Kadın yaratılırken


10945528_10152836682807273_5355651671336532446_nTanrı kadını yaratmaya başladığında zaten altı saatten fazla mesai yapmaktaydı.

Bir melek geldi ve sordu:

“Bununla neden bu kadar zaman harcıyorsun ki ???”

Tanrı cevap verdi:

“Data verilerine baktın mı sen??? Bir kere tamamen yıkanabilir olmalı, ama hiç bir parça plastik değil, değiştirilebilir 200 den fazla oynar parçası olacak ve vücudu gerektiğinde diyetkola ve krik-kraklarla beslendiği halde bile çalışabilecek. Kucağında dört çocuğun ayni anda oturabilecekleri kadar yer olacak, öpüşü herşeyi iyi etmeye kadir olmalı – çizilmiş bir dizkapağından kırık bir kalbe kadar – ve bütün bunları da yalnızca iki elini kullanarak yapacak.”

Melek bu kadar talimata şaşırıp kaldı:

“Yalnızca iki el mi!? Ve bu da ‘Standart bir Model de’??? Bu bir günde üstesinden gelebileceğin bir iş değil. Bekle, yarın bitirirsin.”

“Hayır, beklemiyeceğim” diye itiraz etti tanrı. “Bu kreasyonu çok sevdim ve bitirmeme de çok az kaldı. Hatta şimdiden kendi kendisini iyileştirebiliyor ve günde ONSEKİZ saat çalışabiliyor”

Melek biraz yaklaştı ve kadına dokundu,

“Ama onu ne kadar yumuşak yapmışsın, tanrı!”

“O yumuşaktır” diye onayladı tanrı, “ama onu sert’te yaptım. Nelere katlanabileceğini nelerle başetmesi gerektiğini aklına hayaline bile getiremezsin.”

“Düşünnme kabiliyeti olacak mı?”, diye sordu melek.

Tanrı cevap verdi,

“Yalnız düşünmek değil, müzakere edebilecek, karar verebilecek… bir erkekten bile çok daha iyi.”

Meleğin bir şey dikkatini çekti, elini uzattı ve kadının yanağına dokundu.

“Oooo, sanırım bu modelde su kaçıran bir yer unutmuşsun. Dedim sana bu kadar işin bir günde üstesinden gelinmez diye.”

“Bu su kaçıran bir yer değil” diye düzeltti tanrı, “bu bir gözyaşı!”

“Gözyaşı ne işe yarıyor?” diye sordu melek.

Tanrı cevap verdi:

“Gözyaşı kadının acısını, dertlerini, hayal kırıklıklarını, sevgisini, yalnızlığını, endişelerini ve gururunu ifade edebilmesi içindir.”

Melek çok duygulandı.:

“Tanrı sen bir dahisin. Her şeyi düşünmüşsün. Kadınlar hakikaten hayret edilecek bir varlık olmuş.”

“Evet, kadınlar öyledirler. Kadınların kuvveti ve kabileyetleri erkekleri hayrete düşürmektir.”

Onlar her türlü çaresizliğe ve baskıya dayanıklıdırlar, fakat sevinci, sevgiyi ve saadeti de içlerinde barındırırlar. Avaz avaz bağırmak istedikleri vakit gülümserler. Ağlamak istediklerinde şarkılar söylerler. Mutlu olduklarında ağlarlar ve kızgınlıklarında gülümserler. İnandıkları şey uğruna savaşırlar. Haksızlıklara baş kaldırırlar. “Hayır”ı kabul etmezler, eğer bunun yerine başka daha iyi bir cevap verilebiliyorsa. Korkan bir arkadaşı doktora götürürler. Ve koşulsuz severler.

