Çanakkale nasıl geçilemedi?


Cd02jYxWwAAdxoVGeldiler, 1915 Çanakkale…

İşgal güçlerinin donanmasının ana kumanda gemisi amiral Guepratte’ye ait. Amiral Guepratte işgal güçlerinin donanmasını Çanakkale’den geçirip İstanbul’a götürmekle görevli. Amiral Guepratte öyle kaptan köşkünden bizim siperlere bakıyor. Bizde boş değil ama işgal güçleri Çanakkale savaşı sırasında 2000 tane top namlusu saydı kendilerine dönük 2000 tane top namlusu ne demek bir düşünsenize.

((Aramızda kalsın 1800 tanesi soba borusu. Top sansınlar da korksunlar diye soba borularını koyduk oraya.)) Amiral Guepratte öyle siperlere bakıyor.

“Bana yüzbaşıyı çağırın” diyor.

Bir yüzbaşının adını söylüyor. Herkes şaşkın koskoca bir amiral emir subayları varken neden bir yüzbaşıyı çağırsın. Yüzbaşı kaptan köşküne geliyor.

“Efendim beni emrettiniz” diyor.

Amiral Guepratte mağrur bir şekilde:

“Yüzbaşı bu Türkler garanti boğaza mayın bıraktılar boğazda mayın var bekliyorlar ki biz boğazda mayın olduğunu düşünemeyeceğiz donanmayı boğaza sokacağım hepsini orada patlatacağım infilak edip batıracağım, salağım ya”…

Ama öyle oldu…

Öyle oldu Çanakkale savaşın da bir gemimiz suya mayın döşedi işgal güçleri donanması da girdi mayınlara çarptı ve battı.

Neydi o geminin adı…

Nusret… değil Nusrattır. Nusrat mayın bıraktı bunlar da çarptı ve battı.

Ya bir şey yanlış değil mi? Yani bu İngilizler Fransızlar düşünemiyorlar mı boğazda mayın olabilir. Hep bizlere bunu anlattılar Çanakkale savaşında Nusrat büyük bir görev başardı canım o tamam. Afedersiniz ama bunlar da aptal mıydı?

Fransız amiral Guepratte öyle kaptan köşkünden siperlere bakıyor yüzbaşı yanında.

“Yüzbaşı boğazda mayın var git mayınları temizle bu görev senin”

Yüzbaşı çok şaşkın bu büyük bir onur tarihe geçecek mayın temizleyerek.

“Emredersiniz amiralim.”

Yüzbaşı amiral Guepratte’nin kaptan köşkünden çıkacakken Guepratte sesleniyor

“Yüzbaşı”

“emredin Amiralim”

“yüzbaşı İstanbul’a vardığımızda seni orda binbaşı yapacağım.”

Hem tarihe geçecek yüzbaşı hem de ünvan, rütbe alacak.

“Emredersiniz amiralim.” Tam çıkacakken kapıdan

“Yüzbaşı”

“emredin Amiralim”

“ Yüzbaşı nişanlı olduğunu biliyorum İstanbul’a vardığımız da nişanlını Paris’den getirtip sana İstanbul da bir de düğün yapacağım.”

Baştan desene… Topları da getiriyim mi…

O sıra da siperlerde bizimkiler ellerinde tüfekler. Bu tüfek çalışır mı… Çalışır… Abi çalışsa ne olur baksana adamlara ufuk gözükmüyor her taraf kapkara çağın en büyük savaş gemileriyle gelmişler üstümüze tüfek çalışsa ne olur. Sus su da mayın var askerin moralini bozma su da mayın var. He su da mayın var bunlar düşünemeyecek mi su da mayın olduğunu mayın falan bırakmazlar ki bütün mayınları temizlerler.

Su da mayın var mı yok mu bizimkilerde bir şüphe.

İşte dostlarım arkadaşlarım tarihin o sayfasında hiç bilinmeyen. Biz hep böyle meçhul asker anıtı dedik ya aslında meçhule giden hep biz olduk. Çünkü Çanakkale direnişinde canını veren orada olan her insanın bir adı var onlar gerçek kahramanlar meçhul değil hiç biri.

Tarihin o sayfasında Cemal Bey çıkıyor sahneye. Yüzbaşı Cemal. Soyadı kanununda Durusoy soyadını alacaktır. Cemal Durusoy. Yüzbaşı Cemal diyor ki:

“arkadaşlar su da mayın olup olmadığını anlamanın bir tek yolu var”

“nedir Cemal”

“şimdi bu mayınlar suyun 5 metre altında olur”

“eee”

‘bir uçakla 300 metre irtifaya çıkıp bir keşif uçuşu yaparsak su da boğaz da mayın olup olmadığını anlarız.“

’’Cemal bu harika bir plan ama bir eksiğin var… Uçak… Yani biz büyük bir uçurtma yapıp havalandırsak seni.”

