HAZAN


2941612-ege-nin-hazan-sabahlari-ndan

Güneşin hergün biraz daha erken battığını farkettiğimizde başlıyor herhalde sonbaharın gelişi. Bazılarımız aldırmazlık içinde saymadan geçirirken günleri, haftaları, ayları; ne yaprakların sararmaya başlaması, ne de güneşin kızıl döngüsü ilgilendiriyor kimimizi. Mevsimler değil yıllar geçiyor oysa hızla. Farkına vardığımızda önünü alamamanın çaresizliği içinde sadece izlemekle yetiniyoruz her akşamüstü ufukta yavaşça süzülüp batan güneşi. Bir gün daha, bir gece daha… Ve akşam ezanı ne hoş ve kentin gürültüsü içinde yankılanarak okunuyor her gün batımında. Hazin. Ve hazan, hazin ve hüzün ile aynı kökten geldiğini düşündürürcesine yavaşça yaklaşıyor her gün batımında, her akşam ezanında.

Kabullendim gerçeği,oyun bitti..Kaybettim..


“Düşünme artık olanı biteni,önünde gül yüzlü bir çocuk suretidir gelecek..”
İçimi ısıtan yalanın geceye kurban verdiği son ümidiydi,bu kırgın savunmasız cümle..
Yıllar yılları kovaladıkça,nefesin yüreğine fazla gelmeye başlayacak. Ardına bakacaksın ansızın, ne çok acı toplamışım diyeceksin koca bir iç çekerek. İsyanlara sırdaş acılara küskün yeni kimliğinle, belki kızgın belki çaresiz sorular soracaksın, adressiz zamanlarına.. Yaşlanmış, kırışıklıklarla bezeli yüzünde, ıstırap hayatın en acı imzası olarak kalacak son nefesine kadar..
Ben artık;
Yorgunum
Yılgınım
Biraz kahır dolu biraz çaresiz
Sensiz kimsesiz
Issız ,terk edilmiş
Hüzünlerin başkentiyim..

Pişmanlıklar,yaşanmış yaşanamamış bütün hatıralar, o koyu özlemler;
Boğazımda düğümlenmiş, haykırılmayı bekleyen boynu bükük hıçkırıklar.
Zalimim ben..
Utanıyorum kendimden..
Öksüz yetim gibi bıraktığım düşlerim karanlık kuytularda af diliyorlar.
Ne zaman bu kadar gaddar oldum ben, ne ara harcadım umutları…
Elim değdi yüreğimdeki sen’e, bıçak misali keskindim, kanadın durdun.
Aldırmadım avuçladım kana kana, ağlaya ağlaya..
Zihnim lal..
Korkuyorum içimdeki intihar heveslisi arzularımdan..
Haydi hayat; ses ver sesime.
Benden alacaklarının hesabını çıkar, acılar taşıyor yüreğimden. Birkaç damla gözyaşım var hala sakladığım, hesabımdan düş ben düşmeden. Dayanmaz buna bu can, girdaplarına sürüklediğin mutlulukların senin merhametine ihtiyacı var. Yalvarsam fayda etmez, yüreğindeki hissiz öfkeler azılı düşmanımdır.. Gücüm yok savaşamam, yenildim hüzünlü hazan mevsimlerine.. Yaprak gibi düşüyorum,ez yüreğimi…
Sana son sözüm hayat,dinle;
Kabullendim gerçeği,oyun bitti.. Kaybettim..
Sana armağandır, yenilgimde hayasızca savurduğun kahkahalar..

~Hüznün Değil Mutluluğun Rengi: Sarı~‏


Kaç gece sabahladım ben biliyor musun? Olurları olmazlarla tartarak, güneşin doğmasını istemeden, uyumak için gözlerimi sımsıkı yumarak… İnsanın içinde o inanılmaz ağırlığı veren kocaman kaya parçasını hissetmesi ne demektir bilir misin? Bazen ağlamak, bazen sinirden avuçlarını dişlemekle geçen kaç gece. Söylemek isteyip, kendine bin defa anlattıktan sonra dışarı çıkamayıp yine de içinde kalan kelimeler. Gecenin sessizliğinde, belki de kendisi gibi uyuyamayanlar var olduğunu düşünerek avunmalarımı bilir misin? Bilemezsin.
İnsanın hayatında böyle dönemler de yaşaması gerekiyor mu bilemiyorum, ama kimsenin başına gelmesini istemediğim saatlerdi onlar. Geçmek bilmeyen, yatakta sayısız defa dönmelerle, ayağa kalkıp ışığı yakıp tekrar söndürerek, tekrar, tekrar… Ve yavaşça akıp giden zaman. Sayılabilir dakikalar sayılabilir saatlere, ve sonunda sayılamaz hale gelen güne, geceye dönüşerek geçen zaman. Zaman herşeyin ilacıdır derler ya, aslında daha pek çok şey daha derler de, hiçbir şey hiçbirşeyin ilacı falan değil. Çünkü o günler sonra haftalara, sonra aylara ve yıllara dönüyor. Her mevsim, biz geçmişte şu sıralar ne yapmıştık birlikte düşüncesi bir kez daha geçiyor insanın gözlerinin önünden.
Mevsim deyince, şimdi sonbahar artık. Dökülen yapraklar, esen soğuk rüzgarlar ve yağmur tabi. Etrafımda sararan otları, yaprakları izledikçe insanın bu mevsimde hüzünlenmemesi mümkün değil diye düşündüğüm oluyor çokça. Sarı hüznün rengi derler ya, neden sarıya yakıştırmışlar ki bu vasfı? Sararan dökülür ve yok olur diye mi acaba? Ama her dökülüş, her kuruyuş yeni bir başlangıca da yer açmaz mı, yine yeşillenmez mi o dallar, yine çiçekler açmaz mı ağaçların/ insanların bağrında? Sarı mutluluğun rengi olmaz mı? Son yerine başlangıç kabul etsek? Mutlu olsak, mutluluğu arasak? Sarı mutluluğun rengi… Olmalı…

 

(Nur Demir’ e bu harika fotoğraf için teşekkürlerimle)