Yalnızlık Mavisi

Posted on


Er ya da geç, ama mutlaka bir gün ya da zalim bir gecede gelip sarılan bir beladır yalnız yaşayanın başına. İçinin en titreyen sesiyle söylersin kendine. Bu söylediğini duyunca, bazen, ağlarsın bile kendine:
“Bir nefes sesi bari olsa evde.”
Bir nefes sesi için kimlere gider insan, kimlere ikram eder kendini. Işıklı bir bardak su ikram eder gibi karanlık ve kıymet bilmez ağızlara, çiğnenmek üzere.
Hatta kimi kez iki yalnız böyle gecelerin sabahında rastlarlar birbirlerine. Hiç konuşmadan, hiç kurcalamadan sarılırlar birbirlerine, bir daha hiç birbirlerinin ellerini bırakmamak üzere.
Her iki yalnız da bir nefes peşinde olduğundan, her ikisi de bir tene, bir sese kanaat ettiğinden yürür giderler hayatın içinde. Teslim olmuş askerlerin kederi vardır yüzlerinde, yetinmenin sessizliği.
Akarlar birbirine…
Başlangıçtaki yetinme kavlini bozmazsa birinden biri, beraber ihtiyarlayacaklardır artık. Ne zaman birinden birinin aklına gelse başka hayatlar kurulabileceği, bir sıkıntı olacaktır evin içinde. Ama mutlaka diğeri hatırlatacaktır ona, yalnızlığın karşısında diz çökülen o geceyi.
Eğer kimse tamah etmezse “daha iyisine”, yaptıkları çocuklara bakacaklardır oturma odalarında. Bir ömür de böyle geçecektir işte.
Bazen de, sanki merhametli bir tanrı görmüş gibi yalnız olanın halini, birbirlerinin yoluna çıkarır ışıklı iki ruhu. Tereyağından kıl çeker gibi olup biter her şey, bir çiçeğin yanından yürür gibi kurulur ilişki. Su gibi akar iki insan birbirine, birbirinde birikir iki kişi. İyidir. Çok iyidir böylesi.
‘Hayret vakti’
Küçük kavgalar edilir, sonra çaylar koyulur. Daha yarısına gelmeden bardağın, iki gövde birbirine dolanır, dolaşır. Bir çok şey konuşulmadan hallolur, iki insan birbirinde bir şahane film gibi kaydolur.
Biri diğerinin yatakta kalan kokusuna sarılır, öteki berikinin çamaşırlarına yüzünü bastırır. Gün içinde aklına gelir biri diğerinin, diğeri ötekinin sesini duymak için bahaneler yaratır.
Fakat… Ama… Ne olsa da işte… Niyeyse… İnsanın ancak yalnızken yapabileceği şeyler vardır. En pamuk şekeri aşkta bile insanın, sanki terk ettiği tek kişilik evinde, eski iç evinde özlediği bir şeyler kalır. Ve bu özlenenler içerisinde en içe işleyeni yalnızlık laciverdidir. Sabah gelen o “hayret vakti”!
Bazen yolculukta olur bu mavi. Sabaha kadar süren yolculukta, buğulu camda, yol yol akan camda, gün aydınlanır. Gece öyle bir döner ki sabaha, bir çocuk hayretiyle kalakalırsın.
Yalnızlara kalsın…
Bazen evde olur bu mavi. Sabaha kadar oturursun. Saat sana aittir nasılsa, kimse yoktur. Niyeyse oturmuşsundur sabaha karşı, evin ışıkları açıktır. “Artık yatsam mı?” dersin, sıkıla sıkıla. Kalkarsın, evin ışıklarını söndürürsün ve…
Evin içi kararınca, işte o anda camların dışı aydınlanır. Ne sabahtır o an ne de artık gece seni saklamaktadır. Camı açarsın, bir yalnızlık fotoğrafı olursun. Kederli gibi olursun, neşeli gibi ve sanki her şeyi anlar ve her şeyi içine sindirirsin.
Sokağa bakarsın, tepende uçan sabah kuşlarına. Hayret edersin. Bu maviyi ne zaman görsen sanki ilk kez görüyor gibi hayret edersin… Sabah bu kadar mı güzel olur, her seferinde kendine bunu dersin.
Biri varsa hayatında işte o maviyi niyeyse pek görmezsin. Yalnız insanlarındır o mavi, rahat bırak! Sen git yat ısıtılmış yatağa, sevdiğin ayaklarını ısıtsın. Bırak bari bu sabah mavisi yalnızlara kalsın.

Ece Temelkuran

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s