“Hayır bir uçak var”

“Nerde Cemal”

“ Zamanın da İsmail Efendi Kahireye gitmek için İstanbuldan havalanmıştı”

“ee onu mu bekliyecez”

“beklesenizde gelemez düştü öldü rahmetli”

“ee Allah rahmet eylesin ne yapalım”

“eesi orada düştü kaz dağlarında düştü orada bir uçak var.”

Ve kaz dağlarında düşmüş olan o uçağı buluyoruz, onarıyoruz, yüzbaşı Cemal uçuyor…

Keşif uçuşundan sonra geliyor diyor ki “arkadaşlar su da mayın yok bütün mayınları temizlemişler.”

İşte bu keşif uçuşundan sonra Nusrat bir kez daha mayın bırakıyor. Bizim sarayın armağanlarını Japonya’ya götürmek üzere yola çıkan ama ne yazık ki geri dönüş yolun da 16 Eylül 1890 tarihinde batan bir gemimiz vardı. Neydi o geminin adı… Ertuğrul fırkateyni… 1890 yılında japon denizinde batıyor ama Ertuğrul 25 yıl sonra Çanakkale’ye bir uçak olarak dönüyor. Çünkü düşüp onardığımız o uçağa Ertuğrul adını veriyoruz.

Nusrat büyük bir görev başarıyor. Peki Ertuğrul adlı o uçağı bu millet hatırlıyor mu.

Bunca yıl onca 18 Mart Çanakkale kutlamaları… Meçhul asker.

Filozof Thomson Edi’nin bir sözü var. “Toplumlar bilgisizlik yüzünden yok olurlar.” Ne kadar biliyoruz farkındayız Çanakkale’nin insan öyküleriyle hamaset yok gerçek kahramanlarla ne kadar farkındayız Çanakkale’nin.

Amiral Guepratte’nin elinde rapor yüzbaşı imzalamış boğazda ki bütün mayınlar temizlendi tam yol İstanbul…

Şimdi anlaşıldı mı yani bu 7 düvel su da mayın olduğunu düşünemeyecek kadar özür dilerim af edersiniz aptal değildi. Ama karşılarında çok daha zeki çok daha duyarlı birileri vardı. Biz de onlara meçhul diyoruz.

Bütün diretnotlar 18 Mart boğaza giriyor birden geminin biri infilak ediyor. Amiral Guepratte şaşkın ne oldu onun kazanı mı patladı bir başka gemide infilak ediyor…

Suda mayın var mayın tarlasına girdiler motorlar stop herkes dursun. Bütün donanma kalakalıyor kımıldayamıyorlar her tarafta mayın… Tam da bizim topçuların atış alanındalar…

O anı düşünsenize bizim topçuların keyfini. Dur biraz seyredelim… Dur dur hemen ateş etme… Oğlum ateş… Birbiri ardına top mermileri amiral Guepratte donanmayı geri çekmek zorunda geri çekerken mayınlara çarpıyor bir yandan top mermileri rezil oldu.
“Çabuk bana yüzbaşıyı çağırın çabuuk”

Amiral Guepratte 18 mart günü gemisinde savaş mahkemesini kurduruyor yargılanan yüzbaşı.

“Yüzbaşı aldattın bizi ne bu rapor”

“Ama efendim”

Çanakkale savaşının en şaşkın adamı işte o yüzbaşı ne olduğunu anlayamıyor ki.

“Ama ben görevimi yaptım suda mayın olmamalı”

“Sus vatan hainisin… Karar… İdam…”

Yüzbaşı öyle üzgün şaşkın oysa o tarihe geçmeyi umut ediyordu rütbe alıp binbaşı olacaktı dahası İstanbul da sevgilisiyle buluşup evlenecekti şimdi ise ölüm bir kaç saat ilerde onu bekliyor. Yüzbaşı gözyaşları içinde. Amiral Guepratte öfkeli.

“Yüzbaşı yarın sabah bu geminin kendi gemimin direğine asılacaksın seni göreceğim”

Yüzbaşı şaşkın başı yerde

“Mahkumun son sözü”

Yüzbaşı başını kaldırıyor ve amiral Gueprattenin gözlerinin içine bakarak son sözünü söylüyor.

“BABA”

Ve ertesi sabah amiral Guepratte öz oğlu yüzbaşı Guepratte’yi kendi gemisinin direğine astırıyor…

İşte bu Ertuğrul uçağının uçuşu Nusrat’ın mayın bırakmasının ardında büyük bir dram var biliyor musunuz. Çanakkale savaşında ki bizim büyüklüğümüz Mustafa Kemal’in söylediği sözdür orada ölen insanlarla ilgili ne diyor:

“Onlar, artık bizim de çocuklarımızdır.”

Bu büyük milletin bu büyük medeniyetin Çanakkale’den çıkardığı söz şudur Atatürk’ün söylediği söz:

“Savaş, eğer bir ülke savunmasını içermiyorsa cinayettir.

Ve canımızı almaya gelenleri bu toprağın evladı yapmak gerçek kahramanlıktır.”

