HAYALLER


543143_619142838101833_1717277601_nİnsanların hayalleri olur hep. Kimi denize, kimi ormana, kimi gökyüzüne, kimi sevdiğine sıfır hayaller. Gerçekleşmese de çoğu, içinde oturmaya bir gün bile fırsatı olmasa örneğin o evin, sarılamasa sevdiğine, uçamasa göklere; yine de o hayaller hep varolacaktır. İnsan hayalleriyle vardır, yaşar, yaşama sevinci duyar. Hayata bağlanır. Bir hayali biterse yenisini kurmak zorundadır.
19688_487303261319650_175549675_nHayal gerçekleşse ya da gerçekleşmese de bitmiş sayılır. Yenisi başlayacaktır, başlamalıdır. Ev biter, araba başlar, evlilik biter yeni sevgili hayali başlar. İnsanın ruhunu onaran, tedavi eden, yenileyen şeylerdir hayaller. Umut eder, sarılır beklentilerine. Kimi insan çok kaptırır kendini, sadece hayalleriyle yaşar, kimisi kendini tutar, sanki hiç yokmuş gibi davranır hayalleri. Düz, ciddi, sadece o an’ ı ve gerçekleri yaşıyormuş görünür. Bu hayalleri bazen bir sayısal loto’ nun çıkması süsler, bazen komşunun güzel kızının pencereye çıkıp bakacağı an. Çıkar, çıkmaz… Ama ertesinde yenisini kurmak farzdır, gereklidir. İnsan olmanın gereğidir.

Nur Demir’ e harika fotoğraf ve fikir için teşekkürler.

Rengarenk…


Sahilde turkuaz bir şerit vardı…
İlerisi lacivertti.
Bazen kum, bazen çakıl…
Bazen yosunlu taşların üzerinden yürüyerek kucaklaşıyorduk denizle…
Bazen tekneden atlıyorduk…
Ne büyük mutluluktu…

Derinlerde gördüğüm rengarenk mercanlarla kaplı o mağara…
Bir deli süngerin üzerine boylu boyunca uzanmış o kocaman, çizgili balık…

Şimdi düşünüyorum da, mutlu olduğumu sandığım o günlerde mutluluğu veren bana yanımda olduklarını sandıklarım mıydı, yoksa onlara mutluluk vermek ve birlikte olmak için yarattığım güzellikler miydi…

Kaybetmekten korktuğun insanları mutlu etmek, onların yanında olmasını sağlamak için bir yöntem gibi görünür. Ama gerçek olan, onların zaten senin yanında olmayı istemeleridir. Yoksa yapay mutlulukların ne kadar ömrü olur ki?
İnsan karşısındakine ne rüşvet verirse versin, onun aklında başka şeyler varsa bir süre sonra çekip gidecektir zaten. Ve elinde boş anılar, beyninde neden sorularıyla başbaşa kalacaktır insan.

O halde ne yapmalı ki diye düşünüyorsunuz ister istemez…
Bence ne yapıyorsa kendisi için yapmalı. Bütün güzellikleri kendisine yaratmalı, mutlu etmeli kendisini. Seven ve birşey beklemeyen, aklının gizli köşelerinde başka şeyler olmayan biriyse yanındaki, o mutluluğu paylaşacaktır zaten. Ve elimizde kendimiz için yaşadığımız hoş anılar kalacaktır, yanımızda da gerçekten bizi seven kim varsa o…

Hatalar biriktikçe deneyim artıyor, insanları daha iyi tanıyoruz. Renkleri anlıyoruz ve tanıyoruz hayatımızdaki. Gri ve siyahlarla başlasakta, giderek renkleniyor yaşantımız…

Önce turkuaz şerit…
Sonra lacivert…
Ve şimdi, sırada bekleyen…
“Ötedeki” bambaşka renkler…
Onların hepsi benim.
Yaşadığıma şükretmem için ne kadar çok sebebim olduğunu şimdi daha iyi biliyorum.
İyi ki yaşıyorum…
Rengarenk…

Deniz Uğur ve Nur Demir’ e teşekkür ve sevgiyle…

SERENAD


“Kıyılarında umutla sevdiğini, kadınını beklediği bir denizdi. Dalgaları hırçın, dimdik inen kayalıklardan sanki birşeyler söker gibiydi… O hiç gelmeyecekti belki, ama işte, umut hep onu buraya getiriyordu. Belki bir gün, kimbilir? Dalgaların her vurup geriye çekilişinde gözü uzaklarda bir ışık, yaklaşan bir gemi görecek gibi dalar giderdi. Hayatının anlamı olan kadının bir anda denizde yokolup gidişi gözlerinin önünden hiç uzaklaşmıyordu. Ona bestelediği müzik kulaklarında yankılanıyor,kemanıyla çalmaya çalıştığı notalar dalgaların ve rüzgarın uğultusu altında kaybolup gidiyordu. Yıllar sonra bile deniz, müzik, rüzgar onu bu kıyıya bağlı tutan üçlü olarak kalmaya devam etti. Ne sevdiği geri döndü, ne o bir gün bile vazgeçti gelip kıyıya, sevdiğine serenadı çalmaktan kemanıyla…”

Sevgilerin ölümsüz olması, karşılıklı olmasıyla ilgili değildir. Herkes kendisine sever. Her insan tek başına yaşar aşkı. Sevdiği insan olmasa dahi; ayrılsalar, ölse, onu sevmiyor olsa bile karşısındaki, bir insanın içindeki aşk sonsuza kadar gidebilir. Yine de onu arar, yine de dinlediği şarkılarda, içtiği kahvede onu bulur. Hiç umudu olmasa bile… Belki de aşkı aşk yapan bu tutku, bu ‘kavuşulamaz olma’ dır tarih boyunca… Ünlü aşklarda da, hep hasret, kavuşamama ya da karşılıksız kalma büyütmüştür sevdayı, beslemiştir. Belki insanın kendisinde hata araması, belki umudun hep var olacak olması kavuşabilmeye dair, sevdanın sonsuz olmasını sağlamıştır. Ölümlülük insana mahsus, aşklar ise ölümsüz olmuştur.

Kıyılarında beklediğiniz denizlerin, umudunuza yol olması; sevdanızın günün birinde uzaklardan yavaşça büyüyüp gelen bir geminin güvertesinden size el sallaması dileğiyle… Ama hiç vazgeçmemektir aslolan, ne olursa olsun aşkınızdan. Ve hep aşkınıza o serenadı çalmalısınız içinizden, notalarını zamanla unutsanız, sevdiğiniz sizi hiçbir zaman duyamayacak olsa bile.

Martı ve Deniz


Deniz martının kulağına eğildi;
”Yapma” dedi ve ekledi;
”Maviliğime aldanıp, dalma sularıma, balık yaşamıyor içimde artık.”
Tebessüm etti Martı.
… ”Sadece balık için mi dalıyorum sanıyorsun maviliğine?”
”Ya neden?” diye sordu Deniz.

“Sen ve ben” dedi martı;
”Bir çok aşığın fotoğraflarında aynı karede yer alıyoruz.
Bir çok ayrılanın sakladığı resimlerde de…
Balık yok diye seni terketsem, o fotoğrafları da terketmiş olmaz mıyım?”

”Ben açlığa ayıp olmasın diye değil,
Aşk’ a ayıp olmasın diye hâlâ sendeyim!” …

Deniz martıya küsmez, martı da denize. Birbirlerine ne kadar kızsalar da, umutsuzluk hissetseler de ayrılmazlar, başka denizler ve başka martılar ikisinin de aklına gelmez. Gelmemeli de…