Çocukları inanılmaz başarılara ulaşınca ağlarlar ve dostları mükafatlandırılınca taşkınca neşelenirler. Bir doğum ya da bir evlilik haberi onları sonsuz sevindirir. Bir dostları öldüğünde kalpleri çıt diye kırılır. Bir aile ferdinin kaybolmasına üzülürler. Hiç bir çıkış yolu olmadığını bildikleri halde yine de kuvvetlidirler ve cesaretlerinden bir şey kaybetmezler. Ve bir öpücüğün ve bir sarılışın kırık bir kalbi hemen iyileştirebileceğini bilirler

Her boyda, renkte ve şekilde kadın vardır. Seni ne kadar düşündüklerini sana gösterebilmek için sana doğru yürürler, koşarlar, uçarlar. Kadının kalbi dünyayı güzel ve yaşanabilir bir yer yapar. Onlar sevinç, neşe, sevgi ve ümidi beraberlerinde getirirler. Duygusaldırlar ve idealleri vardır.

Daima dostlarının ve ailelerinin yanındadırlar ve onlara sürekli manevi destek sağlarlar. Kadınların söyleyecek çok önemli şeyleri vardır ve her şeyi vermek üzere yapılmışlardır.

Neyse … eğer kadınların bir tek kusuru varsa o da ne kadar kıymetli olduklarını unutmuş olmaları…

Hadi bakalım


Sigarayı bırakacaksında ne olacak? Benden on yıl daha uzun yaşasan n’olur ki hiç aşık olmadıysan.. Bir kadının dizlerinde uyuyakalmadıysan, bir atın sırtında bayır aşağı koşmadıysan, bir eylül ayında ılık mı ılık bir denizde yüzerken omuzlarına yağmur damlaları düşmediyse. Hayatta kalmak oğlum senin yaptığın, yaşamak değil ki.

Hata yapma korkusu yaşayarak, etliye sütlüye bulaşmadan, kırk yıl sonra emeklilik ikramiyesiyle sahip olacağı evden başka hayali olmayan, sürekli düşünerek, plan yaparak yaşayan ama sonunda hayatın sürprizlerine yenilen, kimseye güvenmiyorum diyerek güveni arayan, aşk yok diyip aşk gelsin diye içinden dualar eden, mucize bekleyen ama kendisi mucizelere inanmayan, korkularını mantıklı olmak diye pazarlayan, en ufak rüzgarda yıkılan ama ayaklarımın üzerinde duruyorum martavalına sığınan, mutsuz evliliğini çocuklarım için yalanıyla sürdüren, boşanır boşanmaz sevgi açlığından öldüğü halde bir daha kimseyi sevmeyeceğim diyen, sevince de yıllarını harcadığı eski kocasından beter adamı seven, cinsel arzularıyla başa çıkamayan ama cinselliğe iğrençlik olarak bakmaya devam eden, saçma sapan insanlara kendini harcatıp hep iyilik yapmaktan geliyor bunlar başıma diyen ve ne kadar iyi insan varsa hepsini o kötülerin intikamı uğruna harcayan, saman gibi yaşayan, kendi ruhunu, bedenini , kalbini tanımayan, ne istediğini bilmeyen, bilmediğini de bilmeyen ne kadar budala erkek/ kadın varsa….

Kocaman boşa geçmiş elde var sıfır bir ömür…

Güçlü Kadınlar


Güçlü kadınlar istiyoruz. Güçlü ve cesaretli. Bizimle korkmadan sevişebilecek kadınlar istiyoruz. Bizim için başkasını öldürecek kadar korkusuz kadınlar. Şehirlerini, evlerini, şarkılarını terk edecek kadınlar. Sonra onları hayatı boyunca bir şiir bile ezbere bilmeyen korkak kadınlar için terk ediyoruz. O korkak kadınlara bir aşık, bir köle oluyor bir de utanmadan mutlu oluyoruz.

Güçlü kadınların sonu hep yalnızlık.

Anlamak imkansız!


Kırklı yaşlarda şehirli bir anne yirmili yaşlardaki üniversite öğrencisi kızının eve geç saatlarde dönmesinden rahatsız olarak şöyle diyor: evlen de kocan izin verirse istersen eve saat beşte gir!

Bu ne demek??

