İlişkiler


İlişkinin temeli dürüstlük ve sadakat, ortak yaşama amacına uyum sağlamak olmalıdır. Ortak yaşama demek sadece evlilik anlamına gelmez, insanlar evlilik içinde olmadan, böyle bir hedefleri ve amaçları olmadan da birbirlerini sever ve kaygıda, sevinçte, sıkıntıda, hastalıkta, mutlulukta birlikte aynı şeyleri hissedip paylaşabilirler. Birbirlerini anlamak, ihtiyaçlarını karşılıklı olarak hissetmek, gidermek, gelecek planlarını ve varsa kaygısını, ya da gelecekte nasıl olmak istediklerini birlikte hayal edip inşa edebilmek için evli olmaya gerek yoktur. Evlilik, tüm bunları sağlayan bir ilişkide, yani sadakat, dürüslük, ortak yaşama bilincinin geliştiği bir ilişkide bunu taçlandırmak için iki kişinin oturup bağımsızca karar verdikleri bir kurumdur. İlişkinin olmazsa olmazı veya hedefi, amacı değildir. Etrafa baktığınızda bu olmazsa olmazları sağlamayan, formalite ya da zorunluluk, toplum ve çevre baskısı gibi nedenlerle kurulmuş evlilik birlikteliklerinin çatırdadığını yada ancak yine sosyal nedenlerle ayakta tutulmaya çalışıldığını göreceksiniz.
Ortak yaşamakta bencilliğe yer yoktur. Bir taraf sadece kendi mutluluğu ve esenliği için çaba sarfedemez. Birlikte hayal kurar ve o hayale varmak için yine birlikte nasıl çaba sarfetmeleri gerektiğini planlarlar. Bakın sadakat ve dürüstlükten hiç bahsetmiyorum, bu ikisi anayasa, temel kurallar dizininin ilk iki maddesidir. Bu iki kural, gerektiğinde karşı taraf için bazı şeylerden vazgeçmeyi, zarar verebilecek olayları önceden hissederek baştan engellemeyi içerir. Bilgi vermeyi, haber vermeyi içerir. Bunlar birlikte olan insanlar için zorunluluktan yapılan, kendini buna mecbur tutulduğu için istemeden yapılan şeyler değil, içinden gelerek, çoğu zaman karşı tarafın haberi bile yokken samimiyetle yapılması gereken şeylerdir. Ve tabii yalan. Yalan ilişkiyi temelden sarsan en önemli unsurdur. Bunun küçüğü, büyüğü, beyazı karası olmaz. Sıradan insanlara gösterebileceğimiz davranışları, birlikte olduğumuz, sevdiğimizi söylediğimiz kişiye yapamayız. Yalan güven duygusunu sarsar. bir kez yapıldı mı tekrar olmaması için hiçbir sebep yok demektir.
Bakın yukarda ilişkinin anayasası olarak sadakat dürüstlük ve ortak yaşama bilincinden söz ettim. Bunların alt maddelerinde yalan söylememek, ortak geleceğe inanmak, haber ve bilgi vermek gibi gerekliliklerden bahsettim. Bunlar ilişkinin olmazsa olmaz kurallarıdır. İlişki kuralları içinde sosyal medyada ilişkiyi göstermek, geçmişle sürekli takılı kalarak, birlikte olmadan önceki geçmişi ilişkinin ortasında tutarak sürekli sorgulamak olamaz. Bunlar birlikteliğe zarar veren şeylerdir. Geçmiş, sizden önce yaşanmış ve bitmiş olaylardır. Karşı taraf geçmişinde birtakım olaylar yaşamış, bir dönem bunların etkisinde kalmış hatta o dönemde ve sonrasında bir süre bu yüzden büyük sıkıntılar geçirmiş olabilir. Eğer o bunları atlatmış, unutmuş, yaşadığı bu olayların etkisinden tamamen kurtulmuş ve çok sonra sizinle bir birliktelik kurmuşsa, sizden önceki dönemde artık o geçmişte yaşadığı her neyse hiçbir etkisi kalmamışsa üzerinde, sürekli bunu sorgulayıp ilişki temelini bunun üzerine oturtmaya çalışmak, karşılaştırmalar yapmak yarardan çok zarar verecek ve ilişkiyi içinden çıkılmaz bir hale sokacaktır. Önemli olan bugünü kiminle kurduğu ve geleceği kiminle yaşamak istediğidir.
Sosyal medya konusu tamamen faklı bir olaydır. Çiftler sosyal medyada ilişkilerini açık açık ta ilan edip yaşayabilir, veya başka gözlerden uzak tutmak ta isteyebilir. Birlikte olan kişilerin herbiri için bu farklı olabilir. Karşısındakine zarar vermediği sürece paylaşma arzusunda olana da, göstermeme fikrinde olana da çiftlerin her biri saygı göstermelidir. Bunu olmazsa olmazlar dizinine sokmak zarar verici, özgürlük kısıtlayıcı ve tartışma sebebi olabilir. Aynı şekilde, karşı tarafa sunulan ve insanın içindeki duygularını anlatan paylaşımlar, şiirler, yazılar, dövmeler, hediyeler birer sembol niteliği taşır, tamamen kişisel yeteneklere ve yetişme vb çevresel şartlara bağlı olarak kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Bunların şekli, değeri, olması ya da hiç olmaması, kişinin içindeki duyguların yoğunluğu ile değil, maddi ve beyin gücü, yeteneği ya da düşünme biçimi ile ilişkili olarak değerlendirilmelidir. Karşısındaki insanı tanımayan, kabullenemeyen, beklentilerini geçmişte farklı kişilerle yaşadığı benzer durumlarla sürekli karşılaştıran insanlar mutlu olmamaya ve birlikte yaşadığı kişiyi mutsuz etmeye çaba sarfediyor demektir.

“Sadakat, tek kalıp bir elbiseydi. Kimine bol, kimine dar geldi.Dürüstlük, çok beyazdı. Temiz tutamam deyip, kimse almadı.Velhasıl, insanoğlu çıplak kaldı. Ar, edep ve haya sığınacak bir beden aradı. İşte aşk, bütün bu kusurları bir ten olup kapattı. Aşk’a, bir vefa borcu kaldı. Onu’da, Allah (c.c) için sevenler aldı.

Hz Mevlana”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s