Öylesine bir Rakı yazısı


Beb-B74IgAArxiRRakı içmek başka bir şeydir. Bir şölen gibidir. Bilinçtir. Bilinci hiç kaybetmemektir. Kendini daha bir disipline edebilmek, saygına daha bir dikkat etmek, sevgine daha bir coşku katmak, dünya görüşünü at gözlüğünden kurtarmak demektir. Meyhaneden çıkınca , direksiyona geçmemeyi bilmek ,eğer varsa, sağlamı evde bırakmak demektir.

İnsana saygı demektir. Çoğu insan, yaşama dair duruşunda, bir rakı sofrasının sohbetinin tadını, çoğu kez, başka yerde bulamamıştır. Oradaki eğitimi de… Uzayıp giden gecede, masadaki meze, esen rüzgar, bir vapurun çığlığı, yanındaki dostlar, bir dostun dilinden dökülen mısralar, sohbetin coşkusu ve keyfi, şu hicaz şarkı, çiçekçi kızın yüzündeki çaresizlik, “buzlu bademci”nin kurnazlığı, Despina’nın yaşam öyküsü ; kişiyi eğiten, yücelten, duruşunu sağlamlaştıran hayat bağları olmuştur.

Bütün bu düşüncelerle sofraya oturduğunda; önce minik bir yudum alacaksın.Dilinle,bir yudum rakıyı, ağzının her noktasına ulaştırıp, damağında da gezdirdikten sonra; dilinin altına saklayacaksın. Sonra, derin bir nefes alıp minik yudumu yutacaksın. Koklamadan olmaz; koklayacaksın…. Göreceksin…. Normal ısıdaki rakıya buz atmak olmaz. Soğukça rakıya attığın bir parça buzun çözülmesini seyredeceksin. Büyük keyiftir. Bir yerlere alır,götürür insanı. Biraz beyaz peynir şart, mezeler; gerekli. Mezeci ruhunu katmış mı,katmamış mı; bakacaksın..
Katmamışsa sorumlusu; meyhaneci. Atacaksın fırçanı. Ama o anda değil; bir dahaki gelişinde.. Meyhaneci seni anlar,kızmaz….

Rakı bardağı gece boyu değişmez.. Kirlense de değişmez.. Aslında kirlenmez ya.. Neyse..
Bütün gecenin tek tanığı odur.. Dolar, boşalır..Rakı dünyada çift bardakla içiken tek içkidir.Ruh ve beden gibi yanyana durup, birbirinin derdini dinlermişcesine, aldırmaz, gururlu ve bencil.

Rakı içmek yarış değildir.. Bazen bir tek.. Bazen bir şişe.. Zorlama olmaz.. Sofrada tartışma,iddia hiç olmaz. Sohbet vardır, paylaşım vardır..
Gülmek vardır..
Keyif vardır..
Sohbetin derinliklerinde, huzur dolar içine..

Şair Kubilay Görtuna

DÜNYA BİZE H’AYRAN


xCmuY1WO7hJoyL3b_1Başbakanımız “milli içkimiz ayrandır” demiş. Milli içkimiz, rakıdır. Resmi Gazete’de bile yayımlandı. “Karakteristik özelliğini Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yer alan doğal unsurlardan, özellikle Türkiye’de yetişen üzüm, anason ve Türkiye’de uygulanan geleneksel üretim yöntemlerinden alan, kendine has, renksiz alkollü içki” olarak tanımlandı. “Geleneksel tat” olduğu belirtildi.

Özbeöz Türk’tür rakı. Ne malum derseniz? Nerede, ne zaman ve kim tarafından icat edildiği bilinmiyor, meçhul, oradan malum… Eğer, biz Türklerden başka bir milletin icadı olsaydı, cilt cilt yazılı tarihi olurdu, şeceresini bilirdik.

Şampanyanın mucidi Fransız keşiş Dom Perignon mesela, anca 1638’de dünyaya gelmiş. Evliya Çelebi’nin 1635 tarihli seyahatnamesinde ise, rakıdan bahsediliyor. Demek oluyor ki… Şampanyayı icat eden adam kundakta ana sütü içerken, biz aslan sütü içiyorduk. Daha ne diiim?

Ve, bizatihi Türkiye’dir. Senelerce İstanbul’da yaşayan New York Times yazarı Stephen Kinzer, Hilal ve Yıldız isimli kitabında, “rakı gibi ülke” olduğumuzu anlatır… “İlk gördüğünde şişedeki gibi berraktır, su ilave ettiğinde sisli-puslu hale gelir, dışarıdan bakınca içini göremezsin, anlayabilmek için hissetmen, içine girmen lazım” der.

