BİR MOLA İSTEMEK


Herkesin içinde bir başkasıyla ilgili söyleyemediği düşünceler olur zaman zaman hayatının herhangi bir döneminde. Bazen bir sevgiliye, bazen bir eşe; okulda öğrencinin öğretmene, evde çocuğun babasına vs vs. Ve bu söylenemeyenler biriktikçe içinde insanın, uzaklaşmalar, olmayanı varmış gibi düşünmeler, yanlış anlamalar artıp gider.
Halbuki belki de iki kişi de aynı şeyleri düşünmektedir o sırada. Biri cesaret edip söylese herşey daha kolaylaşacaktır belki de. Ama denemek o kadar zor geliyor ki anlaşılan insanlara… Sevgiliye “Seni seviyorum, özledim” demek, eşe “benimle ilgilen, bu akşam beni dışarı yemeğe götür” demek… Anlayışsız bildiği babasına “babacığım ben seni çok seviyorum, ama benim de yaşımla bağlantılı ihtiyaçlarım var, arkadaşlarımla vakit geçirmem, istediğim diziyi seyretmem gibi” demesi çocuğun. Öğretmenine “Bak en az diğer çocuk kadar çok çalışıyorum, belki biraz daha geç anlıyorum, ama onun kadar ilgiyi hakediyorum” diyebilmesi öğrencinin.
Kimbilir bazen gurur, bazen korku, bazen çevre ne der kuşkusu buna neden olmakta. Ast üst ilişkileri, uzaklıklar ve daha bir çok neden bulmakta insanlar kendi kendilerine.
Tüm bunların muhataplarının da belki aynı şeyleri düşündüğünü, ama çevrelerine -büyük ihtimalle- kendi koyduğu duvarları aşamayıp hissettiklerini söyleyemediğini, karşısındakine de fırsat vermek için gerekli kapıları açamadığını bilemiyoruz ki? Tabii ki söylenen şeye tepki farklı ve olumsuz da olabilir, ama o andaki konumdan daha geriye götürmez ki insanı.
Gizli bir pazarlık yapılmalı insanlar arasında. Herkes bir başkasıyla ilgili düşündüklerini ve hissettiklerini bir kereliğine açıkça ve rahatça söylemeli. Pozisyonları ne olursa olsun, konumları, bağlantıları, güçleri ve yetkileri ne olursa olsun hissettiğini söyleyen ve cevap veren arasında kalmalı bütün konuşulanlar. Cevap olumlu ya da olumsuz olsa da sonraki ilşkiler etkilenmemeli, söyleyen zarar görmemeli bundan. Elbette bir karar verirlerse bu konuşmanın sonunda, her ikisi de sonuna kadar uymalılar anlaşmalarına.
Aynı bir basketbol maçında kendi aralarında konuşmak ve maça yeni bir yön verebilmek için bir takımın mola alması gibi. Bir şifre sözü; “Bir mola istiyorum” diyebilmeli konuşma kararı alan, ve diğeri her şekilde bu isteğe uymalı. Molada konuşulanlar hiçbir şekilde yukardaki kuralların dışına çıkmamalı. İsteği olumsuz karşılanan en azından bilmeli artık, söyleyebildi ve karşısındakinin düşüncesini öğrendi. Olumlu karşılanan da sevinmeli belki de bir ömür boyu söyleyemediğine pişman olacağı şeyi konuşarak elde ettiğine. Öğrenciler, çocuklar, sevgililer, eşler; bir mola istemeye değmez mi? Sizin düşünüp söyleyemediğiniz bir şeyi karşınızdakinin sizden mola isteyerek söylemesi hoşunuza gitmez mi konuşamayanlar?

Sözcüklere Sus(a)mak


Ben konuşamayanlardanım.Susarım,dinlerim sadece bazen çileden çıkartır sessizliğim. bazen dinler gibi yapıp halının desenlerini incelerim,duvardaki tabloların simetrisizliği takılır gözlerime.Çok eski bir dost gelir veya aklıma.Kayar gider kalbimle birlikte zaman..Aslında bazen dinlerim de ben,ne anlatırsa anlatsın,en cahil adamın saçmalıklarını gözümü kırpmadan,aklımı,gözlerimi ondan ayırmaksızın dinlerim.Zaman öylece kalır orda,tutarım bırakmam..Ama konuşamam ben hiç.Sözcükler düğümlenir,baktım çıkacak gibi oluyor,yutkunurum.Çıkarsa yağmur olur, yağar ince ince,yüzümdeki çölleri sularımla ıslatırım..Bunu hiç istemem.
Bugünlerde öyleyim işte, cümlelerimin ihanet saatindeyim.Boğazımda biriken kelimeleri bir çırpıda söyleyebilmek isterdim,ya da söylemeyi unuttuğum cümlelerin sonradan aklıma gelişine lanetler okumamak için,o anda düşünebilmek ve sonucunu düşünmeden çatır çatır söylemek isterdim.Konuşabilmek..Alıp karşıma ‘’ hayır’’ demek isterdim. . Dönekliğimi anlatmak isterdim aslında hiç anlaşamadığım insanlarla birlikte geçirdiğim zamana.Onu görünce umrumda değilmiş gibi davranıp kalp atışlarımın hızını bir benim bilişimi onun da bilmesini isterdim..
Konuşmak isterdim evet,ama bazen susup sadece hiçbir şey yapmadan,hiçbir şey düşünmeden öylece bir sokağı,bir caddeyi,bir tren yolunu izlemek,gelip soranlara ‘’bir şeyim yok’’ bile demeyi çok görmeyi,sessiz kalmayı da seviyorum. Bazen susmayı içimi hıçkırıklarla doldurmayı,kahveleri bitirip günlerce masamın üzerinde dibinde kurumuş kahve olan bardaklarımı biriktirirken susmayı seviyorum. Sessizliğimi, sözcüklerimi,hepsini bir heybenin içine koyup hesapsız,sorgusuz gitmeyi de seviyorum.
Bazen göze alarak yaşamayı öğrenmeliyim sanırım konuşarak ya da susararak korkuyu,aşkı,sevgiyi,ağlamayı,gülmeyi göze alarak yaşamayı..Susarken konuşabilmeyi öğrenmeliyim.Tek mesele bu.