Sen üniversite de okuyor olsan, yirmili yaşlarında da olsan, nüfus cüzdanında cinsiyet bölümünde KADIN yazıyor diye SENİ BİREY OLARAK GÖRMÜYORUM. Peki bunu kim söylüyor yine bir KADIN!

Yani bir kadın tek başına kendi hayatı konusunda karar verme yetisine sahip değil. BAŞINDA biri olmalı. Bir baba veya bir koca..kısaca bir ERKEK. Peki canlıların bu grubunun diğerlerinden daha mı fazla çalışan beyin hücresi var? Öbürlerinden daha çoook mu zekiler??

Kadınlar hem onların yaptığı işi yani dışarıda çalışma eylemini, hem de evde yapamadıkları işi yani kendi kendine bakabilme, evi toparlayabilme, yemek yapabilme, çocuklara bakabilme işini onlardan daha iyi ya da en azından onlar kadar iyi yapamıyor mu???

Sorun nerede o zaman??

??

Daha kadınların beyninden bu yanlış düşünceyi silemezken; erkeklerin beyninden nasıl sileceğiz??

Nasıl doğrunun bu olmadığını göstereceğiz?

Eğitimle mi ??

Bunun da bir etkisi olmadığını düşünmeye başladım.

Çünkü böyle düşünen kadınların arasında eğitimliler de hayli fazla!

Kadınların kendini kanatma kabiliyeti


726510_detayKadınlar neden bu kadar sever suçluluk duymayı? “Eğitim seviyesi, yaşam şekli, siyasi fikri ya da kılık kıyafeti ne olursa olsun, her kesimden, hatta dünyanın her yerinden kadının ortak paydası nedir?” diye sorsalar, tereddütsüz biliyorum cevabı: KKKK. Açılımı: Kadınların Kendini Kanatma Kabiliyeti. Ellerimizde cımbızlar, uçları sivri, tek tek çıkarırız kusurlarımızı, eksiklerimizi; yaralarımıza büyüteçle bakmakta yok üstümüze. Kendi kendimizin en amansız ve en acımasız eleştirmeniyiz nedense. Deşer ve açarız ince ince neşterle. İhtiyacımız yok başkasının tenkidine; çünkü zaten içten içe çok daha beterini söylemekteyiz nefsimize. Aynaya bakar, evvela “çirkin yanları” görürüz. Kilo mu almışız, kıyafet mi yakışmamış, makyaj mı olmamış… Anında bunları fark ederiz.

Yaralı ve önyargılı bir nazardır kadın bakış açısı. İster kendimizi ister hemcinslerimizi inceleyelim, “kabahatler”i görürüz evvela ve ekseriya. Güzellikler ertelene ertelene kalır gene bir başka sonbahara.
Nedendir bir türlü yetemeyişimiz, yetinemeyişimiz? Beklentilerimiz ve gerçekleştirdiklerimiz, mevcutlar ve olmasını arzu ettiklerimiz arasında kapanmayan bir mesafe durur; dipsiz bir kuyu açılır. Bundandır ikide bir boşluğa düşmemiz.
.
.
Peki öyleyse neden biz kadınlar irili ufaklı her konudan kendimize özeleştiri sebepleri devşirmekteyiz? Ellerimizde suçluluk çiçekleri, toplamışız oradan buradan; güzel kokmasalar da ne gam, buketlerimiz rengarenk, taşıyoruz sebatla. Ta fi tarihinde gerçekleşmiş bir hadiseden bugün yaşanan ufacık bir meseleye kadar her alanda suçluluk duymak için bir neden bulabiliriz rahatlıkla.
Vaziyet böyle olunca kendi aramızdaki sohbetler de etkileniyor ruh halimizden. Erkeklerin sohbetleri çok daha çeşitli ve ilerlemeci. Bizde ise muhabbet genelde çemberler içre çemberler çizmekte. Aynı hususları her seferinde taze bir şevkle işlemekteyiz.
.
.
Mark Twain’in sevdiğim bir sözü var. Diyor ki: “Ben 14 yaşımdayken babamın cahil olduğunu zannederdim. Dayanamazdım yakınında durmaya. 21 yaşıma basınca bir de baktım peder ne çok şey biliyor, ne çok şey öğrenmiş yedi senede!”
Önyargılanyla dalga geçer yazar. Babası değildir zira değişen, kendisidir. Kendi bakış açısı. İnsanın nefsiyle dalga geçebilmesi bir meziyettir. Lakin ifrata kaçarsak, meziyet olur eziyet. Gelin hatunlar bu kadar didiklemeyelim, yaralamayalım kendimizi.

