SARIKAMIŞ HAREKATI 22 ARALIK 1914


sarikamis_sehitleriCemâl Paşa’nın şâşâlı bir şekilde Mısır’ın fethine gitmesi sonunda başarılı olacağını ve kendisinin gölgede kalacağını sanan genç ve tecrübesiz harbiye nâzırı Enver Paşa, büyük bir kumandan edasıyla, şark cephesinde Kafkasya’yı ele geçirerek, buradaki muhtelif milliyetleri Rusya aleyhine isyâna teşvikle, büyük muvaffakiyetler elde ederek şan ve şöhret kazanmak hevesine kapıldı. O güne kadar bir alaya bile komuta etmediği hâlde büyük kumandan olduğuna inanan Enver Paşa, bu maksadını gerçekleştirmek için, 14 Aralık 1914’de Köprüköy’de bulunan üçüncü ordu karargâhına geldi.

Harekat planına karşı çıkan üçüncü ordu komutanı Hasan İzzet Paşa’nın istifası üzerine kumandayı üzerine alan Enver Paşa, sonu felâketle biten meşhur Sarıkamış taarruzunu 21 Aralık 1914’de başlattı. 25/26 Aralık gecesi Türk birlikleri Sarıkamış’a girdi. Üçüncü orduya mensup bir kolordunun pek az askeri Allahüekber dağlarını aştı. Ancak sol cenahı örten kolordunun hareketinin kış yüzünden gecikmesi felâketin başlangıcı oldu. On birinci kolordunun daha taarruzun başında (23 Aralık) düşman tarafından püskürtülmesi, onuncu kolordunun korkunç şartlarda yapılan bir cebrî yürüyüş sonunda sağ kalan çok az askeriyle Sarıkamış’a girebilmesi, dokuzuncu kolordunun ise buzlar içinde hareket edemeyerek tamamen donması, kalanının Ruslarca çevrilip esir edilmesi harekâtın başında durumu iyice kötüleştirmisti. Sarıkamış’a girebilen birlikler de Ruslarla boğaz boğaza yaptıkları çarpışmalardan sonra geri çekilip, buz ve kar yığınları arasında Allahüekber dağlarında donarak şehîd olmuşlardı. Durumun vehâmetini anlayan ve esir düşmekten bir kaç fedakar askerin yardımıyla kurtulabilen Enver Paşa, Mecingrad’a kaçtı. Burada hezimetin müsebbiblerinden biri olan onuncu kolordu komutanı miralay Hâfız Hakkı Bey’i livalıkla üçüncü kolordu komutanlığına tâyin ettikten ve arkasında tarifi imkânsız bir perişanlık bıraktıktan sonra İstanbul’a döndü.

Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığına göre Osmanlı zayiatları 60.000 ve Rus zayiatları 30.000’dir. Savaşın en hazin kısmı ise Osmanlı kayıplarının bir çoğunun Rus’lar ile yapılan çarpışmalarda değil de ağır soğuk hava koşulları yüzünden ölmesidir. Ruslar; Türklerden 200 subay, 7000 eri esir, 20 makineli tüfekle 30 topu ganimet olarak almışlardır. 5000 kişi civarında esir alınmıştır. Bunlar tahmine göre Kırımda domuz çifliğinde çalıştırılarak ve aç bırakılarak ölmüşlerdir. Tarihçi-yazar Mehmet Niyazi Sarıkamış harekatındaki şehit sayısının tüm belgelerde toplamda 23.000 olduğunu, 90.000 rakamının 60.000 kayıp veren Rusların yalanı olduğunu kaydeder

Savaştan sonra İstanbul’a dönen Enver Paşa uzun bir süre Sarıkamış hakkında herhangi bir haber, bildiri, veya yayın yapılmasını engelleyerek sansür uygulamış ve Osmanlı halkı savaşta olup bitenleri uzun yıllar sonra öğrenebilmiştir. Harbiye Nazırı Mirliva Enver Paşa ile düştüğü anlaşmazlık yüzünden Irak’a gönderilen ve orada Osmanlı 6. Ordusu komutanı olarak Britanya İmparatorluğu Mezopotamya Ordusunu bozguna uğratacak olan Osmanlı ve Alman Mareşali Goltz Paşa günlüğüne şöyle yazmıştı: “Kafkasya’da maalesef kendilerini Napolyon Bonapart zanneden ve cahil yetişen birçok adam var. Bunlar, ordularına güçleriyle bağdaşmayan görevler vermişler ve bu yüzden ordularını büyük zarara uğratmışlardır.”

Kaynaklar: Wikipedia, Bizimsahife

Çerkes Sürgünü…


21 Mayıs 1864’de tarihin en trajik sürgününe maruz kalan,on binlercesi sürgün yollarında ölen Çerkes Kardeşlerimiz adına..

Tüm baskılara, dağılmışlığa, acılara karşın Çerkesler varlıklarını ve kimliklerini koruyor, yaşatıyorlar. Bu nedenle 21 Mayıs’lar, Çerkes halkının yaşama direncinin ifadesidir. Direniştir, başkaldırıdır, diriliştir. Tüm zalimlere inat, Çerkesya’nın yeniden var olma mücadelesidir.
21 Mayıs’lar, halkımızın belleğine kazınan tüm bu acıları, savaşları insanlık dışı uygulamaları dünyaya haykırmak istediğimiz gündür.
21 Mayıs’lar dün, bugün, yarın perspektifinde ulusal-kültürel kimliğimizi yaşama ve yaşatma isteği ile geleceğe ışık tuttuğumuz günlerdir.


Tarih der ki, 1864’ten itibaren Kafkasya’dan 2 milyon Çerkes sürgün edildi; ancak 1870 yılına gelindiğinde bunların sadece 500.000’i hayattaydı… Gerisi sürgünde öldü.
Büyük Çerkes Sürgünü’nün üzerinden 148 yıl geçti. Ama ne sürgünün ve yaşananların acısı dindi, ne de atavatan özlemi.
Evet, bizim Türkiye’ye geliş hikayemiz de böyle. Bugün anadilimiz diyasporada yok olmanın eşiğinde. Tarihi ve hayatı ikiye bölünmüş bir halkız; dünyanın tam 45 ülkesine dağılmış…
Çerkes diasporasının en yoğun olduğu ülke ise Türkiye.
Biz Türkiye’yi seviyoruz. Dilerim Türkiye de bizi seviyordur.

ÇERKES Alp veyisoğlu