Acılara son vermek gerek


Acıları doldurun bir torbaya ve atın uzaklara, merak etmeyin kediler gibi geri gelmez onlar. Unutmak zor gelse de çoğu şeyi, unutulacak olan terketmese de beynini, bedenini insanın, hayallerinde canlandırdığın hayatı özledikçe sonu gelmeyecek bir girdapta kaybolduğunu hissedeceksin. O halde salıver kendini ve unut herşeyi, boş günlerini bir kenara bırak, umutsuzca geçirdiğin hayatı kaldırıp çöpe at.Çöplükte bulduklarıyla geçinenler var ya işte, birinin işine de yarar belki sizin kaldırıp attığınız şeyler. Unutmak zor değil, umut etmek zor, artık anlayın bunu. Çiçeklerin her bahar yeniden açtığını görmüyor muyuz? Ortalık şenlenip tertemiz havada masmavi gökyüzünü her yıl yeniden yaşamıyor muyuz?. Kuruyan otlar, çiçekler, yapraklar gibi kuruyan hayaller olsa da yeniden yeşereceğini bilerek yatmak her gece, insana kaybettiği yaşama sevincini geri verecektir. Koş bir umudun ve hayalin peşinden, atıl ilerilere, unut geçmişini ve rüzgara bağrını aç ki doldursun göğsünü şişen yelkenler gibi.

Yalnız’ın Hikayesi


Gel otur yanıma. Bir hikaye yazayım “biz”e… Bir yalnızlık hikayesi. Baş kahramanları sen ve ben. Merak etme hikayemiz o kadar aksiyon dolu olmayacak. Sade ve anlamlı hikayeleri severim ben. Bol bol sessizlik olacak içinde. En önemlisi bol bol sen… Ben sana doyamayacağım bu hikayede. Öpmeye, sarılmaya, kokunu içime çekmeye, birlikte uyumaya… Belki birlikte ölürüz. Mutlu sonları severim ben dersen dudaklarından içerim ab-ı hayatı. Mahşerde aramama gerek de kalmaz. Ama gitmeler olmasın bu hikayede. Dedim ya aksiyon olmayacak. Ağlamak olabilir. Gözyaşlarından öperim o zamanlar merak etme. Zengin kız fakir oğlan edebiyatı da olmayacak bu hikayede. İkimizde zengin olacağız.. Aşk ve sevgi zengini. Gerisine bir katık ekmek yeter de artar bile. Çocuklarımız da olur istersen. Bir kız bir oğlan istemişimdir hep. Kızın adı Zeynep koysak olur mu? Erkeğe de sen isim koyarsın.. İlla bir kız bir oğlan olacak değil. Sağlıklı olsunlar,sağlıklı ol yeter… Hüzün de olacak hikayede merak etme.. Sevdiklerimiz göçüp gidecek. O zamanlar ağlayacağın bir omuz vereceğim sana. Beğenir misin böyle bir hikayeyi? Noldu sıkıcı mı geldi yoksa? O kadar iyi değildir ki kalemim. Niye asıyorsun suratını. İçinde az mutluluk mu oldu yoksa. Bu suskunluğun neden? Aa doğru ya.. Sen gideli çok olmuştu. Kusura bakma kendime bir “sen” yaratıp hikayeler yaratmak adetim oldu. Neyse bir hikaye daha anlatayım mı ne dersin?

Devrik Cümleler (Yalnız’ın Hikayesi)