Bir Anzak askerinin,Çanakkale Savaşı esnasında ailesine yazdığı mektup…


tumblr_inline_n3z96u5q6j1syh1eoSevgili ve bir zamanlar mutlu ailem.
Gelibolu cehenneminden hepinize merhaba! Bu mektubu size yazmak niyetinde değildim. Aslında ben artık kimseyle konuşmak kimsenin, kimsenin yüzünü görmek istediğimden de emin değilim. Hem siz benim buraya cehennem dediğime bakamayın burası hakikaten güzel bir yer. Üzerleri toz toprakla örtülmeden önce zeytin ağaçlarının bolluğu, savaşa aldırmadan her yanda pıtır pıtır açan kırmızı gelinciklerin neşesi, akşamları yarımadayı kızıla boyayarak batan güneşin insanın içini acıtan güzelliği ve bir de Gelibolu bülbülleri. Gelibolu’da hâlâ un ufak olmadan kalan küçük bir ruh parçam mevcutsa bunu bülbüller sağlamıştır. Eğer o sırada bir Türk öldürmüyor ya da Türkler tarafından öldürülmüyorsak, Gelibolu’nun muhteşem gurubunu seyrediyoruz. Ege Denizi’nin içine gömülen güneşin biraz önce Pasifik Okyanusu’ dan yükselerek Yeni Zelanda’ da ki ertesi günü aydınlattığını bilmek insanın canını acıtıyor. Fakat bu acı hissi çok kısa sürüyor, sonra yeniden katılaşıyorum. Artık saatlerce hiçbir şey hissetmiyor ve duymuyorum. Bu arada sadece bakıyor, saklanıyor, ateş ediyor, süngü takıyor, düşman öldürüyor, bit ayıklıyor, yemek diye verdikleri kuru bisküvi, kraker, kuru et parçalarını kemiriyor, zaman olursa yatıyor, çok ender olarak da uyuyorum. Ben artık sadece bir Anzak askeriyim. Ne sevdiğim şarkılar, yemekler, kokular ne de sevdiğim insanlar… Ben artık bir sayıyım. Yaşayan bir sayı. Ölürsem o zaman da bir sayı olacağım. “Vatan uğruna kahramanca” ölmüş bir sayı. Kahramanca ve vatan uğruna! Kahramanlık mı? Hadi yaa. Kahramanlık zorla olmaz. Vatana gelince… Burası Türklerin vatanı ve bu savaş bizim savaşımız değil. Bizler İngilizlerin de söyledikleri gibi sadece “hevesli oğlan çocukları”yız. Asıl kahraman olan Türkler. “Johnny Türk” dediğimiz Türkler vatanlarını savunmak için bize karşı çok ağır şartlar altında direniyorlar ve kahramanca ölen asıl onlar.
Geçen hafta ölüleri gömmek için karşılıklı ateş kes ilan edildiğinde ilk defa Türkleri yakından ve canlıyken gördük. Türkler bize anlatılan canavarlara benzemiyordu.Onlar da gözlerinde endişe ve keder olan genç insanlardı.Onlarında arkalarında bekleyen üzüntülü aileleri, yaşlı anne-babaları, karıları belki de sevgileri vardı. Onlar da yaralanınca acı çekiyor, onlar da gencecik hayallerini bırakıp ölüyorlar. Türkler de insandı.
Bana sigara ikram eden iki Türk’e ben de konserve et verdim, ama kabul etmediler. Bu sığır etidir dediysem de inanmadılar. Aslında anlamadılar. O zaman ellerimle kafama boynuz yapıp öküz gibi böğürdüm. Güldüler. Ben de güldüm. Orada savaş meydanında etrafımız askerlerin cesetleriyle doluydu, biz düşmandık ve birbirimize gülüyorduk. Bana sigara ikram eden Türklerden bir “sen no İngiliz” diye şaşırarak sordu. “Ben İngiliz değilim” dedim. Sonra elini uzattı “ben TÜRK” dedi. Bana uzatılan eli tuttum. Orada, Gelibolu’nun en kanlı savaşlarının yapıldığı o tepede, el sıkıştık. Ben artık bu adamla nasıl düşman olabilirdim? Ben bu adamla neden düşman olmuştum ki? Düşmanım o anda artık arkadaş Türk olmuştu.
Ben bu savaşta ölmeyi reddediyorum.
Bu benim savaşım değil.
Fakat yaşamak için de hiç isteğim kalmadı.
Tanrım günahlarımı affet.
Hepinizi çok seviyorum.

Ebediyen sizin oğlunuz…
Alistair John Taylor
Gelibolu 1915

Dur Yolcu


Dur yolcu, bilmeden gelip bastığın,
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir!.

Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda,
Gördüğün bu tümsek Anadolu’nda
İstiklal uğrunda, namus yolunda,
Can veren Mehmed’in yattığı yerdir!

Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
Son vatan parçası geçerken ele,
Mehmed’in düşmanı boğduğu sele,
Mübarek kanını kattığı yerdir!…

Düşün ki haşrolan kan, kemik, etin
Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin,
Bir harbin sonunda bütün milletin,
Hürriyet zevkini tattığı yerdir!…

NECMETTİN HALİL ONAN