Mutsuzum


Mutsuzum;

Uzun zamandır küçük zaferler kazanmadığım için mutsuzum…

İnsanlarla birlikte olduğumda yalnız kalamadığım için mutsuzum.

Yapmak istediklerimi yapamadığım, buna mukabil yapmamak istediklerimi yapmak zorunda kaldığım için mutsuzum…

Dünya kupasını yerinde izleyemediğim, daha yüzlerce yere gitmek ve görmek isteyip gidemediğim, işe gitmek istemediğim zamanlarda gitmek zorunda kaldığım için mutsuzum.

Arada mutsuz olmaktan mutluluk duyduğum için bugün mutsuzum.

Ama tüm bana mutluluk veren şeyleri, çevremde beni seven insanları, balkonumda açan çiçeğimi görmezden gelirsem, kendimle başbaşa kaldığım ya da arkadaşlarımla gülüp eğlendiğim zamanları hiçe sayarsam nasıl mutlu olurum ki?

Tadını çıkarmazsam yağan yağmurun, açan güneşin, esen meltemin; içtiğim iki kadeh rakının keyfine varmazsam başka nasıl mutlu olacağım ki?

Mutsuzluk ta benim için, ama mutlu eden şeylerin farkına varmak ve tad almak da benim için.

İnsanım…

Mutsuz insan kandırılamaz


biliyorum hepsini okumazsınız, ama..
“İnsan en az üç kişidir. Kendisi, olmak istediği kişi ve aradaki farkta yaşayan üçüncü. En sahicisi de bu üçüncüdür. Olmak istediğin kişiden kendini çıkardığında, aradaki farkta yaşayan kişidir en çok sana benzeyen. Ne kendin kadar huzursuz ne de olmak istediğin kişi kadar hayalidir o. Yine bu yüzden iki insanın birbirine âşık olması en az altı kişi arasında geçen bir hadisedir. Hangi kişiliğinin hangi kişiliğe, hangi parçanın hangi parçaya özlem duyduğunu çözemediğinde, içmeyi unuttuğun sigara parmaklarını yakana kadar karşı duvara bakarsın.

Ve o zaman anlarsın hayatının uzun zamandır neden başka birinin hikâyesiymiş gibi gözükmeye başladığını. Sokak lambalarının ölgün ışıkları karanlık odalara vurduğunda, duvar saatinin tik taklarından başka ses yokken yanında, sanki bir tek sana açıklanmayan bir sır varmış gibi beklerken anlarsın aslında boşa beklediğini. Tünelde sana yol gösterecek rehberin, karanlıktan başka bir şey olmadığını anlarsın. Anne diye ağlayan çocukların aradığının çoğu zaman şefkatli bir baba olduğunu anlarsın. Çekip gitmek isterken görünmez bir elin seni nasıl durdurduğunu anlarsın.

Kırk yaşında ama altmış gösteren adamlara daha dikkatli bakarsın o zaman. Kahvelerin dışarıyı göstermeyen isli camlarına. Berduşlara ve kör kedilere bakarsın. Gözbebekleri kaymış esrarkeşlere. Suyun üstüne çıkmış ölü balıklara. Havada asılı gibi duran yırtıcı kuşlara daha dikkatli bakarsın.

Çabalarının sonuç vermediğini gören umutsuz insanların bakışlarıyla ancak o zaman buluşur bakışların. Bir yağmur çaktırmadan dindiğinde. Bir gün çenesi ağzının içine kaçmış dişsiz ihtiyarlardan birinin de sen olabileceğini bilirsin artık. Bir gece ansızın, yapayalnız ölmekten korkarken, cesedimi komşular mı bulacak yoksa sayım memurlarımı diye düşünürken hissedersin göğüs kafesinde her gün biraz daha büyüyen, kimsenin kapatamayacağı o boşluğu. Bir kokuya sarılma isteğini. Bir ömür gibi geçmiş zor, uzun günlerden sonra anlarsın ruhunu zehirleyen karmakarışık düşünceleri. Büyük heyecanlardan sonra çöken bitkinlikleri. Kimsenin bulutlara bakmadığı bir şehirde bir lafı döndürüp dolaştırmadan anlatmanın imkansızlığını. Belki de insanın ne anlatacağını bilemediğinde şair olduğunu anlarsın.

Gözyaşların kurumadan gülmeye başlarsın o zaman. Çünkü bilirsin ki seni artık kimse kandıramaz kolay kolay. Mutsuz insanları kandırmak zordur çünkü. Hayata her zaman kuşkulu gözlerle bakan, mutsuz insanları kandırmak, herkes bilir bunu, çok ayıptır çünkü.”

lalalamelie