Asildir rakı… Bakın, 1900’lü yıllardan bir davetiye aktarayım size: “Muhterem efendim, teşrin’i saninin 21’inci gününe müsadif Cuma akşamı, Hristo’nun meyhanesinde taam eylemek ve hususi eğlence tertip ederek vakit geçirmek istiyoruz. Sizi pek seven cümle dostlarımız teşrif edeceklerdir. Binaenaleyh, icabetiniz bizim içün mücib-i şeref olacaktır. Bu lütfu bizden esirgemeyeceğiniz ümidi ile takdim-i ihtiram eyleriz efendim… Pera sahaflarından Şener Efendi.”

Nezakettir, zarafettir. Adabımuaşerettir. Rakı içeceğinize üzüm yiyin, kavunun yanına 35’lik salkım açın falan gibi gayriciddi yaklaşılamaz ona… Ciddiyet ister. Fava, pilaki, şakşuka, memleket “meze”lesidir.

Yurtseverdir. İki tek attın mı, n’oolacak bu memleketin hali diye endişelenmezsin aksi olsa. Evrim Teorisi’nin kanıtıdır. Fazla kaçırırsan, özüne dönersin, maymun olursun… Bilimdir. Bilim deyince, aklıma geldi. Elektriğin icadından sonra “ampul” icat edildi sanıyorsan, yanılıyorsun… Çünkü, elektriğin icadıyla birlikte, buz üretildi. Buz üretilince “rakıya niye buz koymuyoruz azizim?” icadı yapıldı. Bu tarihi icat neticesinde, rakının üstüne buz koymak için daha uzunca bardağa ihtiyaç oldu. Zahmet edip özel bardak icat etmek karakterimize zor geldiği için, pratik Türk zekâsı devreye girdi. “Limonata bardağı ne güne duruyor muhterem, ona koyalım” icadı yapıldı. Bardak limonata bardağı ama…

Ne anlamı var rakısız radika’nın cibez’in deniz börülcesi’nin turpotu’nun, inek miyiz biz? Niye avlayıp günahına giriyorsun boşu boşuna; şerbetle mi yiyeceksin lüferi?

Fevkalade’dir. Aliyülala’dır. 1926’da üretime başladığında, bu caanım isimleri koymuştu, boş şişe fiyatına sattığımız Tekel. Kadındır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında “Sevim, Elif, Hanım, Denizkızı, Üzümkızı, Jale” isimlerini taşırlardı. O nedenle botoks’tur aynı zamanda… Çirkin kadın yoktur, az rakı vardır. En kaknemi bile bi başka görünür gözüne, içilir “güzel”leşilir.

Hayatın anahtarıdır. Büst gibi oturan adamın bile çenesinin kilidini açar, “çilingir” sofrasıdır. Kontörsüz muhabbettir. Kahkahadır. Çocuktur, ağlarsın. İçki denip geçilemez… İçki içen neler yaptığını hatırlamaz, rakı içen unutulanları hatırlar. Acısıyla tatlısıyla hatıraları kaydeden harddisk’tir.

Tıp bazen çaresizdir. O ilaçtır. Gurbete bile iyi gelir. Herkesin gençlik hatası olabilir, bira içersin, sonradan para kazanınca şarap içmeyi matah zannedersin, Amerikalı kamyon şoförlerinin içtiği viskiye kamyon parası ödersin, ayrı… Kürkçü dükkânıdır. Döner dolaşır, gelirsin. * Akil’dir bi nevi rakı! Orhan Gencebay’dır. Entel dantel barlarda dinlemeye, eşlik etmeye utanırsın ama, hepimiz biliriz ki, ezbere bilirsin. Tatlıses’tir. Kürt Realitesi’dir.

Örgüttür! Peynir, rakı, kavun, PRK… Bölücü değildir, birleştirici örgüttür. Türk’ü de içer, Kürt’ü de, Laz’ı da, Çerkez’i de, Ermeni’si de, Yahudi’si de… Rumlar öyle meze yapar ki kardeşim, helali hoş olsun, Kıbrıs’ı veresin gelir.

Orhan Veli’dir… “Şiir yazıyorum, şiir yazıp eskiler alıyorum, eskiler verip musikiler alıyorum, bir de rakı şişesinde balık olsam”dır. Şiirdir. Şarkıdır. Dönülmez akşamın ufkudur.

