“ZAL” NEDİR, MAHMUT KİM?


“Yaşlı, aksakallı adam” anlamına geliyor “Zal” sözcüğü.
İstanbul’un Eyüp İlçesinde Zal Mahmut adlı bir de cami var;
Zalpaşa Caddesi üzerinde.
Anılan caminin yakınlarında yaşayanlara sorarsanız, size anlatırlar.
1553 yılında, Konya Valisi Şehzade Mustafa’ya bir haber gelir.
“Tez gelesin, Hünkâr baban seni görmek ister” diye…
Çok iyi yetişmiş, babayiğit bir adam olan Şehzade Mustafa.
Koşar padişah otağına; İran’a karşı sefere çıkma hazırlığındaki babasının
elini öpmeyi istemektedir.
Hünkâr Çadırına girdiğinde çadırın boş olduğunu görür.
Şehzade Mustafa, şaşarsa da bu duruma, oturup bekler babasının gelmesini.
Bu sırada birileri girer çadıra; ancak gelenler padişah ve emrindekiler
değil, azman gibi yedi cellâttır. Ellerindeki boğma kementleriyle
çullanırlar Şehzade Mustafa’ya.
Şehzade Mustafa yiğit bir adamdır, direnir cellâtlara, üçünü haklarsa da
yorgun düşer. Tam çadırdan çıkıp kurtulacakken cellâtların başı, yorgun
düşmüş Şehzade Mustafa’ya arkadan saldırır ve urganla boğar onu.
Şehzade Mustafa, bu boğuşmayı birilerinin kapı aralığından gizlice
seyrettiğini hisseder ve son nefesinde “beni öldürüyorlar, kurtar beni baba”
diye bağırır, yalvarır.

Kanuni Sultan Süleyman oğlu Şehzade Mustafa'nın tabutunun başında ağlıyor..
Kanuni Sultan Süleyman oğlu Şehzade Mustafa’nın tabutunun başında ağlıyor..

Ancak kurtarmaya gelen olmayacaktır. Şehzade can verir.
Padişah Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle ve onun gözü önünde,
onun yiğit oğlu Şehzade Mustafa’yı boğan katil, sonradan “paşa” sanıyla
ödüllendirilen Zal Mahmut adlı cellâttır.
Bu cana kıyıcı paşa, Tanrı’dan af dilemek için olsa gerek, Eyüp’teki
camiyi yaptırır. Günümüzde birileri Osmanlı’yı övme yarışına girse de Zal
Mahmut adlı katil paşa, toplumda öylesine bir nefretle anılıyor ki, o semtin
insanlarının çoğu, Zal Mahmut Camisinde namaz kılmaktan kaçınırlar…
Muhteşem Süleyman öz oğlu Şehzade Mustafa’dan sonra bir başka öz oğlu Şehzade Beyazıt’ı da 1559’da öldürtür, yaklaşık beş yıl sonra da kendisi ölür.
Osmanlı tahtına çıkacak tek şehzade kalmıştır artık. 1566’da taht’a
kekeme ve alkolik olan biri, Şehzade Sarhoş Selim olarak anılan,
2. Selim çıkar. Yeri gelmişken, bu sarhoş Selim, Muhteşem Süleyman’a
oğulları Şehzade Mustafa’yı ve Şehzade Beyazıt’ı, kendi oğlunu taht’a çıkarabilmek
için düzmece belgeler ve iftiralarla boğdurtan
(bir Rus papazının kızı olan Roksalan adlı yosma) kadının (takma adıyla)
Hürrem Sultan’ın oğludur. Sekiz yıl kalır Osmanlı taht’ında Hürrem’in
oğlu Sarhoş Selim (1566-1574) ve bir hamam sefasında cariye kovalarken
düşer, ölür.
“muhteşem” diye tanıtılan Kanuni Sultan Süleyman, gerçekte
yosma Roksalan’ın iftiralarına kanarak öz oğullarının canına kıymış bir
evlat katilidir. Osmanlı taht’ını yetenekli oğulları yerine bir sarhoş’a
(Roksalan’ın sarhoş oğluna) bırakmak ve Osmanlı’nın batış sürecini başlatmak
ne “muhteşem” bir davranış, değil mi?
Bu evlat cinayeti milyonlarca (bilinçsiz) yurttaşı televizyon karşısında
tutsak eden o ünlü dizide (Muhteşem Yüzyıl adlı dizide) gösterilecek mi
bilinmez; ancak Roksalan’ı, Zal Mahmut’u ve benzerlerini övenlerin, onları bize “atalarınız”dır diye tanıtanların doğruyu söylemediklerini biliyoruz.
Şimdi düşünme sırası saygın ulusumuzda…
Kim bilir belki silkinir ve üzerine serpilmiş ölü toprağını atar…

Tarık Konal