Suya yansıyan hayaller


1371359_429592667150607_1764904523_nBir yol düşünün, önünüzde upuzun sonsuza doğru giden. Ve siz bu yolda körlemesine gidiyorsunuz. Size ancak yol kenarındaki sarı –ama siz onun sarı olduğunu bile bilemiyorsunuz tabii ki- çizgiler yön gösterebiliyor. Neler geçer aklınızdan tüm bu yolculuk boyunca acaba? Ne hayaller, düşler vardır beyninizde?
Sizin yolunuzda tek öncünüz olan çizgileriniz dahi bu hayallerle beyninizde renklenmektedir. Ama herşey beyninizdedir, işin gerçeği bu dur. Bazen bir su birikintisi kesintiye uğratır, ya da önüne geçer yolunuzun.
Suya yansıyan hayallerdi benim de yaşadıklarım sanki. Kimi zaman kurumuş bir sonbahar yaprağı eşlik ediyordu yanlarında, kimi zaman yarısına kadar içilmiş bir sigara izmariti. En ufak bir rüzgarla darmadağın olan, dalgalanan, karmakarışık olan hayaller. Beslenmese yağmurlarla onları yansıtan su birikintisi, hepsi dağılacak ve belki de yok olacaktı hayallerimin.
Hani körlerin yolunu kolaylaştıran sarı çizgiler vardır ya yol kenarlarında, işte onların izinde insanın önünü bile görmeden dümdüz giden yaşantısını bölen hayal denizleriydi karşıma çıkanlar.
Neler yansıdı, ne suretler, kaç bakış, rüzgarda dalgalanan kaç saç bu aynalara? Hangi şehirlerin toprak kokuları sindi çamurun kokusuna? Acılar, üzüntüler bulandırdı, sevinçler, mutluluklar aydınlattı suyun rengini?
Hep yürümeye devam ettim, ve hep biliyorum ki yeni birikintiler çıkacak sarı çizgilerimin önüne. Yeni yüzler, kokular, şehirler, acılar, sevinçler. Ama aslında her insan gibi benim sarı çizgim de bana ait sadece ve tek. Sonuna kadar da yürüyeceğim herkes gibi, sadece bana ait yolda.

Fotoğraf için Nur Demir’ e teşekkürlerimle.

Aklıma gelenler


Hayalleri yaşamak o kadar zor ki. Geleceği düşlerken olmazları, belki de hiç olamayacakları ardı ardına sıralayıveriyor da insan beyninde, olacakmış gibi yaşamaya başlıyor herşeyi hayal dünyasında. Gerçekler öyle değil ama. Size tüm bu hayalleri yaşatan kişi günün birinde çekip gidiverince ne kalıyor elinde insanın? Yaşanmamış hayal kırıntıları, mutluluk cesetleri, hayaletler ve umutsuzluk.
Sabahları bazen uyanıp yatakta ezan sesini dinliyorum. Normalde gece uyandığımda döner ve hemen yeniden uykuya dalarım. Ama ezan sesinde hele güzel okuyorsa okuyan, anlaşılmaz bir huzur ve huşu hissi geliyor insanın üzerine. Uyumamak için beyni direniyor ve dinlemek istiyor sonuna kadar. Belki yapamadıklarım geliyor o sırada aklıma, kimbilir? Sanki önümüzde daha çok zaman varmış gibi daha sonra yaparım dediklerim… Bazen yatakta oturup düşüncelere dalıyorum, bazen biter bitmez hemen uyuyakalıyorum. Günlük koşuşturmalar, gün içinde sevinip ya da üzülüp o gece geçtiğinde bir daha hatırlamayacaklarım. Ne çok şeye ne kadar çok önem veriyoruz. Ve ne kadar önemsiz aslında hayat sürecimizde bu anlar. Öfkeler, kibirler, istekler, açlık, ne çok yer tutuyor günlük yaşantımızda. Ve belki de bize çok büyük mutluluklar verecek insanları ne kadar kolay harcıyoruz bir ‘istemiyorum’ sözüyle. Bir anlasak kendimizi, bir anlasak onu, anlaşsak karşımızdakiyle. Ne istediğimizi açıkça anlatabilsek ve aldığımız mutluluğu bırakmasak, salıvermesek. Ya da baştan hiç almasak, üzmesek, hayal kurmasına izin vermesek.