Mustafa Kemal’dir… Rakı içiyordu diye “sarhoş” demeye getirirler ama, kurup yücelttiği memleketi “ayık kafayla” niye yönetemiyorsun diye sorarlar adama!

Ooof of. Vakit tamam. Güneş usuuul usul batmak üzere, bana müsaade, cümleten şerefe.

Yılmaz Özdil – Hürriyet

Dönülmez akşamın ufkundayız azizim…‏


Dönülmez akşamın ufkundayız azizim…
Arap aklıyla bize akıl vermeye kalkıyorlar ama “alkol” kelimesinin kökeni Arapça. Kullanmamak lazım. Hatta, yasaklansın.
Rakı ise, özbeöz Türk.
“Ne malum?” derseniz. Nerede, ne zaman ve kim tarafından icat edildiği bilinmiyor. Oradan malum. Eğer, biz Türklerden başka bi milletin icadı olsaydı, yazılı tarihi olurdu, şeceresini bilirdik!
Şampanyanın mucidi Fransız keşiş, Dom Perignon, 1638’de dünyaya gelmiş mesela. Evliya Çelebi’nin 1635 tarihli seyahatnamesinde “rakı” geçtiğine göre, şampanyadan eski demek ki. Yani?
Şampanyayı icat eden Dom Perignon, kundakta ana sütü içerken, biz aslan sütü içiyorduk!
Başka “aydınlatıcı” veri var mı. Var.
Elektriğin ampulden önce rakıya faydası olmuştu. Çünkü, elektriğin icadıyla birlikte “buz” üretildi. Buz üretilince, “rakıya niye buz koymuyoruz azizim?” keşfi yapıldı. Bu tarihi keşif neticesinde, rakının üstüne buz koymak için daha uzun bardağa ihtiyaç oldu. Zahmet edip özel bardak icat etmek zor geldiği için, pratik Türk zekâsı devreye girdi, “limonata bardağı ne güne duruyor muhterem” keşfi yapıldı.
“Asil”dir rakı…
Bakın, 1900’lü yıllardan bir davetiye aktarayım size:
“Muhterem efendim, teşrin’i saninin 21’inci gününe müsadif Cuma akşamı, Hristo’nun Meyhanesi’nde taam eylemek ve hususi bir eğlence tertip ederek vakit geçirmek istiyoruz. Sizi pek seven cümle dostlarımız teşrif edeceklerdir.
Binaenaleyh, icabetiniz bizim içün mücib-i şeref olacaktır. Bu lütfu bizden esirgemeyeceğiniz ümidi ile takdim-i ihtiram eyleriz efendim.
Pera sahaflarından Şener Efendi.”
Nezakettir, zarafettir. Adab-ı muaşerettir.
“Milli”dir.

“Rakı içeceğinize meyve yiyin, kavunun yanına 35’lik salkım açın” filan gibi gayriciddi yaklaşılamaz ona. Ciddiyet ister. Fava, pilaki, şakşuka, memleket “meze”lesidir.
Yurtseverdir.
İki tek attın mı “n’olacak bu memleketin hali?” diye endişelenmezdin aksi olsa.
Evrim Teorisi’nin kanıtıdır, fazla kaçırırsan, özüne dönersin, maymun
olursun.
Bilimdir.
Maymun değilsek bile; ne anlamı var onsuz, rakida’nın cibes’in turpotu’nun, inek miyiz biz?
Madem gıcıksın rakıya, niye balık avlıyorsun boşu boşuna?
Şerbetle mi yiyeceksin lüferi?
“Fevkalade”dir.
“Aliyül’ala”dır.
1926’da üretime başladığında, rakılarına bu isimleri koymuştu Tekel.
Kadındır.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında “Sevim, Elif, Hanım, Denizkızı, Üzümkızı, Jale” isimlerini taşırlardı.
Botoks’tur aynı zamanda. Çirkin kadın yoktur, az rakı vardır, en kaknemi bile bir başka görünür gözüne, içilir, güzelleşilir.
Hayatın anahtarıdır. Büst gibi oturan adamın bile çenesini açar. “çilingir” sofrası denmesi, ondan.
Kontörsüz muhabbettir. Kahkahadır.
İçki içen, neler yaptığını hatırlamaz; rakı içen hatırlar. Acısıyla tatlısıyla hatıraları kaydeden hard disk’tir çünkü.
Tıp bazen çaresizdir. O ilaçtır. Gurbete bile iyi gelir.
Herkesin gençlik hatası olabilir, bira içersin. Sonradan para kazanınca,
şarap içmeyi matah zannedersin. Amerika’da kamyon şoförlerinin içtiği
viskiye Etiler’de, Reina’da kamyon parası ödersin, ayrı.
Kürkçü dükkânıdır. Döner dolaşır, gelirsin.
Çocuktur. Ağlarsın.
Orhan Gencebay’dır. Entel dantel barlarda dinlemeye utanırsın. Ama hepimiz biliriz ki, ezbere bilirsin.
Tatlıses’tir. Realite’dir.
Peynir, Rakı, Kavun, PRK örgüttür.
Ama, bölücü değil, birleştirici örgüt. Türk’ü de içer, Kürt’ü de, Laz’ı da,
Çerkez’i de, Ermeni’si de, Yahudi’si de. Rumlar öyle meze yapar ki, AB’ye almasalar da helali hoş olsun, Kıbrıs’ı veresin gelir.
Orhan Veli’dir. “Şiir yazıyorum, şiir yazıp eskiler alıyorum, eskiler verip musikiler alıyorum, bir de rakı şişesinde balık olsam”dır.
Şiirdir. Dönülmez akşamın ufkudur aynı zamanda.
Ve, Mustafa Kemal’dir. Rakı içiyordu diye “sarhoş” demeye getiriyorsan eğer, “sarhoş kafayla kurup yücelttiği memleketi, ayık kafayla niye yönetemiyorsun?” diye sorarlar adama!
Oof, çok uzattım…
Vakit tamam, güneş batmak üzere, bana müsaade, *cümleten şerefe!*
(Tekel)inle tut beni
(Alkol)larına sar beni
n(Efes)ine bile muhtacım
bı(Rakı)p gitme beni. . ..