Elif Şafak

Türk’ lerde Kadına Verilen Önem


1515_10151349027918713_1857467745_n1.) Türklerin en eski destanlarından biri olan Yaratılış Destanı’nın da Yaratan’a ilham veren ”Ak Ana ” adında ki kadındır.

2.) Oğuz Kağan Atamızın kutlu eşlerinden biri mavi bir ışıktan diğeri kutsal bir ağaçtan doğmuş olağanüstü kadınlardır.

3.) Bilge Kağan kitabesinde Kağan ” Sizler Anam Katun, Büyük Annelerim, Hala ve Teyzelerim, Prenseslerim..” sözleri ile hitabına başlar.

4.) Eski Türk inancına göre ”Han ile Katun” gök ve yerin evlatlarıdır.Kadının yeri yedinci kat göktür.

5.)Eski Türk destanlarında kadın erkeğinin her daim yanındadır.Kadın erkeğinin güç ve ilham kaynağı kabul edilirdi.

6.) Türk kültüründe destan kahramanları iyi ata binen, iyi savaşan, iyi kılıç kullanan kadınlarla evlenmek istemektedirler. Örnek olarak Korkut Ata’nın Bamsı Beyrek hikayesindeki Banu Çiçek Katun’u verebiliriz.

7.) Eski bir Türk atasözü; ”Birinci zenginlik sağlık, ikinci zenginlik iyi bir kadın.”

8.) Savaşta kadınların düşman eline geçmesi büyük bir utanç sayılırdı.

9.) Oğuz Kağan destanından öğrendiğimize göre ırza tecavüzün cezası ölüm veya gözlere mil çekilmesiydi. Arap gezgini Ahmed bin Fadlan, Türklerin tecavüz suçlusunun bacaklarından çapraz bağlanmış iki ağaca bağladığını ve ipin kesilmesi sureti ile bacakların ayrıldığını hatıralarında belirtir.

10.) Yine Arap gezgini olan İbn’i Batuta şöyle der ” “Burada tuhaf bir hale şahit oldum ki o da Türkler’in kadınlarına gösterdiği hürmetti. Burada kadınların kıymeti ve derecesi erkeklerinden daha üstündür.”

11.) Kağanın buyrukları yalnız “Kağan buyuruyor ki” ifadesiyle başlamışsa geçerli kabul edilmezdi.

12.) Yabancı devletlerin elçilerinin kabulünde hatun da hakanla beraber olurdu. Tören ve şölenlerde kadın hakanın solunda oturur siyasi ve idari konumlardaki görüşlerini beyan ederdi. Mesela büyük Hun İmparatorluğu adına Çin ile ilk barış antlaşmasını Tanrıkut Mete Han’ın Katunu imzalamıştır.

13.) Ebul Gazi Bahadır Han, Secere-i Terakime’de, Oğuz ilinde yedi kızın uzun yıllar beylik yaptığını anlatmaktadır.

14.) Kadının yüceliği Altay Dağları’nın en yüksek tepesine “Kadınbaşı” ismi verilerek yaşatılmıştır.

15.) Eski Türklerde kadın miras hakkına sahipti. Kadının kendine ait mülkü mevcuttu. Kadının bunu istediği gibi kullanma hakkı vardı.

16.) Eski Türklerde koca karısını boşayabildiği gibi kadında kocasını boşayabilirdi.