Sevgiyi Anlatmak


Bir kadın anlatıyor: Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı.
Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok sevdiğim- bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu.
Sonunda kararımı ona da açıkladım: Boşanmak istiyordum.
Şaşkınlıktan gözleri açılarak ”niye?” diye sordu. ”Gerçekten belli bir sebebi yok” dedim, ”sadece yoruldum”.
Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hâli ise hayal kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte, sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. Ondan ne bekleyebilirdim ki!
Sonunda sordu: ”seni caydırmak için ne yapabilirim?” Demek ki söyledikleri doğruydu: insanların mizacı asla değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da kaybolmuştu. ”İşte mesele tam da bu” dedim ”Sorunun cevabını kendin bulup kalbimi ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim.” ”Diyelim dağın tepesinde bir uçurum kenarında bir çiçek var. O çiçeği benim için koparmak, düşüp vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hattâ ölümüne mâlolacak. Bunu benim için yapar mısın?”
Yüzümü dikkatle inceledi ve ”Sana bunun cevabını yarın vereceğim” dedi. Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu.
Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt şişesini mutfak masasının üzerine koymuş, altına da bir not bırakmıştı. ”Hayatım” diye başlıyordu, ”O çiçeği senin için koparmazdım” Kalbim yine kırılmıştı. Okumaya devam ettim. ”Çünkü her zaman yaptığın gibi bilgisayarın altını üstüne getirip çökerttikten sonra monitörün önünde ağladığında, onu tekrar düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım var.”
”Anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden, senden önce eve varabilmem üzere koşmam gerektiğinden bacaklarıma ihtiyacım var.”
”Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu kaybettiğinden, yolu gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım var” ”Evde oturmayı sevdiğinden, içe kapanıklığını dağıtmak, can sıkıntını hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem, hikâyeler anlatabilmem için ağzıma ihtiyacım var.”
”Sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan gözlerinin bozulması kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını kesebilmem, saçlarında -görülmesini istemediğin- beyaz telleri ayıklayabilmem, merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmem, çiçeklerin renginin – gençliğinde senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için gözlerime ihtiyacım var.”
”Ama seni benden daha fazla seven biri varsa, evet o uçuruma gidip, o çiçeği senin için koparırım bir tanem.”
Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer dağılıyordu. Göz yaşlarım mektuba düşüyordu. ”Mektubu okuduysan ve kalbin ikna olduysa lütfen kapıyı aç canım. Çok sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütle kapıda bekliyorum.”
Koşarak kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve ellerinde sıkıca tuttuğu susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi. Artık çok iyi biliyordum: beni ondan daha çok kimse sevemezdi. O çiçeği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim.
Bu gerçek aşktı. İlk yıllardaki heyecanlar içinde görmeye alıştığımız aşkın, seneler sonra o heyecanlar kaybolup gittiğinde, huzur ve durgunluk içinde de hep var olmaya devam ettiğini göremeyebiliyoruz. Oysa aşk hep vardır. Belki artık heyecansız, belki artık romantik değil.
Belki sıkıcı, tekdüze, hatta belki yüzsüz Ama hep oralarda bir yerdedir. Çiçekler ve romantik dakikalar ilişkinin başlaması için elbette gereklidir. Bir zaman sonra bunlar gitse de gerçek aşkın sütunu ebedi kalır. Hayat tam da böyle bir şeydir.
Sevgi her zaman sizin beklediğiniz gibi anlatılmıyordur belki de…

Hayat Bir İhtimal‘ e teşekkürlerle

Hayallerimizden başka ne var ki?


Hayattan hayalleri alın, geriye ne kalır ki?
Hayal kurmak, kafanın içindeki o koca havuzun içine rengarenk mürekkepler dökmek gibidir.
Ne güzel değil mi, aslında istediğin her şeyi kafanın içinde yapabiliyorsun, her şeyi. İstisnasız. Hayalini kuramadığın bir şey var mı ki?
Uçamıyorsun mesela ama hayallerinde bir martı oluyorsun ya da küçük bir kelebek.
Gerçekte, onu öpemiyorsun mesela.
Ama kafanın içinde, onu öpmediğin gün yok, ona sarılmadığın an yok. Kokusunu içine çekiyorsun mesela, bu öyle bir şey oluyor ki burnunda hissediyorsun sıcaklığını.
Hayaller böyle güzel şeyler. Karanlığın en dibinde olsan bile sanki zihnin senin oyun alanın, kaçış sığınağın gibi.
Hayat ne kadar korkunç olurdu hayal kuramasaydık eğer.
Allah kafamızın içine cenneti yerleştirmiş olmalı. Uçan kuşlar, gökkuşağı, papatyalar, kaplumbağalar hani mesela, şu an gözlerimi kapasam, istediğim her şeyi ama her şeyi yapabilirim.
Gözlerimi kapasam, bir gün batımının önünde sıcacık çay içiyor olabilirim, taze simit kokusu alarak martı sesleri duyabilirim.
Gözlerimi kapasam bir kaplumbağa olduğumu hayal edebilirim, kendimi okyanusun akıntısına bırakıp taa Yunanistan’a kadar yüzen.
Bir kapasam gözlerimi, onun yanımda olduğunu, yanaklarına küçük küçük öpücükler bıraktığımı hayal edebilirim. Bana sarıldığını. kahverengi gözlerinin ve çikolata teninin dudaklarıma aktığını, hayal edebilirim.
Güneş doğdu, yeni bir gün daha hayallerimin içinde yaşıyorum.
“Gerçeklik bir hapishanedir”. Böyle mi gerçekten? Çünkü hayallerimde evrenler var kocaman,kocaman.
İstediğim yer, istediğim zaman, istediğim insanlar.
hepsi burada.
hepsi, burada.
hayaller ne kadar güzel şeyler.