Rakı


Neymiş efendim..
Atatürk rakı içiyormuş.
Aslandı o, aslan…
…Aslan sütü içecek tabii.
*
Hadi siz “dönülmez akşamın ufkundayız” diye ince ince başlayın, ben de size yıllar önce yazdığım yazıyı anlatayım…
*
İçki yasaklanabilir.
Bence mahzuru yok.
Ama rakı asla…
Çünkü takunyalılar öyle zanneder ama, aslında “içki” değildir rakı.
*
Yurt sevgisidir örneğin…
İki tek attın mı, “n’olacak bu memleketin hali?” diye endişelenmezsin aksi olsa!
*
Tıp bazen çaresizdir…
O ilaçtır.
Gurbete bile iyi gelir.
*
Kontörsüz muhabbettir.
Büst gibi oturan adamın bile çenesini açar, gülümsetir.
Kahkahadır.
Acısıyla tatlısıyla hatıraları kaydeden hard disk’tir.
*
Botoks’tur bir nevi.
En kaknemi bile bir başka görünür gözüne…
Çirkin kadın yoktur, az rakı vardır.
İçilir, güzelleşilir.
*
Herkesin gençlik hatası olabilir…
Bira içersin.Sonradan para kazanıp tenise başlayınca, şarap içmeyi matah zannedersin. Amerika’da TIR şoförlerinin içtiği viskinin dublesine Etiler’de TIR parası ödersin, ayrı…
*
Kürkçü dükkánıdır.
Döner dolaşır, gelirsin.
*
Orhan Gencebay’dır.
Entel barlarda, sosyete kulüplerinde dinlemeye utanırsın…
Ama hepimiz biliriz ki, ezbere bilirsin…
İstediğin kadar ağız burun kıvır, altın plağı hep o alır.
Tatlıses’tir.
Realite’dir.
*
Çocuktur, ağlarsın.
*
Hele beyaz “p”eynir ile “k”avun olursa sağında solunda…
Örgüttür.
PRK…
Ama bölücü değil, birleştirici örgüt.
Türk’ü de içer, Kürt’ü de, Laz’ı da, Çerkez’i de. Sor bak, Ermeni’si de, Rum’u da, Yahudi’si de.
*
AB’cidir…
Çünkü Rum öyle bir meze yapar ki, helali hoş olsun, Kıbrıs’ı veresin gelir!
*
Madem gıcıksın rakıya…
Neden balık avlıyorsun o zaman kardeşim?
Şerbetle mi yiyeceksin lüferi?
Ne anlamı var deniz börülcesinin, rokanın, radikanın, cibezin…
İnek miyiz biz?
*
Yanlış şiir okuyorsun…
Hapse giriyorsun.
(Üstüne, yanlış şair okuyorsun…)
*
Oku bak…
Ne diyor dünya güzeli Orhan Veli:
Şiir yazıyorum
Şiir yazıp eskiler alıyorum
Eskiler verip musikiler alıyorum
Bir de rakı şişesinde balık olsam…

