartları hazır mı evladım?
-Hangi tebrik kartları efendim?
-Eyvahlar olsun, Şükrü sana söylemedi mi? Bayram geldi, tebrik kartı göndermeli. Şimdiye çoktan postaya vermiş olmamız gerekirdi.
-Hiç haberim olmadı efendim
-Hemen, hemen hemen ! Yarına istiyorum üç bin adet kartı sabaha kadar yaz ve postaya ver.
-Emredersiniz efendim! dedim ve odadan çıktım. Ancak üç bin adet bayram tebrik kartını tek tek nasıl yazacağım?

Genel müdür, kartların çini mürekkeple ve güzel bir yazıyla yazılmasını isterdi. Üç bin adet kartın iki bin tanesi makamca kendinden aşağıda olanlara şu şekilde yazacaktım:
“Bayramını kutlar, gözlerinden öperim.”
Kalan bin tanesi de, daha üst makamdakilere:
“Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim.” şeklinde yazılacaktı

Hiç vakit geçirmeden masamın başına geçip kolları sıvadım. Önümde davetiyelerden oluşan irili ufaklı pek çok dağ duruyordu. Ben mesaim bitiyor, az sonra çıkar evime giderim derken, sabaha kadar burada kalıp üçbin kartı yazmak zorunda kaldım. Sızlanmanın faydası yok, işe başlayım:
Bayramını kutlar, gözlerinden öperim.
Bayramını kutlar, gözlerinden öperim.
5,10,20,50,100, 750,875. Yazıyorum yazıyorum bitmiyor! Vakit gece yarısını geçti gitti bana öyle bir sıkıntı bastı ki, tarif edemem.
Yazıyorum, yazıyorum, yazıyorum.. bitmiyor.
En nihayetinde alt makam kartları bitti. Ama ben de bittim. Şafak sökmek üzereydi. İşi biten kartları masamın üzerinden alıp başka bir yere koydum.

Ama önümde hâlâ bin adetlik bir kart yığını durmaktaydı.
“Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim” e başladım..
Durmadan yazıyordum. Göz kapaklarım öyle ağırlaşmıştı ki, gözlerimi açık tutmam her bir karttan sonra daha da zor bir hale gelmişti. Resmen işkence çekiyordum.
125,279,400, 689. yazdım yazdım yazdım. Bir vakit sonra, artık ben kaleme değil o bana hakim olmaya başladı. Ama hâlâ yazıyordum:
“Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim.”
“Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim.”
“Niyaz ederim başarılı günler sizinle eşinizin bayramını kutlarken…”
“Kutlarken eşinizin bayramını saygıyla sıhhatli günler diler Niyazi ile beraber ederim…”
“Niyazi ile birlikte sizin ve eşinizin bayramını kutlarken ayrIca sıhhatle ederim…”
“Önce bayramınızı eder, sonra eşinizle Niyazi’ye başarılı günler dilerim…”
“Sizin de eşinizin de Niyazi’nin de bayramını saygıyla eder, sıhhat dilerim..”
“Sıhhatli eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, Niyazi’ye başarılar diler aynı zamanda ederim…”
“Bayramınıza etmeden önce eşinizi saygıyla kutlar Niyazi’nin gözlerinden öperim…”
“Sizin de, eşinizin de, Niyazi’nin de, bayramını da, tatilini de, gelmişini de, geçmişini de.. saygıyla ederim…”

Sabah tam mesai saatinde, gözlerim kan çanağı bir halde kartları yetiştirdim.. Genel müdür bir-ikisine şöyle bir baktı:
-Aferin, dedi. Bitirmen iyi olmuş. Hemen postalayın!
Hemen postaladık.
Üç gün sonra da önce bizim genel müdürü, ardından bendenizi postaladılar…

Aziz Nesin

Nefes almak da bayramdır mesela!


“Hayata rasgele serpiştirilmiş ilahi ikramlar, kıymet bilen kullara her daim bayram yaşatır.
Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan…
Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık…
Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.
Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp ‘Çok şükür bugünü de gördük’ diyebilmek…
Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.
Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.
Bir kitabı bitirmek, bir binayı bitirmek, bir okulu bitirmek, kâbuslu bir rüyayı, kodeste ağır cezayı bitirmek bayramdır.
Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir ilişkiyi bitirmek de öyle…
Vuslat da bayramdır öte yandan…
Endişe içinde beklediğinden mektup almak, telefonda ansızın sesini duymak, deli gibi burnunda tütenin boynuna sarılmak bayramdır.
En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.
Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle okşayan anne bayramdır.
‘Ona güvenmiştim, yanılmamışım’ sözü bayramdır.
Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram…
Yeni bir sözcük öğrenmek, bir tünelin sonuna gelmek, müzmin bir işin kapısını çarpıp uzun bir yola çıkıvermek bayramdır.
Zorluklara tek başına göğüs gerebilmek, gereğinde haksızlığın üstüne yalın kılıç yürüyebilmek bayramdır.
Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.
Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi, nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.
Sonrasında gelen ilk diş bayramdır, ilk söz bayram, ilk adım, ilk yazı, ilk karne bayram…
Güne gülümseyerek başlamak bayramdır.
‘İyi ki yanımdasın’ bayram, ‘Her şeyi sana borçluyum’ bayram,
‘Hiç pişman değilim’ bayram…
Evlatların mürüvvetini görebilmek, eve dolu bir torbayla gidebilmek, konu komşuyla yarenlik edebilmek, akşamları eskimeyen bir keyifle çay demleyebilmek bayramdır.
Zamanı donduran eski fotoğraflara nedametsiz bakabilmek, altı çizilmiş eski kitapları aynı inançla okuyabilmek, yol arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilmek bayramdır.
Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram…
Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.
Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.
Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.”
***
Ramazan Bayramınız kutlu olsun!

Can Yücel

Ramazan fıkrası-2


RAMAZAN FIKRASI
Tilki ormanda gezmektedir. bir ağacın dalında asili bir geyik budu görür. Açtır ama şüphelenir kontrol etmeye baslar ve görür ki bu bir tuzak. Geyik budu bir iple bombaya bağlıdır. Epeyce uzağa gider ve başını kollarının üzerine koyarak yatar, biraz sonra kurt gelir, budu görür ve yatan tilkiyi de tabi… Tilkiye sorar “ne yapıyorsun dostum” Tilki cevap verir “hiç… yatıyorum”
 -Burada bir but var
 -Evet var
-Neden yemedin
Tilki sakince cevap verir ; “BU GÜN ORUCUM” Kurt kendinden emin ; “Ben yiyeyim o zaman”
Tilki “Buyur afiyet olsun” der. Kurt but ‘a uzanır uzanmaz bir patlama ortalık toz duman kurt yaralı hareketsiz 10 metre uzakta perişan halde yatarken tilki sakince budu yemeye baslar. Bunu gören kurt ;”LAN SEREFSIZ HANI ORUCTUN”
Tilki pişkin pişkin ; “Biraz önce top patladı duymadın mı ?” der….