YILMAZ ÖZDİL

12 ARALIK DÜNYA R A K I G Ü N Ü


UNUTMA……   12 ARALIK DÜNYA   R A K I   G Ü N Ü

hep birlikte kutlayalım 🙂   *Dünya Rakı Günü **
Aralık ayinin ikinci Cumartesi günü ‘Dünya Rakı Günü’ olarak
kutlanır
.Rakıseverler birbirlerine hediye verir.

Gidip de başkalarına ‘Dünya Rakı Günü diye bir şey mi var?’ diye sormayın,
çok ayıplarlar.

Balığı bol, mevsimi soğuk, geceleri uzun ve
**harflerinden ‘rakı’ yazılabilen yegane ay olan Aralık** ayının ikinci
Cumartesisi Dünya Rakı Günü olarak kutlanır.

Bir kayda rastlanmamakla beraber Bekri Mustafa’nın da Aralık ayının ikinci
Cumartesi gecesi doğduğu rivayet edilir..

Bu özel gün aynı zamanda yılbaşının şenlikli bir provasıdır.
Dünya Rakı Günü, Türkiye ve Dünya sathına yayılmış, tüm
rakı severler tarafından 2006’dan beri coşkuyla kutlanır 🙂
Yıllar sonra tarihler böyle yazdığında,
‘Ben ilk günden beri kutluyorum’ deme sansınız olsun 🙂

‘RAKININ da muhabbeti olur mu?’ diyenler çıkabilir.
O meyhanelerde gördüğünüz rakı masaları aslında muhabbet, sohbet masasıdır,

Bektaşi der ki :
Rakı ağızdan değil, kulaktan içilir.
Biz ona içki değil, dem deriz!’

RAKININ kitabini yazan Deniz Gürsoy, rakının nasıl içileceğini
değil ‘Rakının nasıl içilmeyeceğini’ yazmıştır. (Oğlak Yayıncılık)

Oturursun masaya, garson bir şişe rakı getirir, mezeleri sıralar,
kadehini doldurur, içersin!

HAYIR, rakı öyle içilmez…
Rakının nasıl içileceğini, ya da nasıl içilmeyeceğini bilelim.

**Rakı güneş batmadan içilmez.
Rakı yalnız başına içilmez,
duvara bakılarak içilmez,
rakı keyif için içilir,
dertlenmek için içilmez,
rakı sohbet için içilir.
**
Rakı, sakadan, nükteden, işletmeden anlamayan bayır turplarıyla içilmez.

Rakı gürültüyle içilmez.

Rakı çabuk içilmez, içip masadan kalkılmaz.

Rakı sofrasında fazla yemek yenmez, mezelerle yetinilir.

Rakı sofrasında sigara küllüğüne zeytin çekirdeği, sıkılmış limon kabuğu
konmaz,

Rakı kadehine önce rakı, sonra su, daha sonra da buz konur;
bu sırayı bozarsanız, anason kadehin üzerine çıkar, rakının hem tadı hem
keyfi kaçar.

RAKININ ana mezeleri dışında, ekstra mezeleri de vardır,
bir de ‘göz mezesi’ vardır ki….tahmin ettiğiniz değil, bakin o nedir? :

Yahya Kemal, her aksam sofrasını ‘kuş sütü eksik’ kurdurur, *
*ama çoğuna el bile sürmezmiş…
Lakin sürsün, sürmesin hepsi hesaba yazıldığı için şef garson,
şaire, şimdiki deyimle ‘kıyak yapmış’, sofraya kırmızı turp koymamış…
Yahya Kemal gelmiş, oturmuş masaya söyle bakmış garsonu çağırmış:
‘Nerede kırmızı turp?’
‘Efendim dikkat ettim yemiyorsunuz da…’
‘Ben sofraya konan her şeyi yemek zorunda değilim, onların bazıları benim
göz mezemdir!’ demiş..

RAKI için çok şey söylenir, yazılır, ama Necip Mirkelamoğlu’ nun
‘Rakınamesi’ de unutulur gibi değildir;

*
*’Nükte, cinas anlayan;
Ahengi bezme uyan;
İçip zırvalamayan;
İşte onadır rakı.’*
Afiyet Olsun
Yarasın

Mutlu Olun Mutlu Kalın